beyazid kulesi tarihçesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beyazid kulesi tarihçesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2009 Cumartesi

Sultan II. Bayezid Külliyesi




Sultan II। Bayezid Külliyesi - EdirneGENEL BILGILER Külliye'nin kurulus amaci, dönemin en önemli sehirlerinden ve 2। baskent konumundaki Edirne'yi bir darrussifaya (Hastane) kavusturmakti। Genis amaçli düsünülen,Külliyedeki diger üniteler ise hastane hizmetini dogrudan veya dolayli olarak tamamlayan sosyal, kültürel ve dini nitelikteki yapilardir। Tüm birimlerin ayni amaca yönelik hizmetleri döneminin saglik ve sosyal yardim anlayisini yansitmaktadir। Tüm yapilar toplulugunun 4 yil gibi kisa bir sürede bitirilmesi ise imparatorlugun ekonomik ve teknik gücünün bir göstergesidir.

Külliye'nin içinde su üniteler bulunmaktadir: 1- Darüssifa (Hastane)2- Tabhane (Misafir ve Dinlenme Evi)3- Tip Medresesi (Temel Bilimler Fakültesi)4- Camii5- Imaret (Mutfak, yemekhane, depo, v.s)6- Köprü (Tunca Nehri üzerinde)7- Hamam8- Degirmen ve su deposu9- Sibyan Mektebi (Ilkokul)10- Mehterhane (Dönemin musiki konservatuari)11- Muvakkithane (Günün saatlerini, takvimi bildiren kurulus)Bu ünitelerden günümüze kadar ayakta kalmis olanlar 1-6 numarada yazilmis olanlardir. 7-11 numarada belirtilenler yikilmislardir. 9-10 ve 11 numarada belirtilenler ise külliyenin vakfiyesinde gösterilmemis olup, bunlar sonradan yapilmislardir. Hastanenin Kurulus Yillarindaki KadrosuHastane kadrosunda, 1 bastabip, 2 tabip, 2 göz mütehasisi, 2 operatör , 1 eczaci vardi. Diger personelle birlikte personel sayisi toplam 21'ye ulasiyordu. Çesitli dönemlerde bu personel sayisinda degisiklikler olmustur. BÖLÜMLER Müze üç ana bölümden meydana gelmistir.Birinci Avlu: Ilk avlunun bulundugu birinci bölümde geçmiste poliklinik odalari olarak kullanilan sütunlar yanindaki sira odalarda, çesitli sergiler yer almaktadir. Hizmet Odalari olarak kullanilan mutfak, çamasirhane, ve suruphane gibi odalarda ise, külliyenin eski mutfagi canlandirilmistir. Burada ayrica eski Edirne fotograflari sergisi vardir. Ayni avluda geçmiste eczane ve ilaç depolari olarak kullanilan 2 genis salonun birinde hekimligin tarihini anlatan bir sergi bulunmakta, karsisindaki odada ise Edirne Valiligi'nin armagan ettigi Mimar Sinan Eserleri Sürekli Fotograf Sergisi yer almaktadir.Ikinci Avlu: Ikinci avluda küçük bir bahçe ve karsilikli yer alan 4 oda vardir. Bu odalar geçmiste yönetici odalari olarak kullanilmistir. Su an ise 2 oda yine müze yöneticileri tarafindan kullanilmaktadir. Karsisinda ise Dr. Rifat Osman ve Ord.Prof.Dr. Süheyl Ünver'e adanan 2 oda bulunmaktadir.Sifahane Bölümü: Üçüncü bölüm geçmiste hastalarin yatirildigi bölümdür. Burada 4 yazlik, 6 kislik oda ve bir musiki sahnesi vardir. Ortadaki havuzun sadrivanindan su akmaktadir. Geçmiste ruh hastalarinin musiki, su sesi ve güzel kokularla tedavi edildigi akustigi ile ünlü bu mekan Istanbul Ruh Hastalarini Readaptasyon Dernegi tarafindan dönemin atmosferine uygun manken ve isik sistemi ile düzenlenmistir. Bu bölümü gezen ziyaretçiler, son derece basarili yapilmis mankenler, muusiki ve sadrivandan akan su sesi ile geçmisteki tedavi ortamini bire bir yasamaktadirlar.Medrese: Geçmiste tip medresesi olarak kullanilan ve dönemin hekimlerinin yetistirildigi ve Medrese-i Etiba adi verilen egitim bölümü su an Trakya Üniversitesi tarafindan Çagdas Resim ve Heykel Müzesi olarak düzenlenmistir. Burada 18 ögrenci odasi, bir dershane ve bunlarin açildigi bir orta avlu vardir.Bu bölümde saglik müzesi kadar ilgi çekmektedir.

