11 Ekim 2010 Pazartesi

Kıbrısın Tarihi




Kıbrıs
   Eski Devirlerde Kıbrıs:

Mısır'ın on sekizinci sülalesine mensup III. Tutmez, Doğu Akdeniz'e hakim olan Kıbrıs Adası'nı M.Ö. yaklaşık 1450 tarihinde zabetti. 450 sene Kıbrıs'a hakim olan Mısırlılar, Ada'nın medeniyeti üzerinde hiç bir etki yapamadılar.

450 sene Mısır hakimiyetinde bulunduktan sonra Kıbrıs, Akdeniz sömürgeci devletlerinden Fenike'nin eline geçti. M.Ö. yaklaşık 1000 tarihinde Fenike Kralı Hiram Kıbrıs'ı zaptetti. Kıbrıs'ta Fenike hakimiyeti M.Ö.709 tarihinde sona erdi.

Kıbrıs, Fenike hakimiyetinden sonra M.Ö. 669 senesine kadar Asur idaresinde kaldı. Mısır'ın son Firavunlarından Amasis II, M.Ö. 525 tarihine kadar Kıbrıs, Mısırlılara bağlı olarak Salamis Kralı Evalton tarafından idare edildi.

M.Ö. 332'den itibaren Kıbrıs, Büyük İskender'e bağlandı. İskender'in ölümünden sonra Ada'da Ptolemeler egemenliği başladı (M.Ö.294).

Kıbrıs iki buçuk asır Ptolemeler'in idaresinde kaldı. Romalı Kartacalılar arasında yer alan ve tarihi "PÖN SAVAŞLARI" olarak geçen savaşlardan galip çıkan Romalılar egemenlik alanlarını Anadolu ve Suriye'ye kadar genişlettikten sonra, Ptolemeler'i ortadan kaldırıp Kıbrıs'ı ele geçirdiler.

İmparator Büyük Theodosius'un ölümünden sonra coğrafi olarak merkezi İstanbul olan Doğu Roma İmparatorluğu'nun sınırları içinde kalan Kıbrıs, 395 tarihinden başlayarak, Bizans egemenliği altına girdi.

Kıbrıs, 1192 yılından sonra, üç yüzyıl Guy de Lussingan'in soyundan gelen Katolik Krallar tarafından yönetilmiştir. Bu devirde Türk-Kıbrıs ilişkileri Anadolu Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Türklerin Antalya'yı ele geçirmeleriyle başlar.

Lussingan Kralı I. Hugh ve Anadolu Selçuklu Sultanları İzzettin Keykavus ve Gıyasettin Keyhüsrev arasında karşılıklı "altın mühürle" gönderilmiş mektuplar, Kıbrıs'la Anadolu arasında eski iyi ilişkilerin devam ettiğini göstermektedir. Kıbrıs, 1489'da Lussingan'lardan sonra Venedikliler'in yönetimine geçti.

1453 yılında İstanbul'un Türklerin eline geçmesi ve Bizans İmparatorluğu'nun sona ermesi, Doğu Akdeniz'in kontrolü için Venedik ile Osmanlı İmparatorluğu arasında rekabeti artırdı.

Venedikliler, Doğu Akdeniz'de önemli imtiyazlar elde etmişlerdi. Ancak Venedik, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul fethinden sonra birçok imtiyazlarını kaybetti.

Fatih Sultan Mehmet, Kıbrıs'a karşı hemen ciddi bir harekete girişme konusunda tereddütteydi. Çünkü Kıbrıs, 1426'dan beri Mısır Memlükleri'ne vergi veriyordu.

Dolayısıyla Ada, Osmanlılarca bir İslam devletinin yüksek hakimiyeti altındaydı.

İkinci Bayezıt devrinde, 1485 yılında Türklerle Memlükler arasında savaş başlayınca durum değişti. Türkler, Kıbrıs'ı ele geçirmek için planlar yapmaya başladılar.
Osmanlı İdaresinde Kıbrıs :

Kıbrıs, oldukça hareketli Mısır-İstanbul deniz ticaret yolu üzerinde önemli bir engeldi. Burası Venedikliler'in elinde bulunuyor, Ada'da yuvalanan Venedik desteğindeki Hıristiyan korsanlar sık sık ticaret ve haç gemilerini vuruyorlardı.

Kıbrıs'ın Ortadoks olan yerli halkı Venedik yönetimince Katolik almaya zorlanıyor, ağır vergiler altında eziliyor ve Venedikliler'in topraklarında angarya usulüyle çalışmak zorunda bırakılıyordu. Osmanlı Devleti'nin adaletli yönetimini bilen halk, fırsat buldukça İstanbul'a heyetler göndererek kendilerinin bu zulümden kurtarılmasını istiyorlardı.

Osmanlı Devleti'nin Girit ve Kıbrıs Adaları'na olan ilgisini gören ve bu iki ada elinden gittikten sonra büyük devlet olma vasfını kaybedeceğini bilen Venedik Yönetimi, bir taraftan Osmanlılar'la iyi geçinmeye çalışıyor, diğer taraftan da Avrupa'da Osmanlılar'a karşı girişilen hareketleri el altından destekleyerek iki yüzlü bir politika takip ediyordu.

16.asır sonlarında Akdeniz bir "Türk Gölü" haline gelmişti. Fakat Doğu Akdeniz'de Türk Ülkesi'nin siyasi ve ekonomik güvenliğini tehdit eder bir durumu da Kıbrıs Ada'sı Venedik hakimiyetinde idi. Padişah II. Selim bu tehdidi ortadan kaldırmak için Lala Mustafa Paşa'yı görevlendirmiş ve Mustafa Paşa da Donanmayı-ı Humayun ile hareket edip 1570 yılının sonlarına doğru Kıbrıs Adasını fethetmiştir.

Fethi müteakip kısa bir sürede Anadolu'dan sevk edilen Türk nüfus ile Kıbrıs'ın her alanda Türk-İslam memleketi haline gelmesi sağlanmıştır. Tüklerin müsaamması sayesinde Rumlar ve diğer etnik unsurlar yüzyıllar boyu varlıklarını devam ettirmişlerdir. 19.asır boyunca Osmanlı Devleti doğu, batı ve kuzeyde, oldukça geniş topraklarını kaybetmiştir. Ruslarla yüz yıl boyunca kronik bir seyir yakıp eden harpler Türk Milletinde „Moskof Düşmanlığı“killi bir kin haline getirmiştir. 1877-1878’de Rusların Balkanlar ve Kafkaslar üzerinden Osmanlı topraklarına girmesi ile İngilizler Kıbrıs’ta bir üs verilmesi karşılığında Osmanlı Devleti’ne yardım edeceğini bildirmiştir. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu olumsuz şartlar bu teklifin kabul etmesinde en büyük etken olmuştur
İngiliz İdaresinde Kıbrıs:

Adaya yerleşen İngilizler, harpler olmuş bitmiş lakin onlar yardim hususunda yerlerinden bile kıpırdamamışlardır. İngilizler Mısır'ı işgalleri altına almış, Süveyş Kanalını açmışlar ve Hindistan'ı egemenliklerine altına almış ve buna bağlı olarak tarihi Baharat Yolları'na sahip olmuştur.

Kıbrıs'a hileli bir yolla ayak basan İngilizlerin asıl amacı Doğu Akdeniz hakimiyetiyle; Hindistan'daki hakimiyetini pekiştirmekti. Osmanlı ve Osmanlı-Rus savaşları İngiltere'yi pek fazla ilgilendirmiyordu.
Kıbrıs'a misafir olarak çıkan İngiltere daha sonraki dönemlerde Kıbrıs'a "milletlerarası hukuku çiğneyerek " vali tayin edip, sömürge yönetiminin bir benzerini de burada da oluşturmaya başlamıştır.

Osmanlı Devleti'nde İngiltere'ye kafa tutacak bir irade mevcut olmadığı için bu oldu bittiye maalesef çok fazla itiraz edememiştir. 19. asır başlarında başta, Rusya, İngiltere ve Fransa'nın himayelerinde ayaklanan Rumlar, Mora Yarımadasında 1829 yılında Yunanistan Devletini kurarak çıkmışlardır.

İngiliz'lerin adaya çıkması ile birlikte Kıbrıslı Rumların hamisi kesilen "Yunanistan" bununla da yetinmeyip, adayı Yunanistan'a bağlama projesi geliştirmişti: "ENOSİS"
Osmanlı Devleti girmiş olduğu 1.Cihan Harbi'nden maalesef yenik çıkmış, Muhteşem Osmanlı İmparatorluğu Emperyalist İngiltere, Fransa, Rusya ve diğerleri tarafından paramparça edilmişti.

Bununla da yetinmeyen Emperyalist devletler 30 Ekim 1918 yılında imzalattıkları Mondros Mütarekesi ile kalan Anadolu topraklarını da işgale başlayıp Türk Milleti'ne "İSTİKLAL" mücadelesi verdirtmişlerdir. İngiliz'lerin evlad-ı manevisi Rumlar (Yunanlılar) Batı Anadolu'da Türk'ün "Osmanlı Tokadını" yemişti. Son yüzyılın en büyük komutanı ve tartışmasız en büyük devlet adamı Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın liderliğinde Türk Milleti "Türkiye Cumhuriyeti" ile yoluna devam etmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun dünya devletlerince kabul ve tasdik edildiği Lozan Antlaşması'nda Kıbrıs Türklerinin de durumu tartışılmıştır.

