eski tarih buluntuları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eski tarih buluntuları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2009 Pazar

Çoban Mustafa Paşa Külliyesi




Çoban Mustafa Paşa Külliyesi Üst
Kocaeli Gebze ilçesi Gölcükönü Meydanı, Bağdat Caddesi ile Küçük Yazı Sokağı, Çömlekçi Bayırı ve Odunkapısı sokakları arasında bulunan Çoban Mustafa Paşa Külliyesi, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılmış en büyük külliyelerden birisidir. Yapı topluluğu cami, medrese, imaret, kütüphane, dergah, kervansaray, türbe ve paşa odalarından meydana gelmiştir.
Çoban Mustafa Paşa’nın asıl ismi Gazi Mustafa Bin Abdülkerim olup, Kapucubaşı görevinde bulunmuş, 1571’de ikinci Vezirliğe, 1522’de de Mısır Beylerbeyliği’ne getirilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın kız kardeşi Hafsa Sultan ile evlenmiş Belgrat, Rodos seferlerine katılmış, 1529’da Viyana seferine gitmek üzere iken ölmüştür. Gebze’deki külliyesinin bir bölümünü oluşturan türbesine gömülmüştür.

Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin yapım tarihi ve mimarı tartışmalıdır. Mimar Sinan’ın eserlerinin listesini veren Tuhfetü’l Mimarin’de cami, imaret ve medresenin ismi geçmektedir. Cami ve medresenin kapıları üzerinde 1523-1524 tarihleri yazılı ise de Mimar Sinan 1521’de Belgrat, 1522’de Rodos seferine katılmıştır. Prof.Dr.Metin Sözen yapı topluluğunun tasarım ve uygulamasının tamamen Mimar Sinan tarafından yapılmasının güç olacağını belirtmektedir. Büyük olasılıkla yapı topluluğunun planlarını Mimar Sinan düzenlemiş, uygulamasını da Mimar Hüssam Ağa yapmıştır. Evliya Çelebi de bu konuda; “Bu camiyi Süleymaniye Cami-i Şerifi’ni yapan Koca Mimar Sinan’ın başhalifesi Hüssam Kalfa büyük bir maharet ve üstatlıkla yapıp, şirin ve ince fenlerinde büyük sanatını göstermiştir” demektedir.

Yapı topluluğu 117.00×106.10 m. ölçüsünde geniş bir alanı kaplamaktadır. Yapı topluluğunun avlusuna dört ayrı kapıdan girilmektedir. Külliyenin asıl girişi Kütüphane altında olup, Gölcükönü Meydanı, kervansaray yönünde imaret ile türbe avlusu arkasından da içeriye girilmektedir. Bunlardan Gölcükönü Meydanı’ndaki giriş üzerinde Sultan II.Abdülhamit’in tuğrası ile onarım kitabesi bulunmaktadır.

Cami avlusunun arkasında daha geniş ikinci bir avlu olup, buraya türbe avlusu ismi verilmiştir. Bu şekildeki arka avlulu plan şeması daha sonraki yıllarda Kocaeli Pertev Paşa Külliyesi’nde Mimar Sinan tarafından yenilenmiştir.

Çoban Mustafa Paşa, külliyesine zengin vakıflar da tesis etmiştir. Gebze’de 98 dükkan, başhane, bozahane ve bir aşçı dükkanı vakfetmiştir. Ayrıca vakfiyesinde külliyenin padişahın temlik ettiği geniş bir arazide kurulduğu yazılı olup, sınırları tüm ayrıntıları ile belirlenmiştir.

Cami
Yapı topluluğunun ortasında yer alan cami, Klasik Osmanlı mimarisinin özgün örneklerinden birisidir. Bezemelerindeki Memluk etkisi, Çoban Mustafa Paşa’nın Mısır’la olan bağlantısına ve orada yapmış olduğu görevden kaynaklanmaktadır.