ZEUGMAGAP PROJESİ




ZEUGMAGAP Projesi''nin en önemli barajlarindan olan Birecik Baraji, 2000 yilinda su toplamaya basladi ve 2500 yillik antik Zeugma kentinin beste biri sulara gömüldü। Birecik Baraji, yilda 2,5 milyar kilowatt saatlik enerji üretimiyle, sulayacagi 70 bin hektarlik Barak Ovasi''yla, Birecik ve Nizip''e verecegi içme suyuyla ülkemizin önemli projelerinden... Ama bir yandan da yasamlarini degistirdigi 30 bin kisi, tamamen haritadan silinen 9 köy düsünülürse, bölgeye, insan yasami boyutunda büyük degisiklikler de getiren bir proje...


Zeugma''nin dünya ve Türkiye medyasinda bir bomba gibi patlamasi, Amerika''da New York Times''da çikan, Stephen Kinzer''a ait "Bir Roma Aniti Için Sulu Mezar" baslikli yaziyla oldu. Bu yazi, Birecik Baraji''nin sularinin yükselmeye basladigi 2000 yili Mayis ayinda yazildi. Bir anda Zeugma medyanin ilgi odagi oldu.Ve barajin en üst seviyeye yükseldigi 2000 Ekim''ine kadar kurtarma kazilari hiz kazandi. TRT tarafindan hazirlanan "Zeugma... dün... bugün" belgeseli, görkemli Roma metropolünü tanitmaya çalisirken, Zeugma''da o günkü yasami, insani boyutlariyla da ekrana getiriyor. Ayrica Türk arkeologlarin, yabanci arkeologlarin da katilimiyla yaptigi kurtarma çalismalarini, Zeugma''da bulunan muhtesem mozaikleri de tanitiyor."Zeugma" belgeselinin özgün müzigini Derya Köroglu besteledi.Yapim - Yönetim: Kerime Senyücel Kamera: Sarper Hokna Metin: Yrd.Doç.Dr.Rifat Ergeç, Kerime Senyücel Kurgu: Yusuf Sen Müzik: Derya KörogluOrijinal VCD yi TRT websayfasinda online satin alabilirsiniz.www.trt.net.tr/wwwtrt/marketdevam.aspx?urunid=148ZEUGMABelkis / Zeugma , Gaziantep'in Nizip ilçesinin 10 km. dogusunda , Firat Nehri kenarinda ayni adi tasiyan köyde yaklasik 20 bin dönümlük bir arazi üzerinde yer almaktadir. Büyük Iskender'in genarellerinden Selevkos Nikator M.Ö. 300'de Belkis / Zeugma'nin ilk yerlesimi olan Selevkeya Euphrates kentini kurar. Belkis / Zeugma , M.Ö. 64 yilinda Roma Imparatorlugu'nun topraklarina katilir, ismi ise geçit ve köprü anlamina gelen Zeugma olarak degistirilir. M.S. 256 yilinda Sasani krali Sapur Belkis / Zeugma'yi ele geçirerek kenti yakip yikar. Bu tarihten itibaren Zeugma bir daha kendini toparlayamaz ve Roma dönemindeki ihtisamina ulasamaz. Belkis / Zeugma ; M.S. 4.yüzyilda Geç Roma, M.S. 5. ve 6. yüzyillarda ise Erken Bizans hakimiyetine girmistir. M.S. 7. yüzyilda Arap akinlari neticesinde Belkis / Zeugma terk edilir. Daha sonralari M.S.10. ve 12. yüzyillar arasinda küçük bir Abbasi yerlesimi bölgede yer alir ve M.S. 17. yüzyil da ise Belkis köyü kurulur. Belkis / Zeugma , Kommagene Kralligi'nin dört önemli kentinden birisidir.Helenistik dönemde “Firat Seleukeia”si adiyla anilmis olan kent, Firat Nehri üzerinde bir iskelesi bulunan ve Antakya'dan Çin'e uzanan Ipek Yolu'nun Zeugma'dan geçmesi dolayisiyla önemli bir ticaret potansiyeline sahip antik bir sehirdir. Roma