Maalesef Lozan Antlaşması'nın 16., 20. ve 21. maddelerindeki Kıbrıs'ın İngiltere'ye ait olduğu kabul edildiği gibi, İngiliz dayatması ile Kıbrıs Türklerinin adayı terke zorlanmaları da söz konusu ediliyordu...

19. asrın başlarında nüfusun ekseriyetini teşkil eden adanın sahib-i ekseriyesi Türklerin adadan kovulma süreçleri de başlamıştı. Aksine Türkiye'den kovulan Rumlar adaya yerleştiriliyor ve Türk nüfusunun azınlıkta kalmaya mahkum ediliyordu. 1940'lı yılların başına kadar Kıbrıs'ta azalarak mevcudiyetini sürdüren Kıbrıs Türkleri, Rumların ENOSİS heveslerini frenlemek ve kendi varlıklarını sürdürmek için 18 Nisan 1943 yılında Kıbrıs Türklerinin ilk siyasi partisini kurarak, Dr. Fazıl Küçük liderliğinde yeni bir döneme doğru yol almıştı.

Daha sonra kurulan, İşçiler Birliği, Çiftçiler Birliği , Milli Parti birleşerek "Kıbrıs Türk Birliği”ni oluşturarak varlık mücadelelerini tüm dünyaya ilan ederler. 1950'li yılların başına kadar Türkiye Kıbrıs Meselesinde Maalesef iyi bir imtihan verememiştir. 1950'lerde Yunan Generali Grivas'ın adaya gelip ENOSİS'i gerçekleştirmek için EOKA terör Örgütü'nü kurup, Türk'lere karşı katliamlara girişmesi ile Türkiye tavrını değiştirme durumunda kalmıştır.

Büyük İngiltere İmparatorluğu'nun II. Dünya Savaşı sonucunda çözülme sürecine giren İngiltere'nin Kıbrıs'ı terk edeceğini anlayan Kıbrıslı Rumlar Yunanistan'ında açık desteğiyle "Halk Oylaması" yapıp Kıbrıs'ta önce bir Kıbrıs Rum Devleti kurmak, sonrada adayı Yunanistan'a bağlamak niyetlerini aşikarane ilan edince, Türkiye ve Türk Halkından tepki görmekte gecikmemişlerdir.

Rumların bu hareketine Türkiye-Adada Taksim tezini ortaya atmıştır. 1949'da Malatya Kültür Derneğinin Kıbrıslı Türklere sahip çıkan ilk mitingi, 1950'li yıllarda bütün Türkiye'ye yayılmış ve Türk Milleti Kıbrıslı kardeşlerine sahip çıkmıştır.

Türkiye bundan sonra "Kıbrıs Meselesi"ni milli bir dava olarak benimseyecek ve Kıbrıs Türk'ünün hep yanında olacaktır. 1955'lerden itibaren,Türkiye'ye dalga dalga yayılacak olan " Kıbrıs Mitingleri" ile Türk Halkı “Milli Mücadele” den sonra en büyük milli heyecan dalgası ile ayağa kalkacak ve Kıbrıslı kardeşlerinin en büyük teminatı olacaktır.

1959 yılında Londra ve Zürich’e Türkiye-İngiltere ve Yunanistan arasında yapılan konferanslar, Türk ve Rum ortaklığı "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin kurulmasıyla neticelenecektir. 15-16 Ağustos 1960 tarihinde ilan edilen, Kıbrıs Cumhuriyeti'nde Cumhurbaşkanı Rumlardan (Baş Piskopos Makaryos), yardımcısı Türklerden (Dr. Fazıl Küçük) oluşmaktaydı. % 70 - % 30 ortaklıkla oluşan Cumhuriyetin teminatı, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye olacaktır.

10 Ağustos 2010 Salı

Ayvalık Tarihi Yerleri

click to zoom

Şeytan Sofrası

Şeytan Sofrası adını kayalıkların üstünde yer alan yuvarlak sofra görünümündeki tepeden almıştır. Şeytan Sofrası, Çamlık Orman Kampı’nın yukarısında yer alıyor.

Şeytan Şofrası’na vardığınızda ziyaretçilerin dilek dileyerek, içine bozuk para attıkları bir ayak izi göreceksiniz. Efsaneye göre; ayak Şeytan’ın ayağının izi. Ancak burada tek bir ayak var, diğer ayağının izinin ise, karşı dağda bulunduğu söyleniyor.

Güneşin doğuşu ve batışının dünyada en güzel görüldüğü [...]




Çamlık

Çamlık, Ayvalık ilçe merkezine 3 km uzaklıkta bulunuyor. Ayvalık’tan kalkan otobüslerle gidiliyor. Çamlık’ta konaklama tesisleri, lokantalar, kamp alanları ve tenis kortu bulunmaktadır. Denize girebilir, piknik yapabilir ve mükemmel manzarayı seyrederken kafanızı dinleyebilirsiniz.


Cunda Adası(Alibey)

CundaCunda’nın ilçe merkezine uzaklığı 8 km’dir. Cunda Adası’nın eski adı Nesos olup, şuan Alibey de denilmektedir. Cunda Adası Ayvalık’ın tam karşısında bulunuyor. Cunda Adası’nda serin bir deniz , temiz hava, şahane yemekler ve Rum kültürünü bulacak; hediyelik eşya satan yerlerden kendinizi alamayacaksınız. Eski Rum evleri arasında dolaşırken kendinizden geçeceksiniz.
Özellikle balık restorantları meşhur olan Cunda da, kabak çiçeği dolması, kaşarlı kalamar da yiyebilirsiniz. Arkasından meşhur lokmasını yemeden Cunda’dan ayrılmayın. Zeytin ve zeytin yağının belkide anavatanı olan Cunda, etrafı çam ve zeytin ağaçları ile çevrilidir.
Adalar kenti olan Ayvalık’ın tek yerleşim olan yeridir Cunda. Cunda’da çok sayıda kilise ve manastır bulunmaktadır. Taksiyarhis Kilisesi, Agios Yannis ve Panaya Kiliseleri de bu bölgede bulunmaktadır.
Cunda’da köyün simgesi haline gelmiş taş kahve ilk türk kahvesi olup, Ayvalıkla Cunda arasındaki köprü ise, Türkiye’nin ilk boğaz köprüsüdür. Köprü 1966′da Senatör Nejat Sarlıcalı’nın önayak olması ile yapıldı. Köprüden önce adaya salla geçilirdi, şuan minibüs ile ulaşabilirsiniz, ancak şimdi de deniz yoluyla adaya ulaşmak mümkün.
Cunda kendisi gibi 21 komşuya sahip. Balıkada, Pınar Adası, Karaada, Güvercinada ve diğerleri karadaki tümsekler gibi dizilidir. Bu adalar arasında sular zaman zaman o kadar sığlaşırki, birinden diğerine yürünecek duruma gelir.




Saint Jean Kalesi (Tirebolu)

saint-jean-kalesi
saint-jean-kalesi
Miletoslular tarafından kurulan şehir ismini üç şehir demek olan Tri-polis’ten almış. Bir görüşe göre şehir bu adı yan yana bulanan üç burun üzerine kurulu olmasından, diğer bir görüşe göre ise Sen-Jan Bedreme ve Andoz isimli üç kaleden dolayı almış. Sen Jan kalesi Tirebolu’nun merkezinde denize doğru uzanan yarımadanın üzerinde yer almakta. Deniz içersinde ki doğal bir kaya üzerine kurulan kale, 13. yüzyıl geç Bizans dönemi yapılmıştır. Tek giriş kapısı bulunan kalenin sur duvarlarını dışarıdan aralıklarla yapılmış payandadan kuleleri desteklemekte, İçinde geçtiğimiz yüzyıla ait mezar taşlarını da bulunduran merkez Sen Jan kalesi Tirebolu’ya ayrı bir gizem katmaktadır.




Giresun Kalesi

giresun kalesi
giresun kalesi
Giresun Kalesi Giresun’un gezilebilecek tarihi mekânlarındandır.Kalede çeşitli etkinlikler de düzenlenmektedir.
Giresun Kalesi kentin kuzeyindeki yarım adanın kente hakim tepesi üzerinde yer almaktadır. Kalenin günümüze kadar gelebilen kalıntıları merkez kule ve ona bağlı güneydeki sur duvarlarıdır. Sur duvarlarının tabanındaki dikdörtgen büyük blok taşlardan yapılmış bölümü, surların ve kalenin Helenistik ve Roma Dönemi’ne kadar gittiği izlenimini vermektedir.
Antik kaynaklarda “Bronz Duvarlı Kale” olarak anlatılan Giresun kalesi,muhtemelen Pontus Kralı Pharnakes-1 zamanında yapılmıştır. Trabzon Rum İmparatorluğu’nun 1300′lü yıllarda Türklere karşı en son sınır kalelerinden birisidir. Bu nedenle 1301 yıllarında Trabzon Rum İmparatoru Alexius-II tarafından tamir ettirilmiştir. Kalenin denize hakim oluşu ve ticaret yollarının birleştiği noktada bulunuşu kıyı kontrollü amaçlı askeri bir yapı olduğunu göstermektedir




Andoz Kalesi (Espiye)

andoz-kalesi-espiye
andoz-kalesi-espiye
Espiye İlçesi girişindeki Yağlıdere Deresinin hemen kenarında denize ve vadiye hakim sivri bir tepe üzerinde yer alan kalenin muhtemelen M.Ö.1300′lü yıllarda yapıldığı zannedilmektedir. Tamamen doğal bir tepe üzerindeki kale, hem denize, hem vadiye içeri doğru, hemde Trabzon ve Giresun tarafına doğru hakim olması bunun için oldukça büyük önem arz etmektedir.