Caminin girişi önünde beş kubbeli bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Buradaki mukarnas başlıklı altı porfir sütun sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Ortadaki bölüm diğerlerinden daha yüksek tutulmuş ve camiye giriş daha görkemli bir hale getirilmiştir. Caminin son cemaat yerine açılan pencerelerindeki kiremit renkli mermer söveler, küfi yazılar ve duvar panoları Memluklu sanatının etkisini açıkça göstermektedir. Giriş kapısı 1.53×2.92 m. ölçüsünde yüksek görünümlü, mermer söveli ve mukarnas dolguludur. Burada iki satır halinde sülüs yazılı bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Bu Allah’ın halifesi Sultan Süleyman han bin Sultan Selim Han, Allah hayatını, saltanatını ebedi kılsın. Bu ikisinin veziri bina ve inşaatın sahibi Mustafa Paşa tarafından tamir edilmiş bir imarettir. Güzellik ve parlaklık sahibi olduğundan tarihi hayren hasena 930 (1523)”.

Cami 14.55×14.55 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri dört trompun taşıdığı 24 m. yüksekliğinde, 14 m. çapında bir kubbe ile örtülmüştür. Trompların içleri istiridye kabuğu görünümünde yivlerle süslenmiş olup, bunların altlarına stalaktitli üçgenler yerleştirilmiştir. Ayrıca kubbe çevresinde tek sıra halinde stalaktit dizilerinin birbirini izlediği görülmektedir. Duvarlar taş kaide üzerinde kesme taş ve tuğla dizilerinin peş peşe sıralanmasından meydana gelmiştir.

Caminin içerisi her duvarda dörder, kasnakta da sekiz olmak üzere yirmi dört pencere ile aydınlatılmıştır. Mihrap beş köşeli, mermer bir niş şeklinde olup, mukarnaslarla son bulur. Ayrıca mukarnaslardan oluşmuş bir bordür mihrabı çepeçevre kuşatmıştır. Mihrap nişindeki kufi levhalar buraya ayrı bir görünüm kazandırmıştır. Mihrap nişindeki bezeme, dışındaki ince bordür ve üçgen boşluklar siyah renkte macunla doldurulmuş ve böylece farklı bir görünüm elde edilmiştir. Mihrabın sağında yer alan minber, mermerden yapılmış, yan korkulukları geometrik geçmelerle bezenmiştir. Mihrabın üçgen alınlıklarında yer yer yıldızlara yer verilmiş, çokgenler ve zincirlerden oluşmuş motifler kompozisyonu tamamlamıştır.

Caminin içerisindeki ve son cemaat yerindeki mermer kaplamaları Çoban Mustafa Paşa Mısır’dan getirtmiştir. Bu mermer levhalardan ötürü de cami, Kahire’deki Sultan Hasan Medresesi (1356-1362), Kahire Şeyh Melik Müeyyed Camisi (1413-1420), Ebubekir İbn-i Mashar Medresesi (1479-1480), Kahire Gavri Medresesi (1503), Süleyman Paşa Camisi (1528-1529) ve Sultan el-Burdayn (1616-1626) camileri ile çok yakın benzerlikler göstermektedir.

Çoban Mustafa Paşa Camisi’nin ahşap işçiliği de yapıya ayrı bir görünüm kazandırmıştır. Kapı ve pencere kanatlarında çok kanatlı, yıldız şekilli lüle taşından kakmalar bulunmaktadır. Ayrıca bunların üzerine de çeşitli kitabeler yazılmıştır.

Çoban Mustafa Paşa Camisi’nin kalem işlerinde orijinal örneklere yer yer rastlanırsa da bunların büyük çoğunluğu geç devirlere ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 1950’li yıllardan sonraki onarımlarında yapılmıştır. Orijinal kalem işleri müezzin mahfili ile alt sıra pencerelerin tavanlarında görülmektedir. Buradaki motiflerde kırmızı ve altın yaldız çok bol kullanılmış ve çiçekli bezemelere de geniş yer verilmiştir.