döneminde buraya Anadolu'lu askerlerden olusturulan “Sikitia (Iskit) Lejyonu” adi verilen askeri birlik konuslandirilmistir. Bu birlik daha sonralari, daha bir Romali karekter kazanarak “Dördüncü Lejyon” adiyla görev yapmis olup, Zeugma'da özellikle asker karekterinin agir bastigi bir nekropol heykeltrasligi akiminin baslamasina neden olmustur.Bu alanda steller, kaya kabartmalari,heykeller ve sunaklar gibi degisik formlarda ortaya koydugu örneklerden yeni olusmaya baslayan Zeugma karekterini hissettirmistir.Zeugma, Roma döneminde biraz da Lejyon merkezi olmanin verdigi canlilikla oldukça zenginlesmistir. Belkis / Zeugma ile Firat'nin karsi kiyisindaki Apameia kentine baglanti saglayan, büyük olasilikla agaç kütüklerinden yapilmis sallara dayanan ahsap bir köprü bulunmaktaydi. Nitekim burada o dönemin büyük bir gümrük oldugu ve azimsanmayacak miktarda bir sinir ticaretinin yapildigi belirlenmistir.Çünkü günümüzde Iskeleüstü olarak adlandirilan tepede yapilan kazilar sonucunda bir arsiv odasinda Bulla adi verilen 65.000 adet mühür baskisi ele geçirilmistir. Papirus, parsomen, para torbalari ve gümrük balyalarini mühürlemede kullanilan bu mühür baskilari Zeugma'da güçlü bir haberlesme aginin yaninda büyük bir ticaretin yapildigini da göstermektedir. Firat'in kiyisindan baslayarak batiya dogru 300 metre yükselen engebeli yamaçlar, akropol eteklerine kadar yerlesim yeridir. Bu yamaçlarinin güney ve bati kesimi nekropol, dogu ve kuzeydogu taraflari mahalleler, kuzey kesimi ise kentin yönetimi ve toplumsal bölümleri ile lejyon bölgesi idi. Akropol'ün üzerinde ise, kentin adina bastirilan Zeugma sikkelerinde sikça rastlanan Tykhe Tapinagi bulunmaktaydi. Simdiki haliyle sehir, yaklasik 4-5 metre kalinlikta toprak dolgu altindadir ve bütün alan Antep fistigi agaçlariyla kaplidir.Toprak üzerinde ise sadece birkaç yapi izi ile birkaç mimari parça izlenebilmektedir.Uzun yillardan beri kaçak kazi ve tarihi eser kaçakçiligina maruz kalan bölge önemini 1992 yilinda kaçakçilara karsi Gaziantep Müzesi'nce Arkeolog Dr. Rifat ERGEÇ baskanliginda baslayan kazilarla göstermistir.Ilk kazilarda bir Roma villasi ortaya çikarilmistir.Daha sonralari iki villanin teras mozaikleri çikarilarak Gaziantep Müzesi'ne tasinmistir. Belkis / Zeugma da 1987, 1992-1997,1993-1994,1996-1998 ve 1998-1999 dönemlerinde zaman zaman yabanci Üniversitelerden Arkeolog ve ekiplerin katildigi arkeolojik kazilar yapilmistir. Bu kazilarda çok kaliteli bronz esyalar ve heykelcikler (bronzdan kanatli ayaklar) , sikkeler, heykeller, mezar stelleri ve kabartmalar elde edilmistir. Bu eserler Gaziantep Müzesi Belkis / Zeugma Salonunda sergilenmektedir. Zeugma kentinin ileri gelenleri, zenginleri, yüksek rütbeli subaylari gibi elit tabakanin oturdugu anlasilan villalar bölgesi tamamen Firat manzarasina hakim ve güney rüzgarlarina açiktir. 