Kaleye sadece kuzey tarafından küçük bir yolla çıkılmaktadır. Diğer yönlerden kaleye çıkılması mümkün değildir. Kalenin etrafı sur duvarlarıyla çevrilidir. Duvarlar yer yer yıkılmıştır. Bazı kısımlarında kuleler mevcuttur. Andoz Kalesi oldukça küçük bir kaledir. Kalenin onarımı Kültür Bakanlığınca yapılmıştır.




Üç Kümbetler

uc-kumbetler
uc-kumbetler
Üç kümbetlerden sekiz köşeli plan üzerine oturtulmuş olanının Saltuklu Devleti’nin kurucusu Emir Saltuk’a ait olduğu sanılmaktadır. Tamamıyla kesme taştan yapılmış olan kümbetlerin diğer ikisini kimlerin yaptırdığı bilinmemektedir.
Kümbetlerin genel olarak 13. yüzyıl sonu ve 14. yüzyıl başına ait oldukları kabul edilmektedir. Üç kümbetler Türklere ait diğer kümbetlere nazaran değişik planları, kullanılan malzeme ve süslemeleri açısından dikkat çekmektedir.

Erzurum Çifte Minarenin güneyinde, Sultan Melik Mahallesinde bulunan ve bugün ortadan kalkmış olan mezarlığın içerisinde yer alan ve Anadolu’dak mezan anıtlarının en güzel örneklerinden, Üç Kümbetler ismi ile tanınan üç kümbetten en büyüğünün Emir Saltuk’a ait olduğu ve XII.yüzyılın sonlarında veya XIV.yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır.Diğer kümbetlerin kime ait oldukları bilinmemektedir.
Bunların da XIV. Yüzyıla ait oldukları sanılmaktadır. Üç Kümbetlerin yanında kümbeti andıran bir diğer yapının mahiyeti anlaşılamamışdır.Bunun da kümbet olduğu ileri sürülmüşse de bazılarına göre de bir mescittir.
Kesme taştan yapılmış olan bu kümbet sekizgen gövdeli, yüksek kasnaklı ve üzeri kubbe ile konik karışımı basık bir külahla örtülüdür. İki renkli kesme taştan yapılan kümbetin üçgen alınlıklarında, yuvarlak kemerli kasnak nişlerinde Orta Asya takvimlerinde görülen burç figürlerini andıran boğa, yılan, yarasa, kartal gibi hayvan kabartmaları bulunmaktadır.
Buradaki nişlerden birisinin içerisindeki boğa boynuzları arasında bir insan başının benzerine diğer yerlerde rastlanmamaktadır.
Bu kümbetin sekiz cephesinin dört yüzünde birer çift pencere bulunmaktadır. Kümbetin kapısı kuzey yönünde olup giriş kapısı saçakları üzerinde geometrik bezeme ile çiçek ve hayvan kompozisyonları görülmektedir.
Emir Saltuk kümbetinin güneydoğusunda bulunan ikinci kümbetin alt kısmı kare planlı ve on iki cephelidir. Yöresel gri renkte bir taştan yapılmış olup üstte bir küçük, altta ise oldukça bezemeli üç büyük penceresi bulunmaktadır.
Bu kümbetin güney cephesindeki penceresi aynı zamanda mihrap görünümündedir. Giriş kapısı üzerindeki kitabe yeri boş olup burada bir kitabe bulunmamaktadır.
İkinci kümbete 4m. uzaklıktaki üçüncü kümbet yöresel Keyek taşından yapılmıştır. Kümbet on iki cepheli ve dört pencerelidir. Kuzey yönünde giriş kapısı bulunmaktadır.İç kısmında oldukça güzel bezenmiş mihrabı vardır. Kümbetin üzerini örten konik külahın kasnağında Emir Saltuk Kümbetine benzeyen bezemelere yer verilmiştir.
Bu kümbetler Milli Eğitim Bakanlığı tarafından l956 yılında onarılmıştır.


Antalyanın Tarihi Yerleri

Manavgat Şelalesi

    Manavgat Şelalesi, Antalya’nın Manavgat ilçesinin 3 km. kuzeyinde Antalya’ya 80 km. mesafededir. Manavgat Şelalesi, ilçe ile aynı ismi taşır. Manavgat Şelalesi 4-5m yükseklikten dökülmesine rağmen, geniş bir alan üzerinde gürül gürül akışı ile ve doğayla iç içe oluşuyla turistlerin ilgisini çekmektedir.

Saniyede 25 metreküp su akıtan Manavgat Şelale’sini 1 m besleyen kaynaklardan en büyüğü karstik Dumanlı [...]

Düden Şelalesi

Düden Şelalesi, Antalya’ya 15 km uzaklıkta ve Antalya’nın en güzel şelalelerindendir. Düden Şelalesi suyunun ilk ana kaynağı Kırkgöz’dedir. Düden Şelalesi’nin döküldüğü yer ve yemyeşil piknik alanıyla çok güzel bir görünüme sahiptir. Düden şelalesinde bir de mağara vardır. Mağara oyuklarından şelalenin arka taraftan nasıl bir gürültüyle aktığını izleyebilme fırsatı bulacak ve çok eğleneceksiniz.
Düden Şelalesi’nde piknik yerleri, restorantlar, kafeler bulabilir [...]

Alara Han

Alara Han; Alanya- Antalya karayolunda, Alanya’ya 15km uzaklıkta bulunmakta ve Alara Kalesi’ne yamacındadır. Alara Han’ı 1231′de Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından, tamamen kesme taştan ve son derece sağlam bir şekilde yaptırılmıştır.

Alara Han girişinde yazıt ve iki aslan başı bulunmaktadır. Savunma önlemleri düşünülerek yapılmış olup, dikdörtgen bir kale niteliğindedir.

Alara Kalesi

Alara Kalesi; Alanya’nın 37 kilometre batısında, Alara Han’ın 200m. kuzeyinde, Alara Çayı yatağı üzerindeki bir dağda kurulmuştur. Alara Kalesi’ne, Alara Çayı kenarındaki tünellerden, dik ve virajlı yollardan geçerek ulaşmak mümkün.

Alara Kalesi, Alanya’nın  fethinden  hemen  sonra,  1232′de Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Alara Kalesi, İpekyolu üzerinde bulunmakta; Alara Çayı kenarında handa mola veren kervanların güvenliğini, Alanya-Antalya  [...]

Kızıl Kule

Kızıl Kule, ismini alt kısımdaki kızıl taşlardan ve üst kısımdaki tuğlalardan almış olup, Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 5 yıl süren kuşatmadan sonra yaptırılmıştır. Kızıl Kule üzerindeki kitabeye göre; 1226 yılında Kettanizade Ebur Rahaoğlu Halepli Ebu Ali tarafından inşa edilmiştir. Kızıl Kule, denizden gelebilecek saldırılara karşı korunmak için yapılmış ve askeri amaçla yüzyıllar boyunca kullanılmıştır.



Kızıl Kule’nin [...]
 Köprülü Kanyon Milli Parkı, Antalya’nın Manavgat ilçesi sınırları içindedir. Sedir ormanları ile kaplı olan Köprülü Kanyon, 14 km uzunluğunda ve 100m derinliğinde bir vadi olup, Bolasan Köyü ile Beşkonak arasında bulunmaktadır.

Köprülü Kanyon Milli Parkı ülkemizin en güzel bitki örtüsüne sahip yörelerinden biri olup, dünyada sadece bu bölgede yetişen bitki türlerinin olması bu bölgeyi dahada değerli kılmaktadır. Köprülü Kanyon’nun doğal [...]

Damlataş Mağarası

Damlataş Mağarası, Antalya’nın Alanya ilçesinde bulunup, Alanya’ya 3 km uzaklıktadır. 1948′de bulunan Damlataş Mağarası deniz kıyısında bulunmaktadır. 15 metre yüksekliğinde, 200 metrelik bir alanı kapsayan Damlataş’ın içerisi sarkıtlar ve dikitlerle doludur. Havası astım hastaları için son derece faydalı olduğundan ziyaretçiside çoktur. Doktorlar reçetelere mağara ziyaretlerini eklerken, mağaraya belli saatlerde yalnızca reçeteli hastalar girebilmektedir. Yaz kış 22-23 derecelik [...]