Caminin minaresi XVI.yüzyıla tarihlendirilmektedir. Kesme taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli olup, şerefesinin altı stalaktit ile kaplıdır.

Cami avlusunun ortasında bulunan şadırvan mermer bir havuzun çevresinde kare kesitli altı ahşap direğin taşıdığı çatı ile örtülüdür. Ahşap sütunlar arasında abdest alanlar için oturma sekileri yerleştirilmiştir.

Medrese
Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin güneydoğu kanadını oluşturan medrese, caminin solundaki Şeftali Kısığı Sokağı ile dış avlu arasında yer almaktadır. Klasik Osmanlı üslubunda yapılan, üç tarafı revaklarla çevrili medresenin üç ayrı giriş kapısı vardır. Bunlardan ikisi kuzey, diğeri de güney cephesindedir.

Medrese 15.00×10.40 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı olup, baklava başlıklı sütunların oluşturduğu bir revak avluyu çepeçevre dolaşmaktadır. Bunların arkasında ise medrese hücreleri yer almaktadır. Medresenin tümü moloz taş ve tuğla duvarlı olup, on yedi hücresi bulunmaktadır. Bu hücreleri örten kubbeler tuğladandır. Medrese hücrelerinden daha görkemli olan dershane, kare planlı olup üzeri sekizgen kasnağın taşıdığı bir kubbe ile örtülüdür. Giriş kapısı üzerinde celi-sülüs yazılı bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Zamanın veziri Allah rızası için güzel bir medrese yapmıştı”.

Medresede bezemeye yer verilmemiştir. Orijinal yapımında da medresenin bezemelerinin olup olmadığı da kesinlik kazanamamıştır. Dış pencerelerin taş kakmalarla süslendiği kaynaklarda belirtilmişse de bunu kanıtlayacak izlere rastlanmamıştır. Dershane avlusunda bulunan kuyu üzerinde tavus kuşu motifi ile silik bir haç motifi görülmektedir. Bu da kuyu ağzının bir Bizans yapısından getirildiğine işaret etmektedir.

İmaret
Çoban Mustafa paşa Külliyesi’nde, caminin sağında yer alan imaret, türbe avlusundan 2.65 m. yüksekliğinde pencereli bir duvarla ayrılmıştır. İmaretin girişi batıda olup, 5.00×5.50 m.lik bir odadan aynı büyüklükte ikinci bir odaya geçilmektedir. Duvarları gömme payeli, geniş kemerlerle bölünmüş bu mekanların yemek yenilen yerler olduğu sanılmaktadır. Bunlara bitişik iki büyük ocaklı mekan ise, mutfaktır. Bunların yanında kiler, fırın ve odun ambarları da bulunmaktadır.

Kervansaray
Çoban Mustafa Paşa Camisi’nin karşısında, Bağdat Caddesi ile Küçük Yazı Sokağı’nda bulunan kervansaray dikdörtgen planlı bir yapıdır. Kervansaray aynı eksen üzerinde bir giriş mekanı, bunun iki yanında iki ayrı ahır bölümünden meydana gelmiştir. Ahır bölümleri arazi konumundan ötürü diğer yapıların daha altındadır.

Yapımında tuğla ve taş kullanılan ve payelerle ikiye ayrılan kervansarayın girişi 2.40×5.10 m. ölçüsünde basık kemerlidir. Giriş bölümünün üzeri kubbe, diğer bölümler tonoz örtülüdür. Buradan yan duvarlarında birer ocağın yer aldığı kare planlı, kubbeli bir diğer mekana, oradan da ahırlara geçilmektedir. Simetrik plan düzenine göre yapılan ahırlar yuvarlak kemerlerle birbirlerine bağlı olup, dörder paye ile ikiye bölünmüştür.

Bimarhane
Günümüze ulaşamayan bimarhane, cami avlusunun solunda yer alıyordu. Burada bulunan yapının bimarhane olduğu ileri sürülmüştür. Bimarhane üzeri kubbelerle örtülmüş 10 odadan meydana gelmiştir. Bunların önüne altı sütunun taşıdığı tonozlu bir revak yerleştirilmiş, ancak onlar da günümüze ulaşamamıştır.