1992 yilinda yapilan kazilarda ortaya çikarilan M.S. 2. yüzyila tarihlenen Roma villasinda Atriumlu plana sahip olan evin bas odasi (tablinium) ve önündeki galeride sanat degeri çok yüksek mozaikler bulunmustur.7,5 x 3,75 metre boyutunda olan mozaik dösemede üzüm ve sarap tanrisi Dionysos ve karisi Ariadne'nin dügün merasimi tasvir edilmistir.Firat taslariyla islenmis olan mozaiklerde, tonlariyla birlikte 13 renk kullanilmistir.Bu sanat degeri çok yüksek olan mozaikler yerinde korunarak sergilenmek üzere önlemler alinarak ziyarete açilmistir. Fakat ülkemizin bir çok bölgesinde oldugu gibi bu sanat saheserinin de 2/3'ü, 1998 yili Haziran ayi içerisinde bazi sahislar tarafindan yerinden sökülerek çalinmistir.Dionysos'un dügün merasiminin islendigi bu essiz mozaigin çalinmasinin ardindan kalan diger parçalar korunmasi için yerinden sökülerek Gaziantep Müze Müdürlügü'ne tasinmistir. Baraj insaatinin baslayacagini göz önünde bulunduran Kültür Bakanligi, 1995 yilinda Gaziantep Müze Müdürlügü baskanliginda ve Nautes Üniversitesi'nden bir Fransiz arkeleoji ekibinin katilimiyla yogun kurtarma kazilarini baslatmistir. 1999 yili sonbaharinda Mezar üstü mevkiinde ilk buluntularin ortaya çikarildigi alanla, Zeugma uluslararasi bir üne kavusmustur. Bundan sonra Gaziantep Valisi baskanligindaki Il Encümen üyelerinin destekleriyle Gaziantep Valiligi Il Özel Idaresinden saglanan kaynaklarla Gaziantep Arkeoloji Müzesi'nce kurtarma kazilarina hiz verilmis olup, bu kazilarda iki Roma villasi tamamiyla gün isigina çikartilmistir.M.S.256 yilinda Sasani saldirisiyla yakilip yikilan ve yangin katinin altinda kalan bu villalar; birinci katin eriyen kerpiç duvarlari, daha sonra da yukari teraslardan akip gelen 3 metre kalinliginda erozyon topragi ile örtülerek günümüze kadar korunmustur.Bu sebeple oda içlerinde çok sayida sikke, bronz samdan, pismis topraktan kandil ve çömlekler, mozaikler ve freskler ele geçirilmistir. Ayrica sirt üstü yatar sekilde duran bir MARS heykeli de bulunmustur. Kurtarma kazilarina devam edilmekte olup,kazi alanlarindan çikartilan mozaikler ve diger tarihi eserler su altinda kalmaktan kurtarilarak Gaziantep Arkeoloji Müzesi'ne tasinmistir.Bu kurtarma kazilarina merkezi Gaziantep'te bulunan Sanko Holding'in ve Birecik Baraji Konsorsiyumu'nun katkilari olmustur. Bir anlamda Anadolu'nun kapisi sayilan iki önemli geçide Firat Nehri sadece iki yerden izin vermistir.Bunlardan birincisi Samsat (Samosata), digeri de Belkis / Zeugma'dir. Samsat, Atatürk Baraji'nin sulari altinda kalmistir.Birecik Baraj gölünde su tutulma isleminin tamamlanmasiyla birlikte Belkis / Zeugma'nin yaklasik 1/5'lik bölümü sular altinda kalacaktir. Merkezi ABD'de bulunan PACKART Humanity Institute'ün maddi destekleri ve GAP Idaresi Baskanligi'nin araciligiyla;bu bölgede su tutulma islemleri sona erene kadar Gaziantep Müze Müdürlügü baskanliginda çok uluslu bir ekip kazi, belgeleme ve kurtarma çalismalarina devam edilmektedir.