Noel Baba

Gerçekten kırmızı giysili, ak sakallı bir dede mi? Hani şu her yılbaşı gecesi beklenen, çam ağacının dibinde veya şöminenin önünde armağanları aranan Noel Baba… Yılbaşlarında, insanlığa umut, çocuklara armağanlar dağıtan, denizcilerin ve küçük çocukların koruyucusu olduğuna inanılan…

Noel Baba’nın Aziz Nikolaus olduğunu ve bu geleneğin de Anadolu’da doğduğunu biliyor muydunuz?

Antik kaynaklara göre, İS 3. yy’ın sonlarında, [...]

Antalya - Noel Baba Kilisesi



Gerçekten kırmızı giysili, ak sakallı bir dede mi? Hani şu her yılbaşı gecesi beklenen, çam ağacının dibinde veya şöminenin önünde armağanları aranan Noel Baba… Yılbaşlarında, insanlığa umut, çocuklara armağanlar dağıtan, denizcilerin ve küçük çocukların koruyucusu olduğuna inanılan…

Noel Baba’nın Aziz Nikolaus olduğunu ve bu geleneğin de Anadolu’da doğduğunu biliyor muydunuz?

Neyse konumuza gelelim; Noel baba kilisesi, Antalya’ya [...]

Antalya - Aspendos

Aspendos


Antalya - Alanya karayolunda Serik’i geçtikten sonra kuzeye dönülerek 4 km.’lik Aspendos yoluna girilir. Geçmişi İ.Ö. V. yüzyıla kadar uzanır. İ.S. II. yüzyılda yapılan tiyatrosu Selçuklular devrinde kervansaray olarak kullanılmış ve zaman zaman onarılmıştır. Sahnesi ile birlikte günümüze değin en iyi şekilde korunabilmiş nadir tiyatrolardandır. Tiyatro, bir kişiye 0.50 m. oturma yeri hesabıyla 7000 kişiliktir. [...]

Cunda Adası(Alibey)-Tarihi Yerler

Ölüdeniz

Ölüdeniz Ölüdeniz Muğla’nın Fethiye ilçesine bağlı olup, Muğla’ya 128 km Fethiye’ye ise 12 km’dir. Ölüdeniz doğal güzellikleri nedeniyle 1983′te tabiat parkı ilan edilmiştir. Ölüdeniz adı gibi suyuda sakin, kıpırtısızdır.
Ölüdenize girdiğinizde dibinde bir tek yosun bile göremezsiniz. İsterseniz dipteki kumları sayabilirsiniz. Yemyeşil dağlar arasında sakin bir su olan Ölüdeniz’de yüzerken ymaç paraşütü yapanların gökyüzünde oluşturdukları o muhteşem görüntüyü seyredebilirsiniz.
Ölüdeniz durgun gibi gözükmesine rağmen, gözle görünmeyen üç nedenle kendini her gün yenilemektedir. Bu nedenlerden birincisi, Ölüdeniz’deki yoğun kaynak su çıkışları, içeriden açıkdenize doğru akıntı yaratmaktadır. İkincisi, kaynak sularının tuz farkından ötürü açıkdenizden içeriye ve dışarıya sirkülasyon oluşmasıdır. Üçüncüsü gel-git etkisi ile 2-3günde bir deniz yarım metre yükselip,alçalır ki,bu deniz suyu giriş çıkışını sağlar.
Ölüdeniz sakin suyu, yamaç paraşütü, yeşillik alanları, restorant, kafeleri ve otelleriyle yerli ve yabancı birçok turistin ilgisini çekmektedir.

Şeytan Sofrası

Şeytan SofrasıŞeytan Sofrası adını kayalıkların üstünde yer alan yuvarlak sofra görünümündeki tepeden almıştır. Şeytan Sofrası, Çamlık Orman Kampı’nın yukarısında yer alıyor.
Şeytan Şofrası’na vardığınızda ziyaretçilerin dilek dileyerek, içine bozuk para attıkları bir ayak izi göreceksiniz. Efsaneye göre; ayak Şeytan’ın ayağının izi. Ancak burada tek bir ayak var, diğer ayağının izinin ise, karşı dağda bulunduğu söyleniyor.
Güneşin doğuşu ve batışının dünyada en güzel görüldüğü yerlerden bir tanesi. Şeytan Sofrası manzarasına hayran kalacak, kendinizi cennette zannedeceksiniz. Doğal güzelliği ile sizi büyüleyecek.



Çamlık

Çamlık, Ayvalık ilçe merkezine 3 km uzaklıkta bulunuyor. Ayvalık’tan kalkan otobüslerle gidiliyor. Çamlık’ta konaklama tesisleri, lokantalar, kamp alanları ve tenis kortu bulunmaktadır. Denize girebilir, piknik yapabilir ve mükemmel manzarayı seyrederken kafanızı dinleyebilirsiniz.

Cunda Adası(Alibey)

CundaCunda’nın ilçe merkezine uzaklığı 8 km’dir. Cunda Adası’nın eski adı Nesos olup, şuan Alibey de denilmektedir. Cunda Adası Ayvalık’ın tam karşısında bulunuyor. Cunda Adası’nda serin bir deniz , temiz hava, şahane yemekler ve Rum kültürünü bulacak; hediyelik eşya satan yerlerden kendinizi alamayacaksınız. Eski Rum evleri arasında dolaşırken kendinizden geçeceksiniz.
Özellikle balık restorantları meşhur olan Cunda da, kabak çiçeği dolması, kaşarlı kalamar da yiyebilirsiniz. Arkasından meşhur lokmasını yemeden Cunda’dan ayrılmayın. Zeytin ve zeytin yağının belkide anavatanı olan Cunda, etrafı çam ve zeytin ağaçları ile çevrilidir.
Adalar kenti olan Ayvalık’ın tek yerleşim olan yeridir Cunda. Cunda’da çok sayıda kilise ve manastır bulunmaktadır. Taksiyarhis Kilisesi, Agios Yannis ve Panaya Kiliseleri de bu bölgede bulunmaktadır.
Cunda’da köyün simgesi haline gelmiş taş kahve ilk türk kahvesi olup, Ayvalıkla Cunda arasındaki köprü ise, Türkiye’nin ilk boğaz köprüsüdür. Köprü 1966′da Senatör Nejat Sarlıcalı’nın önayak olması ile yapıldı. Köprüden önce adaya salla geçilirdi, şuan minibüs ile ulaşabilirsiniz, ancak şimdi de deniz yoluyla adaya ulaşmak mümkün.
Cunda kendisi gibi 21 komşuya sahip. Balıkada, Pınar Adası, Karaada, Güvercinada ve diğerleri karadaki tümsekler gibi dizilidir. Bu adalar arasında sular zaman zaman o kadar sığlaşırki, birinden diğerine yürünecek duruma gelir.

Manavgat Şelalesi

    imagescav21r621Manavgat Şelalesi, Antalya’nın Manavgat ilçesinin 3 km. kuzeyinde Antalya’ya 80 km. mesafededir. Manavgat Şelalesi, ilçe ile aynı ismi taşır. Manavgat Şelalesi 4-5m yükseklikten dökülmesine rağmen, geniş bir alan üzerinde gürül gürül akışı ile ve doğayla iç içe oluşuyla turistlerin ilgisini çekmektedir.
Saniyede 25 metreküp su akıtan Manavgat Şelale’sini 1 m besleyen kaynaklardan en büyüğü karstik Dumanlı kaynağıdır ve sol kıyıdaki dik  kayanın yüzünde bulunan küçük mağaralardan fışkırarak çıkar. Duman ve köpük şeklinde 15 m yükselir ve ırmağa karışır.
Manavgat Şelalesi’nin hemen yanında piknik yapabilir veya lokantalarda taze balık yiyebilirsiniz. Manavgat Çayı’nda yetişen alabalık, şelale çevresinde özellikle turistler tarafından tercih edilen başlıca yemektir. Manavgat Şelalesi, özellikle yaz aylarında doğal klimalı bir ortam olup, görülmeye değerdir.

Düden Şelalesi

Düden Şelalesi, Antalya’ya 15 km uzaklıkta ve Antalya’nın en güzel şelalelerindendir. Düden Şelalesi suyunun ilk ana kaynağı Kırkgöz’dedir. Düden Şelalesi’nin döküldüğü yer ve yemyeşil piknik alanıyla çok güzel bir görünüme sahiptir. Düden şelalesinde bir de mağara vardır. Mağara oyuklarından şelalenin arka taraftan nasıl bir gürültüyle aktığını izleyebilme fırsatı bulacak ve çok eğleneceksiniz.

Düden Şelalesi’nde piknik yerleri, restorantlar, kafeler bulabilir ve şelale kapısının önünde develerle fotograf çektirebilirsiniz. Yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı olan bu doğa harikası şelaleyi beğenmemek mümkün değil. 

Döküldüğü yerde de kaynak bulunan Düden Şelalesinin denize döküldüğü yer ise, Lara yolu üzerindedir. Burası Antalya’ya 7 km uzaklıktadır. Düden Şelalesi, burada 40-50m yükseklikten Akdeniz sularına ulaşmaktadır. Buradaki Gençlik Parkından şelalenin denize varış sesini dinlerken huzur bulursunuz.