Bimarhanedeki odalar kemerli kapılarla avluya açılmaktadır. Bu odaların içerisinde taş setler ve ocaklar bulunmaktadır.

Kütüphane
Yapı topluluğunun batısında, avlu kapısı üzerinde bulunan kütüphane iç içe iki kare oda görünümündedir. Kesme taştan yapılmış tuğla sıraları ile de hareketlendirilmiştir. Sokağa bakan ve diğerine göre daha yüksek olan odanın üzeri sekizgen bir kasnağın taşıdığı 3.50 m. çapında bir kubbe ile örtülmüştür. Bu odanın dördü sokağa, biri yanlara olmak üzere altı penceresi vardır. Cami avlusuna bakan diğer oda ise tonoz örtülü olup, içerisi dört pencere ile aydınlatılmıştır.

Çoban Mustafa Paşa kütüphaneye tefsir, tefsir şerhleri, hadis, hadis şerhleri, usul ve füru, fetva ve Kuran olmak üzere 165 cilt kitap vakfetmiştir. Bu kitaplar İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ndedir.

Türbe
Yapı topluluğunun arkasında, mihrap yönünde ve ikinci avlunun ortasında bulunan Çoban Mustafa Paşa, türbesine öldükten sonra gömülmüştür.

Klasik Osmanlı türbelerinin güzel bir örneği olan bu türbe sekizgen planlı, kesme taştan yapılmıştır. Mermer kaplı girişin üzerini altı payenin taşıdığı bir çatı örtmektedir. İç mekan 6.40 m. çapında sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülüdür. Türbenin duvarları 3.50 m. yüksekliğe kadar XVI.yüzyıl çinileri ile kaplanmıştır. Bu çiniler lacivert renkte, beyaz zemin üzerine çeşitli çiçek kompozisyonlarından meydana gelmiştir. Ayrıca hatayiler, Rumiler, küçük yapraklar, goncalar, spiral dallar da bu kompozisyonu tamamlamıştır.

Türbe avlusunda bir de mermer güneş saati bulunmaktadır.

Dergâh
Külliyenin avlusunda, kuzeybatı köşesinde yer alan dergah, kubbeli bir tevhidhane ve on iki derviş hücresinden meydana gelmiştir. Derviş hücreleri 6.25×16.90 m. ölçüsündeki küçük bir avlunun etrafında sıralanmıştır. Bunların önünde dokuz sütunun taşıdığı, meyilli bir çatının örttüğü revaklar bulunmaktadır. Hücrelerin her biri kareye yakın dikdörtgen planlı olup, içlerinde ocak ve raflar bulunmaktadır.

Dergahın Nakşibendi tarikatı’na ait olduğu söylenmektedir. Ahşap kısımları zamanla harap olmuş ve 1865 yılında onarılmıştır.

Darüşşifa ve Paşa Odaları
Yapı topluluğunun doğusunda bulunan ve L biçiminde planı olan Darüşşifa yıkılmış ve günümüze ulaşamamıştır. Darüşşifanın kubbeli odaları önünde de revakları olduğu sanılmaktadır. Ayrıca avlunun kuzeydoğu köşesinde sekiz kubbeli oda bulunmaktadır. Bu odalara paşa odaları ismi verilmiştir. Odalar 5.25×5.25 m. ölçüsünde kare planlı olup, içlerinde ocak ve rafları vardır. Altta iki, biri de yukarıda olmak üzere her oda üçer pencere ile aydınlatılmıştır. Bunların kubbe ve kubbe eteklerinde alçı palmetli bezemeler bulunmaktadır.

Gebze Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin 1950 yılından sonra onarımına başlanmıştır. Bu dönemde Y.Mimar Alaaddin Özaktaş ve Y.Mimar Süreyya Yücel külliyenin cami bölümünü restore etmiştir. Ardından 1961-1970 yıllarında da Y.Mimar Cahide Tamer külliyenin bütününü onarmıştır.