Pamukkale Traventenleri




PAMUKKALE (Hierapolis)Denizli ilinin 18 km. kuzeyinde yer alan Hierapolis antik kentinin arkeoloji literatüründe Kutsal Kent olarak adlandirilmasi, kentte bilinen bir çok tapinak ve diger dinsel yapinin varligindan kaynaklanmaktadir.

Hierapolis cografi konumu ile kendisini çevreleyen çesitli tarihi bölgeler arasinda yer almaktadir. Ilk Çag''''da yasayan Strabon ile Ptolemaios verdikleri bilgilerde, Karia bölgesine sinir olan Laodikeia ve Tripolis kentlerine yakinligi ile Hierapolis''''in bir Frigya kenti oldugunu ileri sürerler. Hierapolis olarak adlandirilmadan önce kentte bir yasamin var oldugunu Ana Tanriça kültünden dolayi biliyoruz. Kentin kurulusu hakkinda bilgilerin kisitli olmasina karsin; Bergama Krallarindan II. Eumenes tarafindan M.Ö. II. yy'''' baslarinda kuruldugu ve Bergama''''nin efsanevi kurucusu Telephos''''un karisi Amazonlar kraliçesi Hiera''''dan dolayi, Hierapolis adini aldigi bilinmektedir. Hierapolis, Roma Imparatoru Neron dönemindeki (MS. 60) büyük depreme kadar, kentlesme ilkelerine bagli kalarak özgün dokusunu sürdürmüstür.Kent, Neron dönemi depreminden büyük zarar görmüs ve tamamen yenilenmistir. Üst üste yasadigi bu depremlerden sonra, tüm niteligini kaybetmistir. Hierapolis Roma Dönemi''''nden sonra Bizans Dönemi''''nde de çok önemli bir merkez olmustur. Bu önem, MS. 4. yüzyildan itibaren Hiristiyanlik merkezi olmasi (metropolis), MS. 80 yillarinda, Hz. Isa''''nin havarilerinden olan, Aziz Philip''''in burada öldürülmesinden kaynaklanmaktadir. Hierapolis, 12. yüzyil sonlarina dogru Türklerin eline geçmistir.BASLICA KALINTILARAna Cadde ve Kapilar: Yaklasik 1 km. uzunlugundaki kentin genis ana caddesi, kenti bir ucundan diger ucuna ikiye böler. Iki tarafinda sütunlu galeriler ve önemli kamu yapilari vardir. Her iki ucunda birer anitsal kapi bulunmaktadir. Bu kapilar ve caddenin büyük bölümü Roma Dönemi''''nde insa edildiginden, Bizans surunun disinda kalmaktadir. Güneyinde MS.5. yüzyila tarihlenen ''''''''Güney Bizans Kapisi'''''''' vardir. Kuzeyde, iyi korunmus, üç gözlü ve iki yaninda yuvarlak kuleleri olan kapida, Imparator Domitian''''a ithaf edilmis Latince yazilmis bir yazit vardir. Bu yazittan dolayi buna Domitian Kapisi veya Roma Kapisi denir. Bu kapidan güneye inen yolun surla kesistigi yerde, MS. 5. yüzyilda tarihlenen "Kuzey Bizans Kapisi" bulunmaktadir. SURLARMS. 5. yüzyilda, kuzey, güney ve dogu yönlerinde surlarla çevrilmistir. Büyük kismi bugün yikilmis halde olan surlara, 24 adet kare planli kule yerlestirilmistir. Iki anitsal kapi ve iki küçük kapi olmak üzere 4 girisi vardir. Kuzey ve güney anitsal kapilari ana caddeye açilir. Büyük Hamam Kompleksi: Bugün, masif duvarlari ve bazi tonozlari ayakta kalabilmis olan yapinin iç mekanlarinin mermerle kapli olduguna dair izler bulunmaktadir. Hamamin plani diger tipik Roma hamamlari gibidir. Önce giriste büyük avlu, iki yaninda büyük