Alara Han

Alara Han
Alara Han; Alanya- Antalya karayolunda, Alanya’ya 15km uzaklıkta bulunmakta ve Alara Kalesi’ne yamacındadır. Alara Han’ı 1231′de Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından, tamamen kesme taştan ve son derece sağlam bir şekilde yaptırılmıştır.
Alara Han girişinde yazıt ve iki aslan başı bulunmaktadır. Savunma önlemleri düşünülerek yapılmış olup, dikdörtgen bir kale niteliğindedir.

Alara Kalesi

Alara Kalesi
Alara Kalesi; Alanya’nın 37 kilometre batısında, Alara Han’ın 200m. kuzeyinde, Alara Çayı yatağı üzerindeki bir dağda kurulmuştur. Alara Kalesi’ne, Alara Çayı kenarındaki tünellerden, dik ve virajlı yollardan geçerek ulaşmak mümkün.
Alara Kalesi, Alanya’nın  fethinden  hemen  sonra,  1232′de Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Alara Kalesi, İpekyolu üzerinde bulunmakta; Alara Çayı kenarında handa mola veren kervanların güvenliğini, Alanya-Antalya  arasındaki  kara  ulaşımının güvenliğini sağlamak amacıyla yapılmıştır.
Alara Kalesi’nin farklı ve muhteşem bir görüntüsü vardır.  Alara Kalesi çinde kayalar oyularak, tüneller yapılmıştır. Kalıntılar ise; saray, cami, haman ve görevlilerin odalarıdır.
  

Hüsrev Paşa Cami

Hüsrev Paşa CamiHüsrev Paşa Cami, Van Kalesi’nin güneyinde eski Van kentinde bulunur. Hüsrev Paşa Cami kapısı üzerindeki kitabeye göre; 1567 yılında Van Beylerbeyi Koca Hüsrev Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılan Hüsrev Paşa Cami, Hüsreviye ve Kurşunlu Cami olarak da anılmaktadır. Caminin kubbeleri kurşunla kaplı olduğu için, Kurşunlu cami denilmektedir.
Cami, türbe, medrese, okul, imaret, han ve hamamın bulunduğu külliyeden sadece cami ve minaresi onarılarak günümüze gelebilmiştir.

Toprakkale (Rusahinili)

Toprakkale; Van’ın 2 km kuzeydoğusunda, kayalıklar üzerindedir. Toprakkale, M.Ö.685-645 tarihleri arasında Urartu kralı ll.Rusa tarafından yaptırılmıştır. Rusahinili, Rusa’nın kurduğu şehir anlamına gelmektedir.
Toprakkale,M.Ö. 735 tarihinde Assur Kralı III.Tiglatpilaser’in seferinden sonra savunmayı kolaylaştırmak amacıyla kurulmuştur. Su ihtiyacını karşılamak amacıyla da, baraj kurulmuştur.
Toprakkale, topraktan yapıldığı için buraya toprakkale denilmiştir. Urartu devletinin merkezi olan bölgede kurulan kaleden geriye kale kalıntıları ve merdivenle inilen birde su sarnıcı kalmıştır. Yasal olmayan yollarla yurtdışına kaçırılan eserlerin birçoğu bugün Berlin’deki Vorderasiatische Museum ve Londra’daki British Museum’da bulunmaktadır.

6 Mayıs 2010 Perşembe

Samsun-Salıpazarı

Videoyu izlerken radoyu kapatın veya sesini kısın..


Karadeniz Bölgesi’nde, Samsun İi’ne bağıbir ilç olan Salıazarı güeyinde Erbaa ve Akkuş
doğsunda Terme, batııda Ayvacı, kuzeyinde ise Çrşmba ilçleriyle çvrilidir. İç
topraklarıı güeyi Canik Dağarıile engebelenmişir. Kuzeyi ise Çrşmba Ovasıda yer alı
dülü bir alan konumundadı. Canik Dağarıı eteklerinde bulunan ilçde fazla yüselti
olmayı, en yüsek noktasıGarbu Kale’dir. Ayrıa ilçnin güeyinde Kuşaya ve Eğikaya gibi
kayalı alanlar vardı.


İç topraklarııYeşlçy ile Terme Çyısulamaktadı. Bu sular ilç merkezinde birleşektedir.
İ merkezine 54 km. uzaklıtaki ilçnin toplam nüusu 24.924’tü. İçde Karadeniz iklimi hüü
sümektedir. Her mevsim yağışalmakla birlikte, ilkbahar ve sonbaharda daha fazla yağışalmaktadı. ilçnin dağı olan güey bögesindeki tepelerde kışı kar göümektedir. İç
ekonomisi tarı ve hayvancıığ dayalıı. Yetişirilen başıa tarısal üüler; fıdı, çlek ve
çltik olmak üere armut, ceviz, kiraz ve çştli sebzedir. Hayvancııta büü ve küçübaşhayvan besiciliğ yapımaktadı. Öellikle ilçdeki hayvan eti lezzeti ile ü kazanmışı. Dağkölerinde sepet, kaşı ve çyiz sandığıgibi el sanatlarıa yöelik uğaşar olup, ilç
ekonomisine katkııbulunmaktadı. Salıazarı’nı İkçğtarihi ile ilgili herhangi bir bilgi
bulunmamaktadı. Büü olasıı ile yakııda bulunan Çrşmba ilçsi ile aynıtarihi paylaşığısanımaktadı. Çrşmba’dan Canik Dağarıa ulaşn yol üerinde küçü bir kö olarak
kurulmuşur. 1960’lıyılarda Salıgüleri burada kurulan pazardan öüüde Salıazarıismini
almışı.

l. Düya Savaşı’ndan öce yöede Tükler, Rumlar, Ermeniler ve Gücüer bir arada
yaşıordu. SavaşsonrasıErmeniler ile Tükler arasıda çtışalar başamışKuvay-ıMilliye’nin
yöeye hakim olmasıile Ermeniler burasııterk etmişerdir. Salıazarı Terme ve Çrşmba
ilçlerinden ayrıan Alanyaykı, Dükö ve Bereket kölerinin birleşesiyle 1973 yııda
Belediyesi kurulmuş 1988 yııda da Samsun’a bağıilç konumuna getirilmişir. İçde
güüüe gelebilen tarihi eserler arasıda; MÖVII.yüyıa ait olduğ ileri süüen Garbu Kalesi
kalıtıarı Kıgı Köüdeki Çıgıdaklı(Eği) Kale, Albak Körüü Albak KöüCamisi, Çtak
Ahmet Ağ Köü’ndeki Cami, Kayadibi ve Kııot kölerindeki ahşp camiler, Samzama Kadem,
Topal Hacıtübeleri, Terme yolu üerinde Cinibadat Tübesi, Hasan Tekkesi, Göçli
Mahallesi’ndeki un değrmeni, Maviren Körüübulunmaktadır.




TarihiYerlerimiz.Blogspot.Com

Www.KelebekSohbet.Tr.GG

Www.CennetGulumsun.Tr.GG

19 Şubat 2010 Cuma

Ankara Müzeleri


Tarihi ve Turistik Yerler

ODTü Müzesi ODTü Müzesi (Müzeler)
Adres : ODTü Kampüsü
Tel : 2101000


Abdi İpekci Parkı (Parklar)
Adres : Sihhiye


Agustus Tapınağı (Müzeler)
Adres : Hacıbayram Camii Yanı Ulus


AKM Cumhuriyet Müzesi (Müzeler)
Adres : Akköprü
Tel : 3241010


Altın Park (Parklar)
Adres : İrfan Baştuğ Caddesi No 142 06140 Aydınlıevler ANKARA
Tel : 0 312 317 96 96



Anadolu Medeniyetleri Müzesi (Müzeler)
Adres : Kadife Sokak Ankara Kalesi
Tel : 3243160


Anıtkabir ve Atatürk Müzesi (Müzeler)
Adres : Anıt Caddesi Tandoğan
Tel : 2317975


ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ (Mesire Yerleri)
Adres : GAZİ MAHALLESİ

Atatürkevi Müzesi (Müzeler)
Adres : Atatürk Orman Çiftliği Gazi Mahallesi
Tel : 2126506


AYAŞ KAPLICALARI (Mesire Yerleri)
Adres : ANKARAYA 80 KM UZAKLIKTA


BAYINDIR BARAJI (Mesire Yerleri)
Adres : ANKARANIN 12 KM GÜNEYDOĞUSUNDA


BEYNAM ORMANLARI (Mesire Yerleri)
Adres : BAĞLA


BEYPAZARI (Mesire Yerleri)



Botanik Parkı (Parklar)
Adres : Cinnah Cad.


Cumhuriyet Müzesi (Müzeler)
Tel : 3105361


ÇAMKORU ORMAN İÇİ DİNLENME YER (Mesire Yerleri)
Adres : ÇAMLIDERE

ÇAMLIDERE BARAJI (Mesire Yerleri)
Adres : ANKARAYA 108 KM UZAKLIKTA


Çankaya Köşkü Müzesi (Müzeler)
Tel : 4274330


ÇUBUK II BARAJI (Mesire Yerleri)
Adres : ÇUBUK


Demetevler Parkı (Parklar)
Adres : Karşıyaka Mh.