5 Aralık 2009 Cumartesi

ZEUGMAGAP PROJESİ




ZEUGMAGAP Projesi''nin en önemli barajlarindan olan Birecik Baraji, 2000 yilinda su toplamaya basladi ve 2500 yillik antik Zeugma kentinin beste biri sulara gömüldü। Birecik Baraji, yilda 2,5 milyar kilowatt saatlik enerji üretimiyle, sulayacagi 70 bin hektarlik Barak Ovasi''yla, Birecik ve Nizip''e verecegi içme suyuyla ülkemizin önemli projelerinden... Ama bir yandan da yasamlarini degistirdigi 30 bin kisi, tamamen haritadan silinen 9 köy düsünülürse, bölgeye, insan yasami boyutunda büyük degisiklikler de getiren bir proje...


Zeugma''nin dünya ve Türkiye medyasinda bir bomba gibi patlamasi, Amerika''da New York Times''da çikan, Stephen Kinzer''a ait "Bir Roma Aniti Için Sulu Mezar" baslikli yaziyla oldu. Bu yazi, Birecik Baraji''nin sularinin yükselmeye basladigi 2000 yili Mayis ayinda yazildi. Bir anda Zeugma medyanin ilgi odagi oldu.Ve barajin en üst seviyeye yükseldigi 2000 Ekim''ine kadar kurtarma kazilari hiz kazandi. TRT tarafindan hazirlanan "Zeugma... dün... bugün" belgeseli, görkemli Roma metropolünü tanitmaya çalisirken, Zeugma''da o günkü yasami, insani boyutlariyla da ekrana getiriyor. Ayrica Türk arkeologlarin, yabanci arkeologlarin da katilimiyla yaptigi kurtarma çalismalarini, Zeugma''da bulunan muhtesem mozaikleri de tanitiyor."Zeugma" belgeselinin özgün müzigini Derya Köroglu besteledi.Yapim - Yönetim: Kerime Senyücel Kamera: Sarper Hokna Metin: Yrd.Doç.Dr.Rifat Ergeç, Kerime Senyücel Kurgu: Yusuf Sen Müzik: Derya KörogluOrijinal VCD yi TRT websayfasinda online satin alabilirsiniz.www.trt.net.tr/wwwtrt/marketdevam.aspx?urunid=148ZEUGMABelkis / Zeugma , Gaziantep'in Nizip ilçesinin 10 km. dogusunda , Firat Nehri kenarinda ayni adi tasiyan köyde yaklasik 20 bin dönümlük bir arazi üzerinde yer almaktadir. Büyük Iskender'in genarellerinden Selevkos Nikator M.Ö. 300'de Belkis / Zeugma'nin ilk yerlesimi olan Selevkeya Euphrates kentini kurar. Belkis / Zeugma , M.Ö. 64 yilinda Roma Imparatorlugu'nun topraklarina katilir, ismi ise geçit ve köprü anlamina gelen Zeugma olarak degistirilir. M.S. 256 yilinda Sasani krali Sapur Belkis / Zeugma'yi ele geçirerek kenti yakip yikar. Bu tarihten itibaren Zeugma bir daha kendini toparlayamaz ve Roma dönemindeki ihtisamina ulasamaz. Belkis / Zeugma ; M.S. 4.yüzyilda Geç Roma, M.S. 5. ve 6. yüzyillarda ise Erken Bizans hakimiyetine girmistir. M.S. 7. yüzyilda Arap akinlari neticesinde Belkis / Zeugma terk edilir. Daha sonralari M.S.10. ve 12. yüzyillar arasinda küçük bir Abbasi yerlesimi bölgede yer alir ve M.S. 17. yüzyil da ise Belkis köyü kurulur. Belkis / Zeugma , Kommagene Kralligi'nin dört önemli kentinden birisidir.Helenistik dönemde “Firat Seleukeia”si adiyla anilmis olan kent, Firat Nehri üzerinde bir iskelesi bulunan ve Antakya'dan Çin'e uzanan Ipek Yolu'nun Zeugma'dan geçmesi dolayisiyla önemli bir ticaret potansiyeline sahip antik bir