holler bulunan kapali dikdörtgen bir alan ve esas hamam yapisi yer alir. Palaestra''''nin yan kanatlarinda, biri güneyde, digeri kuzeyde olan iki büyük hol imparatora ve törenlere ayrilmistir. Hamam kompleksinin kalintilari MS. 2. yüzyila tarihlenir. Büyük hole bitisik tonozlu kapali mekanlar günümüzde müze olarak kullanilmaktadir.Apollon Tapinagi: Mevcut tapinak, eski ve dini magara olarak bilinen Plutonion üzerine kurulmustur. Yerli halkin en eski dini merkezi olan bu yerde Apollon, bölgenin Ana Tanriçasi Kybele ile bulusmustur. Eski kaynaklar, Ana Tanriça Kybele rahibinin bu magaraya indigini ve zehirli gazdan etkilenmedigini bildirirler. Apollon Tapinagi''''nda üst yapiya ait kalintilar MS. 3. yüzyildan geriye gitmemektedir. Tapinak alanina genis basamaklarla çikilir. Tiyatro: Yamaca yaslanmis tüm cephesiyle birlikte korunabilen büyük bir yapidir. Insasina MS. 60 yilinda olan büyük depremin ardindan Flaviuslar döneminde MS. 62 yilinda baslanmis, MS. 206 yilinda tamamlanmistir. 50 oturma sirasi bulunur ve 8 merdivenle 7 bölüme ayrilmistir. Caveanin tam ortasindan geçen diozomaya her iki yandan tonozlu birer geçit ile girilir. Sütunlarin arasi heykellerle süslenmis olup, burada yapilan kazilar sirasinda bol miktarda heykel bulunmustur. Sahne arkasindaki duvarlarda ise mermer kabartmalar yer alir. Kiliseler: Kent merkezinde, 6. ve 7. yüzyillara ait bir Katedral, Direkli Kilise ve iki kilise daha yer alir. Ayrica MS. 6. yüzyil basinda Büyük Hamam Kompleksinin merkezi holü kiliseye dönüstürülmüstür. Kuzey bölgesinde de küçük sapeller mevcuttur. INANÇ TURIZMINekropol : Batidaki traverten alanlari disinda kalan üç yönde nekropol alanlari bulunmaktadir. Bunlar yogunlukla Tripolis-Sardes''''e giden kuzey yolunun ve Laodikeia-Colossae''''ye giden güney yolunun iki tarafinda yer alir. Mezarlarda kireçtasi ve mermer kullanilmistir. Mermer kullanimi daha çok lahit tiplerinde görülür. Kuzey nekropolü, erken Hiristiyanlik dönemine kadar karakteristik lahitleri, mezar tiplerini ve mezar anitlarini bir arada içerir. Kentte görülen mezarlar lahit, tümülüs ve ev tipi mezarlardir. Konut mimarisini animsatan mezar yapilari, nekropolün en önemli elemanlaridirLaodikeia: Çürüksu (Lykos) irmaginin güneyinde kurulmustur. Kentin adi antik kaynaklarda daha çok "Lykos''''un kiyisindaki Laodikeia" seklinde geçmektedir. Diger antik kaynaklara göre ise, kent MÖ. 261-263 yillari arasinda II. Antiokhos tarafindan kurulmus ve kente Antiokhos''''un karisi Laodikeia''''nin adi verilmistir.Laodikeia, MÖ. I. yüzyilda Anadolu''''nun en önemli ve ünlü kentlerinden biridir. Kentteki büyük sanat eserleri bu döneme aittir. Romalilar da Laodikeia''''ya özel bir önem vermisler ve Kibyra (Gölhisar-Horzum) Conventus''''unun merkezi yapmislardir.Imparator Caracalla zamaninda Laodikeia''''da bir seri kaliteli sikke basilmistir. Laodikeia halkinin da katkilariyla kentte çok sayida anitsal yapi