Demiryolu Müzesi (Müzeler)
Tel : 3090515


Devlet Mezarlığı Müzesi (Müzeler)
Tel : 3090515


DİKİLİTAŞ GÖLETİ (Mesire Yerleri)
Adres : HAYMANA


DMI Genel Müdürlük Müzesi (Müzeler)
Tel : 3597545

DUTLU TAHTALI KAPLICASI (Mesire Yerleri)
Adres : BEYPAZARI MERKEZE 15 KM UZAKLIKTA


ELMADAĞ (Mesire Yerleri)
Adres : ELMADAĞ


Etnografya Müzesi (Müzeler)
Adres : Türk Ocağı Cad. Opera
Tel : 3119556


EYMİR (Mesire Yerleri)
Adres : GÖLBAŞI


G.Ü.M.E.F. Müzesi (Müzeler)
Tel : 2126064


Gençlik Parkı (Parklar)
Adres : Ulus


Gordion Müzesi (Müzeler)
Adres : Yassıhöyük Köyü Polatlı
Tel : 6214422


Göksu Parkı (Parklar)


Güven Parkı (Parklar)
Adres : Kızılay


Hacı Bayram Cami (Camiler)
Adres : Öztürk Mah. Altındağ


Hacı Bayram Veli Cami (Camiler)
Adres : Solfasol Altındağ


Harikalar Diyarı (Parklar)
Adres : Adres : Yunus Emre Mah. Ayaş yolu Cad. 12. Km. No: 300 Sincan / ANKARA
Tel : 0312 273 60 04



Havacılık Müzesi (Müzeler)
Adres : Çankırı Cad. Dışkapı
Tel : 3107280


HAYMANA KAPLICALARI (Mesire Yerleri)
Adres : HAYMANA


KARAGÖL (Mesire Yerleri)
Adres : ÇUBUK


KIZILCAHAMAM KAPLICALARI (Mesire Yerleri)
Adres : KIZILCAHAMAM


KİRMİR ÇAYI VADİSİ (Mesire Yerleri)
Adres : GÜDÜL İLÇESİNDE


Kocatepe Cami (Camiler)
Adres : Kültür Mah. Çankaya


Kuğulu Park (Parklar)
Adres : Kavaklıdere


KURTBOĞAZI BARAJI (Mesire Yerleri)
Adres : ANKARA-İSTANBUL YOLU ÜZERİNDE


Kurtuluş Parkı (Parklar)
Adres : Kurtuluş


Kurtuluş Savaşı Müzesi (Müzeler)
Adres : Cumhuriyet Cad. No:14 Ulus
Tel : 3107140


Mehmet Akif Ersoy Evi Müzesi (Müzeler)
Adres : Hacettepe üniversitesi Kampüsü Sıhhiye
Tel : 3052144


MOGAN (Mesire Yerleri)
Adres : GÖLBAŞI

MTA Tabiat Tarih Müzesi (Müzeler)
Tel : 2873430


PTT Müzesi (Müzeler)
Tel : 3166363


Roma Hamamı (Müzeler)
Adres : Çankırı Cad. Dışkapı
Tel : 3107280


Seğmenler Parkı (Parklar)
Adres : Kavaklıdere


SOĞUKSU MİLLİ PARKI (Mesire Yerleri)
Adres : KIZILCAHAMAM


TRT Müzesi (Müzeler)
Tel : 4904300


Ziraat Bankası Müzesi (Müzeler)
Tel : 3103750

Sivas Tarihi YerLer

TARİHİ CAMİİLER


Ulu Camii : Kendi adı ile anılan mahallededir. Sivas müzesinde bulunan kitabesine göre 593 H.(1196-1197M.)yılında Kızılarslan Bin İbrahim tarafından yaptırılmıştır. 31*54m. iç ölçülerinde ve yaklaşık 1674m2'lik bir alana oturan
dikdörtgen planlı camiinin üst örtüsü düz dam şeklindedir. Güney duvarına dik olarak uzanan 11 sahanlı asıl ibadet alanında toplam 50 yığma ayak bulunmaktadır.
XIII. yüzyılın ilk yarısında inşa edilen tuğla örgülü, silindirik gövdeli minaresinde 116 basamakla çıkılmaktadır. Sekizgen kaidesinde kufı yazı şeritleri firuze renkli sırlı tuğladandır. Gövdede kilitli örgü sistemi aralıksız devam eder. Kaide, gövde ve şerefe altı firuze renkli çinilerle süslenmiştir.
Kale Camii : İlimiz Selçuk Parkı içerisindedir. III. Sultan Murat’ın vezirlerinden Sivas Valisi Mahmud Paşa tarafından 1580 yılında yaptırılmıştır. Asıl ibadet alanı kare planlı, üzeri yüksek bir kubbe ile örtülüdür. Beden duvarları kesme taşlarla inşa edilen camiinin kuzeybatı köşesinde yer alan tuğla örgülü minaresi on altıgendir.
Plan tertibi, mimari üslubu, süsleme elemanları ve ince uzun, zarif minaresi ile Sivas'taki Osmanlı camilerinin en güzelidir. Bu camilerimizden başka diğer camilerimiz ise; Meydan Camii(1564), Aliağa Camii(1589), Alibaba Camii(XVI.Yüzyıl) sayabiliriz.


Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası

Sivas İlinin Büyük İlçelerinden biri olan Divriği; Hitit İmparatorluğundan itibaren iskan görmüş önemli bir yerleşim merkezidir. İlçede bulunan zengin demir madenlerinin Mezopotamya? ya ihraç edilmesi ilçenin zenginliğini artırmıştır. Bu nedenle ilçe tarihin her döneminde önemli bir yerleşim merkezi olmuştur.

Roma ve Bizans dönemlerinde de önemini yitirmeyen İlçe; Bizans devrinde Tepbrike olarak yaygın bir hal almış ve Türklerce Divrik adıyla anılmıştır.

Mengücekoğullarından Ahmet Şah ile Melike Turan tarafından M. 1228 tarihinde yaptırılmıştır.
Yapılara ait H. 641 M. 1243 tarihli vakfiye bulunmaktadır. Camiye bitişik olarak inşa edilen darüşşifanın meydana getirdiği dikdörtgen planlı yapı bloğu, Divriği Kalesi?nin bulunduğu kayalık tepenini güney batı yamacında doldurularak tesviye edilmiş eğimli bir arazide bulunmaktadır.

Divriği Ulu Camii ile Darüşşifası birbirine bitişik iki ayrı işlevli yapıdan meydana gelmiştir. Bu eşsiz anıt Anadolu Türk tarihinin en önemli yapısıdır. Görkemli anıtın yeri siluet olarak çevresine uyumu da düşünülerek seçilmiştir. Mimari etkileri ouşturan komposizyon, cephe güzelliği, malzeme seçimi, plastik anıtsal etki, ışık ve gölge yönünden de üstünlük taşır.

Albert Gabriel " Anadolu Türk Anıtlarının en dikkate değer olanı Divriği Ulu Camidir" demektedir. Voin Berchem " İslam sanatının en hayret ve hayranlık uyandırıcı eserlerinden biri Divriği Ulu Camii''dir " demektedir.



UNESCO tarafından 1985 yılında Dünya Kültür Mirası olarak kabul edilen ve Avrupalı Bilim Adamlarınca ?Anadolu?nun El Hamra?sı? olarak kabul edilen Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası?nın onarımına yönelik çalışmalar Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü İle Sivas Valiliği tarafından yapılan protokol gereği yürütülmektedir

ULUCAMİ VE AHŞAP MİNBERİ
Divriği Ulucami ve Darüşşifası Divriği Kalesi’nin güneyinde, Iğımbat tepesinin batı eteğinde yükselmektedir. Divriği Ulucami, Kale Camiini yaptıran Mengücek beyi Şahinşah’ın torunu ve Süleyman Şah’ın oğlu Ahmed Şah tarafından 1223 yılında yaptırılmaya başlandı. Anıtın baş mimarı Ahlatlı Hürremşah’tır. Caminin mükemmel bir işçilikle yapılmış olan ahşap minberi, Tiflisli İbrahim oğlu Ahmed adlı bir sanatkara aittir ve 1240 tarihini taşımaktadır. Ulucami’nin orijinal vakfiyesinin tarihi ise 1243 olup, anıtın yapımı oldukça uzun sürmüştü.
UNESCO’nun koruma çalışmaları kapsamında yürütülen “Dünya Kültür Mirası” listesinde Türkiye’den dokuz doğal ve kültürel varlık bulunmaktadır. 1985 yılında, bu listede yer alan ilk üç varlık içinde olan Divriği Ulucami ve Darüşşifası, özgün mimarisi, estetik, kültürel ve evrensel değeri ile ayrıca, 13.yy.da kadın-erkek eşitliğini de simgeleyen bir anıt olarak bu listeye alınmaya layık görülmüştü. Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan diğer doğal ve kültürel varlıklar içinde Divriği Ulucami ve Darüşşifası eser olarak (diğerleri SİT alanıdır) tektir.