sehirdir. Roma döneminde buraya Anadolu'lu askerlerden olusturulan “Sikitia (Iskit) Lejyonu” adi verilen askeri birlik konuslandirilmistir. Bu birlik daha sonralari, daha bir Romali karekter kazanarak “Dördüncü Lejyon” adiyla görev yapmis olup, Zeugma'da özellikle asker karekterinin agir bastigi bir nekropol heykeltrasligi akiminin baslamasina neden olmustur.Bu alanda steller, kaya kabartmalari,heykeller ve sunaklar gibi degisik formlarda ortaya koydugu örneklerden yeni olusmaya baslayan Zeugma karekterini hissettirmistir.Zeugma, Roma döneminde biraz da Lejyon merkezi olmanin verdigi canlilikla oldukça zenginlesmistir. Belkis / Zeugma ile Firat'nin karsi kiyisindaki Apameia kentine baglanti saglayan, büyük olasilikla agaç kütüklerinden yapilmis sallara dayanan ahsap bir köprü bulunmaktaydi. Nitekim burada o dönemin büyük bir gümrük oldugu ve azimsanmayacak miktarda bir sinir ticaretinin yapildigi belirlenmistir.Çünkü günümüzde Iskeleüstü olarak adlandirilan tepede yapilan kazilar sonucunda bir arsiv odasinda Bulla adi verilen 65.000 adet mühür baskisi ele geçirilmistir. Papirus, parsomen, para torbalari ve gümrük balyalarini mühürlemede kullanilan bu mühür baskilari Zeugma'da güçlü bir haberlesme aginin yaninda büyük bir ticaretin yapildigini da göstermektedir. Firat'in kiyisindan baslayarak batiya dogru 300 metre yükselen engebeli yamaçlar, akropol eteklerine kadar yerlesim yeridir. Bu yamaçlarinin güney ve bati kesimi nekropol, dogu ve kuzeydogu taraflari mahalleler, kuzey kesimi ise kentin yönetimi ve toplumsal bölümleri ile lejyon bölgesi idi. Akropol'ün üzerinde ise, kentin adina bastirilan Zeugma sikkelerinde sikça rastlanan Tykhe Tapinagi bulunmaktaydi. Simdiki haliyle sehir, yaklasik 4-5 metre kalinlikta toprak dolgu altindadir ve bütün alan Antep fistigi agaçlariyla kaplidir.Toprak üzerinde ise sadece birkaç yapi izi ile birkaç mimari parça izlenebilmektedir.Uzun yillardan beri kaçak kazi ve tarihi eser kaçakçiligina maruz kalan bölge önemini 1992 yilinda kaçakçilara karsi Gaziantep Müzesi'nce Arkeolog Dr. Rifat ERGEÇ baskanliginda baslayan kazilarla göstermistir.Ilk kazilarda bir Roma villasi ortaya çikarilmistir.Daha sonralari iki villanin teras mozaikleri çikarilarak Gaziantep Müzesi'ne tasinmistir. Belkis / Zeugma da 1987, 1992-1997,1993-1994,1996-1998 ve 1998-1999 dönemlerinde zaman zaman yabanci Üniversitelerden Arkeolog ve ekiplerin katildigi arkeolojik kazilar yapilmistir. Bu kazilarda çok kaliteli bronz esyalar ve heykelcikler (bronzdan kanatli ayaklar) , sikkeler, heykeller, mezar stelleri ve kabartmalar elde edilmistir. Bu eserler Gaziantep Müzesi Belkis / Zeugma Salonunda sergilenmektedir. Zeugma kentinin ileri gelenleri, zenginleri, yüksek rütbeli subaylari gibi elit tabakanin oturdugu anlasilan villalar bölgesi tamamen Firat manzarasina hakim ve güney rüzgarlarina açiktir. 