yapilmistir. Küçük Asya''''nin 7 ünlü kilisesinden birinin bu kentte bulunmasi, Hiristiyanligin burada ne kadar önemli oldugunu göstermektedir. MS. 60 yilinda meydana gelen çok büyük bir deprem kenti yerle bir etmistir.Laodikeia''''nin Yapilari Büyük Tiyatro: Antik kentin kuzeydogu tarafinda, araziye uygun olarak Roma insa tarzinda yapilmistir. Sahnesi tamamen yikilmis olup, cavea (seyircilerin oturdugu bölüm)ve orkestrasi(sahnenin önündeki koro veya oyuncularin yer aldigi bölüm) oldukça saglam durumdadir. Yaklasik 20.000 kisiliktir.Küçük Tiyatro: Büyük tiyatronun 300 metre kadar kuzeybatisinda yer almaktadir. Araziye uygun olarak, Roma tarzinda insa edilmistir. Scenesi (sahne)tamamen yikilmis olup, cavea ve orkestrasinda da bozulmalar mevcuttur. Yaklasik 15.000 kisi alabilecek büyüklüktedir.Stadyum ve Cimnazyum: Kentin güneybatisinda, dogu-bati dogrultusunda uzanmaktadir. Stadyumun ek yapilari ile cimnazyum bir bütünlük teskil edecek sekilde yapilmistir. MS. 79 yillarinda yapilan stadyumun uzunlugu 350 metre, genisligi 60 metredir. Amfiteatr seklinde yapilmis olan yapinin, 24 oturma basamak sirasi bulunmaktadir. Büyük bölümü tahrip olmustur. MS. 2.yy. ''''da yapilan cimnazyumun, Proconsul Gargilius Antioius tarafindan insa ettirilerek Imparator Hadrianus ve esi Sabina''''ya ithaf edildigine dair yazit bulunmustur.Anitsal Çesme: Kentin ana caddesi ile ara caddesi kösesinde yer almaktadir. Roma dönemi yapisidir. Iki cepheli olarak yapilmis havuz ve nisleri vardir. Bizans zamaninda onarim görmüstür. Meclis Binasi: Kentin güneybatisindadir. Dikdörtgen planli olan anitsal yapi, dogu-bati yönünde uzanmaktadir. Ana giris dogu cephesindedir.Zeus Tapinagi: Antik Laodikeia kentinin sütunlu caddesinin dogu kesiminde, küçük tiyatro ile Nymphaeum (anitsal çesme)arasinda bulunmaktadir. Büyük Kilise: Sütunlu caddenin güneyinde caddeye bitisik olarak insa edilmistir. Sadece tasiyici bölümlerinden bir kismi ayakta kalmistir. Ana giris kilisenin batisindadir.KAPLICALARKarahayit Kaplicasi: Pamukkale termal kaplicasi sisteminin bir kolu sayilan bu kaplica, Pamukkale''''nin 5km kuzeyinde, Karahayit Kasabasi''''ndadir. Kalp, damar sertligi, yüksek tansiyon, romatizma-siyatik, deri sinir, lumbago, gibi hastaliklarla uyuz, sivilce, kasinti gibi deri hastaliklarina iyi gelir.Pamukkale Kaplicalari: Il merkezine 18km uzaklikta bulunan eski Hierapolis kentinin bulundugu alandir. Travertenler yaratan karstik alanlardan çikan sular; bünyesindeki kireç çözeltisi, genellikle beyaz renkte ve pamuk balyalarini andiran kalker tüflerini, Pamukkale travertenlerini olusturmaktadir.Pamukkale termal suyunun tedavi edici özelligi, çok eski çaglardan beri anlasilmis, yüzyillar sonra sifa niteligi bilimsel olarak kanitlanmistir. Kaynaklar etrafinda dini ayinler yapilmis, senlikler düzenlenmis, büyük devlet adamlari ve zengin kisiler antik dönemde tedavileri için Hierapolis''''e gelmislerdir.