MEDRESELER


Şifaiye Medresesi
Taç kapısı üzerinde yer alan kitabesinde Selçuklu Sultanı I. İzzettin Keykavus tarafından 1217 M. yılında inşa ettirildiği yazmaktadır. Anadolu'daki Selçuklu tıp sitelerinin ve hastanelerin en büyük boyutlusudur. Hastane 48x68 m. ölçülerinde olup üzeri açık, iç avlusu 22x32 m. ölçülerindedir. 1768 yılında çıkarılan bir fermanla medreseye çevrilmiş, I. Dünya Savaşı esnasında levazım ambarı olarak kullanılmıştır. Genç yaşta hastalanan İzzettin Kevkavus vasiyeti üzerine çok sevdiği Sivas'a yaptırdığı Şifaiye'deki türbeye getirilerek 1220 yılında defnedilmiştir. I. Izzettin Keykavus; bilgin, iyi huylu, şair bir insandı. Genç yaşta hastalanması sebebiyle tıbba ve hekimlere çok önem vermiştir. Babası III. Gıyasettin Keyhüsrev, hocası Mecdeddin Ishak, halası Gevher Nesibe, karısı Mengücekli Behram Şah'ın kızı Selçuk Hatundur.

Binada taş ve tuğla malzeme karışık olarak kullanılmıştır. Selçuklu yapılarında olduğu gibi taç kapısı süslemelerine önem verilmiştir. Dışarı doğru taşıntılı taç kapı alınlığının sağında ve solunda aslan ve boğa kabartmaları yapılmıştır. Taç kapı da; pencere bordürlerinde, ana eyvan cephesinde Rumi tezyinata önem verilmiştir. Dikkatle incelendiğinde stilize çift başlı kartal ve kuş motifleri olduğu ortaya çıkar. Ana eyvanın sağında ay sembolünün içinde örgülü saçları olan bir hanım başı ve çevresinde kelime-i şahadet yazılıdır. Ana eyvanın solunda ise; bir güneş sembolü ve ortada bir erkek başı figürü yer almaktadır. Bugün bu figürler tanınmayacak haldedir. Gerek taç kapı cephesi, gerek pencereler, gerekse ana eyvan cephesi iç içe geçmiş yıldız biçiminde zarif motiflerle kaplıdır.
Darüşşifa'nın güney eyvanı I. İzzettin Keykavus'a türbe olarak ayrılmış ve inşa edilmiştir. Türbe kare bir plana sahip olup ongen tuğla örgülü bir kasnağa sahip kubbe ile örtülü ve sivri külahlıdır.
1220 yılında vefat eden I. İzzettin Keykavus'un sandukasından başka, hanedanına mensup on iki mezar sandukası daha yer almaktadır. Türbe cephesi, Selçuklu sanatının zengin çini süslemelerine sahiptir. Süslemede geometrik geçmeler, yıldızlar, kufi yazılar, mavi, lacivert, firuze ve beyaz renkleri ile şifa hanenin en önemli bölümünü oluşturmaktadır. Bu çini süslemeyi yapanın Ahmed Bekirül Marendi olduğu sağ pencere üzerindeki alınlıkta yazılıdır. Üstteki büyük çini kabartma kitabede; "Biz geniş saraylardan dar kabirlere çıkarıldık. Malın mülkün bana fayda vermedi, saltanatım mahvoldu." Fani dünyadan ahrete yolculuk günü 617 Şevvalin dördü anlamına gelen bir yazı kuşağı yer almaktadır.1220 tarihli en eski vakfiyeye de sahip olan ve dönemin tıp öğrenimi yapılması yanında hastane olarak hizmet veren Şifaiye Medresesi Selçuklu döneminin şaheserlerinden birisidir.

Gök Medrese
Batı yönünde giriş kapısının yer aldığı ana portal üzerindeki kitabesinden anlaşıldığına göre 1271 yılında Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından yaptırılmıştır. Taç kapısının yan sütunca başlıkları üzerinde karşılıklı olarak yazılı imzaya göre Gök medresenin mimarı Konyalı Kaluyan'dır.
Gök Medrese açık avlulu dört eyvan şemasının uygulandığı iki katlı olduğu iddia edilen bir medresedir. Plastik sanatın şaheserlerinden olan taç kapıda mermer malzeme nedeniyle ışık gölge sistemi genel görünümünü etkilemektedir. Ayrıca sırlı tuğla ve mavi çini işçilikli tuğla örgülü minarelerde taç kapıya daha da önem kazandırmaktadır. Cephenin solunda üç dilimli kemeri, iki satırlık kitabesi ve üç yönü dolaşan geometrik bordürüyle çeşmesi cepheyi daha hareketlendirmiştir. Bu hareketliliği sağ ve sol tarafta bezemeli pencereler ve bekitme kuleler tamamlamaktadır. Medrese taç kapının üst iki köşesinde iç içe girmiş hayvan başları doldurmaktadır. Koç, domuz, aslan, yılan, ejder başlarının tanındığı bu kompozisyonda burç işaretlerinin kast edildiği iddia edilmektedir. Türklerin on iki hayvanlı takvimlerinde de bu hayvanların bir kısmı mevcuttur.
Türk takviminin hayvanları da şunlardır; Fare, sığır, pars, tavşan, ejder, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek ve domuzdur.
Minare kaidelerinden aşağı doğru inen mermer yüzeyde büyük boyutlarda geometrik, yazı ve bitkisel motifler simetrik durumda ve plastik görünümünde yapılmıştır.
Medreseye girişte sağda mescidi bulunmaktadır. Ahşap minberi sonradan yapılmıştır. Mihrabın büyük bir kısmı günümüze kadar gelebilmiştir. Çini ile kaplı olup üzerinde Ayet-el Kürsi yazılıdır. Üçgenler ile kubbeye geçişin sağlandığı mescidin kubbesi ve etekleri de çini tezyinatlıdır.
Girişin solundaki kare planlı kubbeli oda ise Dar-ül Hadis bölümüdür. İç duvarları sıvanmıştır. Üzeri açık dikdörtgen planlı iç avlunun ortasında bir havuzu olması gerekir. Bugün yapının içinde bu havuzun mermer taşları hala durmaktadır. Anadolu’da bilinen en büyük Selçuklu havuzudur. 22 köşeli poligonil bir plana sahiptir.
Avlunun kuzey ve güneyinde altı sütun üzerine inşa edilmiş bir revak kısmı bulunmaktadır. Bu revakların gerisinde küçük kapılardan hücrelere girilir. Doğu yönündeki ana eyvanı yıkılmış yerine mevcut taş ve kitabelerle bir duvar örülmüştür. Kuzey ve güneydeki yan eyvanların içi çini tezyinatla süslüdür.

Çifte Minareli Medrese
Taç kapı üzerinde yer alan kitabesine göre 1271 yılında Vezir Sahip Şemsettin Mehmed Cüveyni tarafından yaptırılmıştır. XIII. yüzyılın yarısından sonra Anadolu Selçuklu tarihinde imar faaliyetleri ve dönemin kültür hayatı ile önemli bir devresi olarak görülür. Bu yüzyılın içerisinde Buruciye Medresesi, Gök Medrese ve Çifte Minareli Medrese gibi taş, tuğla ve çini sanatının Anadolu da en önemli yapıtlarını meydana getirmişlerdir.
Bugün doğu yönünde yer alan medrese girişinin taş süslemeli cephesi büyük boyutları ve tuğla-çini örgülü iki minaresi ile dikkati çekmektedir. Sivas Gök Medrese Erzurum Çifte Minareli Medrese ile benzerlik gösteren yapının iki katlı olduğu öğrenilmektedir.
Ön yüz, ortada iki minareli taç kapı, iki yanındaki pencere ve köşe kuleleri ile kompoze edilmiştir. Ön yüzündeki süslemeli pencereler yerleştirilirken bir simetri aranmamıştır.
Cephedeki taş süsleme ve oran itibariyle mimari bir olgunluğun yanı sıra aynı süslemeyi tekrardan kaçınan bir anlayışın hakim olduğu göze çarpar. Böyle bir uygulama ile daha canlı, hareketli, ışık-gölge oyunlarını kuvvetlice hissettiren bir cephe elde edilmiştir. Taşın yanısıra sırlı tuğla ve çinilerle bezeli iki minaresi bu olgun ve doyurucu kompozisyonu renklendirmiştir. Taç kapının solunda, üç dilimli küçük bir niş içinde bugün okunmayacak kadar tahrip olmuş bir yazı görülür. Bu yazıda amel-i üstat zorlukla okunabiliyor. Bu yazıdan mimarının adının yazılı olduğu anlaşılıyor. Kesin olmamakla birlikte Konyalı Kaluyan veya keluk Bin Abdullah olduğu sanılmaktadır.