1992 yilinda yapilan kazilarda ortaya çikarilan M.S. 2. yüzyila tarihlenen Roma villasinda Atriumlu plana sahip olan evin bas odasi (tablinium) ve önündeki galeride sanat degeri çok yüksek mozaikler bulunmustur.7,5 x 3,75 metre boyutunda olan mozaik dösemede üzüm ve sarap tanrisi Dionysos ve karisi Ariadne'nin dügün merasimi tasvir edilmistir.Firat taslariyla islenmis olan mozaiklerde, tonlariyla birlikte 13 renk kullanilmistir.Bu sanat degeri çok yüksek olan mozaikler yerinde korunarak sergilenmek üzere önlemler alinarak ziyarete açilmistir. Fakat ülkemizin bir çok bölgesinde oldugu gibi bu sanat saheserinin de 2/3'ü, 1998 yili Haziran ayi içerisinde bazi sahislar tarafindan yerinden sökülerek çalinmistir.Dionysos'un dügün merasiminin islendigi bu essiz mozaigin çalinmasinin ardindan kalan diger parçalar korunmasi için yerinden sökülerek Gaziantep Müze Müdürlügü'ne tasinmistir. Baraj insaatinin baslayacagini göz önünde bulunduran Kültür Bakanligi, 1995 yilinda Gaziantep Müze Müdürlügü baskanliginda ve Nautes Üniversitesi'nden bir Fransiz arkeleoji ekibinin katilimiyla yogun kurtarma kazilarini baslatmistir. 1999 yili sonbaharinda Mezar üstü mevkiinde ilk buluntularin ortaya çikarildigi alanla, Zeugma uluslararasi bir üne kavusmustur. Bundan sonra Gaziantep Valisi baskanligindaki Il Encümen üyelerinin destekleriyle Gaziantep Valiligi Il Özel Idaresinden saglanan kaynaklarla Gaziantep Arkeoloji Müzesi'nce kurtarma kazilarina hiz verilmis olup, bu kazilarda iki Roma villasi tamamiyla gün isigina çikartilmistir.M.S.256 yilinda Sasani saldirisiyla yakilip yikilan ve yangin katinin altinda kalan bu villalar; birinci katin eriyen kerpiç duvarlari, daha sonra da yukari teraslardan akip gelen 3 metre kalinliginda erozyon topragi ile örtülerek günümüze kadar korunmustur.Bu sebeple oda içlerinde çok sayida sikke, bronz samdan, pismis topraktan kandil ve çömlekler, mozaikler ve freskler ele geçirilmistir. Ayrica sirt üstü yatar sekilde duran bir MARS heykeli de bulunmustur. Kurtarma kazilarina devam edilmekte olup,kazi alanlarindan çikartilan mozaikler ve diger tarihi eserler su altinda kalmaktan kurtarilarak Gaziantep Arkeoloji Müzesi'ne tasinmistir.Bu kurtarma kazilarina merkezi Gaziantep'te bulunan Sanko Holding'in ve Birecik Baraji Konsorsiyumu'nun katkilari olmustur. Bir anlamda Anadolu'nun kapisi sayilan iki önemli geçide Firat Nehri sadece iki yerden izin vermistir.Bunlardan birincisi Samsat (Samosata), digeri de Belkis / Zeugma'dir. Samsat, Atatürk Baraji'nin sulari altinda kalmistir.Birecik Baraj gölünde su tutulma isleminin tamamlanmasiyla birlikte Belkis / Zeugma'nin yaklasik 1/5'lik bölümü sular altinda kalacaktir. Merkezi ABD'de bulunan PACKART Humanity Institute'ün maddi destekleri ve GAP Idaresi Baskanligi'nin araciligiyla;bu bölgede su tutulma islemleri sona erene kadar Gaziantep Müze Müdürlügü baskanliginda çok uluslu bir ekip kazi, belgeleme ve kurtarma çalismalarina devam edilmektedir.