Buruciye Medresesi
1271 M. yılında Anadolu Selçuklu Sultanlarından III. Gıyasettin Keyhüsrev zamanında Hibetullah Burucerdioğlu Muzaffer Bey tarafından yaptırılmıştır. İlmiye çalışmaları için medrese olarak yaptırılmış ve devrin pozitif ilimlerinin okutulduğu bina olarak uzun yıllar kullanılmıştır.
Sarımtırak renkli taşların oyma olarak yapılan giriş kapısı ve avlu karşısındaki iç cephe, devrin Selçuklu taş oymacılığının en güzel örneklerindendir.
Yapı kareye yakın dikdörtgen planlı olup, üzeri açık avlu etrafındaki sütunlu revaklar ve bunların gerisinde bulunan hücrelerden oluşmaktadır. Giriş kapısının sol yanında mavi ve siyah çinilerle süslü türbe hücrede medrese binasını yaptıran Burucerdioğlu Muzaffer Beyin ve çocuklarının mezarları bulunmaktadır. Vakfiyesinden binada bir de kütüphane bulunduğu anlaşılmaktadır. Mukarnas kavsaralı bir nişin belirlediği taç kapıda dışa taşıntılı rozetler dikkati çekmektedir. Cephenin her iki köşesindeki demet payelerden oluşan köşe kuleleri yazı kuşağı ve pencereler cepheyi zenginleştirmektedir. Taş işletmeciliğinde ağırlığın taç kapıda yer aldığı görülür. yıldız, rumi ve geometrik motifler yüzeysel ancak bir dantel gibi işlenmiştir.


SİVAS KONAKLARI



Hükümet Konağı: Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa tarafından 1884 yılında yaptırılmıştır.
Kongre Binası : Ulu Önder Atatürk'ün 4 Eylül 1919'da Sivas Kongresini yaptığı tarihi bina 1894 yılında yaptırılmıştır.

Jandarma Binası : Sivas Valisi Reşit Akif Paşa zamanında, 1908 yılında jandarma dairesi olarak yapılmıştır.


Ziyabey Kütüphanesi: Sivas'ın ileri gelenlerinden Yusuf Ziya Başara tarafından 1908 yılında kütüphane olarak yapılmıştır.
Bunlardan başka; İnönü Müzesi, Göğüs Hastanesi, Sanat Okulu, Eski Öğretmen Okulu, Yarı Açık Cezaevi, Alibaba Tekkesi gibi örnekler sayılabilir.
Sivas Kalesi : Yapıldığı tarih kesin olarak bilinmemektedir. Roma, Bizans, Danişmend, Selçuklu, Kadı Burhaneddin Devleti ve Osmanlı dönemlerinde tamir edildiği kaynaklarda yazılıdır. Aşağı ve yukarı kale olmak üzere iki kısımdır. Aşağı kalenin çevresi 7500 m. yüksekliği 25 metredir. Kesme taştan inşa edilen sur duvarları, kuleleri ile Kayserikapı, Palaş, Tokmakkapı, Cancun, Salpur gibi şehre giren demir kapıları mevcuttur. Yukarı kale ise; şimdiki Kale Park diye tabir edilen yerdir. Çelebi Sultan Mehmed tarafından büyük çapta onarılan kalede sur duvarları, iki kapısı, üzerinde bir camii, zahire ambarları, sarnıç ve cephaneliği bulunmakta idi. Her şeyi ile mükemmel olan kaleden bugüne hemen hemen hiç iz kalmamıştır.

İnönü Konağı


Şehir merkezinde İnönü Mahallesindedir. Türkiye nin 2.Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ NÜN 1891-1897 yılları arasında orta öğrenimini Sivas ta yaptığı sıralarda oturmuş olduğu tipik bir Sivas evidir. İki katlı ahşap yapının bir de bodrumu bulunmaktadır. Yapı kırma çatılı, oluklu, kiremit kaplıdır.

1945 yılında Sivas Belediyesince satın alınarak İnönü Müzesi adı altında ziyarete açılan müzenin çocuk bahçesi olarak kullanılan büyük bir bahçesi vardır. Müzede; bölgenin tarihi değer taşıyan silah, bakır, küçük el sanatları, sikkeler ve İnönünün fotoğrafları ile evde kaldığı zaman kullandığı eşyalar, ayrıca Gürün şalları, üç etek elbiseler ve el işlemeli etnografik eserler sergilenmektedir. Konak (Müze) Sivas Valiliği, İl Özel İdaresince Sivas Belediyesinden 2000 yılı içerisinde satın ve devir alınarak restorasyonu tamamlanmıştır.


Akaylar Konağı

24 Mart 2004 tarihinde Cumhuriyet Üniversitesince 10 yıllığına Kültür ve Turizm Bakanlığı ndan devralınan tarihi Akaylar Konağı sanat evine dönüştürülerek kullanılmaya başlanmıştır. Konak 1870 li yıllarda iki kat olarak yapılmıştır. Konak Cumhuriyet Üniversitesi nin şehir içerisinde bulunan bir bağlantısı görevini de üstlenmektedir.








Osman Ağa Konağı

Orta sofalı tipik Osmanlı mimari özelliklerini taşıyan konak, haremlik - selamlık kısmından oluşmakta ve iki katlıdır.
19 Mayıs 2003 tarihinde Sivas Valiliğince onarımına başlanan konağın onarımı 15 Aralık 2003 tarihinde tamamlanmış, 09 Şubat 2004 tarihinde Sivas Hizmet Vakfı Genel Merkezi olarak kullanılmak üzere hizmete açılmıştır.

Onarım çalışmalarında Konağın özelliklerini kaybedilmemesine azami itina gösterilmiştir.
Konak haftanın yedi günü ziyarete açıktır.



Susamışlar Konağı


Bugünkü konağın girişinin üstündeki köşk kısmı ile Konağın önündeki çeşme 1815 yılında Benderli Ali Ağa tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı Döneminde bilhassa 17. ve 18. asırlarda Konağın müştemilatının daha fazla olduğu bilinmektedir. O dönemlerde yazlık ve kışlık odalar, mutfak, kiler, çardak, yolcular için misafirhane (Han), ambar, iki ahır, samanlık, kapıcı odası, fırın ile çeşme, avlu ve bahçesi bulunuyordu. Zamanla fonksiyonunu kaybetmesi ile birlikte bu gün sadece Konak bölümünün kaldığı anlaşılmaktadır.
Konak7anabölümdenoluşmaktadır.


Bu haliyle Belediye tarafından restore edilerek eski ihtişamına kavuşturulan konak Ali Baba ailesinin son sakinlerinden olan Susamışların ( Mehmet Nuri Susamış ve oğulları) adına izafeten Susamışlar Konağı olarak adlandırılmıştır. Farklı mimarisiyle yerli ve yabancı turistlerin ilgisini üzerinde toplayan konak haftanın 7 günü ziyarete açıktır.

HANLAR


Taş Han

Behrampaşa Hanı : 1573 yılında Sağır Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kesme taş malzemeli, iki katlı ve ortası açık avlulu olarak inşa edilen hanın birde ahır kısmı mevcuttur. Güney yönünde dışa taşıntılı, sivri kemerli bir girişi ve bu girişin üzerinde üç dilimli kemere sahip iki penceresi vardır. Pencerelerin sağ ve solunda aslan motifi işlenmiştir. Halk arasında Taş Han olarak da bilinmektedir. Sivas'ta bundan başka, Taşhan, Subaşı Hanı, Çorapcı Hanı gibi önemli bazı hanlarda mevcuttur.



HAMAMLAR


Kurşunlu Hamamı : Sivas'ın en büyük hamamıdır. 1576 yılında Sağır Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kadın ve erkek olmak üzere bitişik olarak inşa edilmiş bir çifte hamamdır. Klasik Osmanlı hamamlarının tüm belirgin özellikleri bu hamamda görülür. Kesme taşlarla İnşa edilen hamam bir zamanlar tuz deposu ve bir aralık erkek kısmının soyunmalık kısmı cami olarak kullanılmıştır. 1950 yılında esaslı bir şekilde onarılarak kullanılır hale getirilmiştir.
Sivas’ta bulunan başka önemli olarak; Meydan Hamamı, Kale Hamamı kalıntısı, Mehmet Ali Hamamı, Eski Paşa Hamamı, Çay Hamamı (Sütlü Hanım) ve Şirinoğlu Hamamlarını da sayabiliriz.



ÇEŞMELER

İlimizde tarihi çeşme sayısı hayli azalmıştır. Bunlardan mevcut ve önemli olanları; Şeyh Çoban ve Şehit Orhan Tunçgöz Çeşmesidir. Kepenek çeşmesi ve kepenek suyu meşhurdur.




TÜRBELER

Ahi Emir Ahmed Türbesi : Tokmakkapı Mahallesinde Kurşunlu Hamamı karşısındadır. XIV. yüzyılın ilk yarısında Ahi Emir Ahmed için yaptırılmıştır. Kare kaide üzerinde yükselen sekizgen gövdesi ve pramidal külahı ile tamamı kesme taştan inşa edilmiştir. XIV. yüzyılın ilk yansında Sivas'ta esnaf teşkilatı olan Ahiliğin önemli bir yeri olduğunu ispatlamaktadır.
Güdük Minare : Kare kaide üzerine, silindirik tuğla örgülü bir gövdeye sahip oluşu ve kısa bir minareye benzemesinden dolayı halk dilinde "Güdük Minare" adıyla şöhret bulmuştur.1347 yılında vefat eden Ertanoğullarından Şeyh Hasan Beye aittir.
Abdülvahabi Gazi Türbesi : Türbe ve tekkeler içinde özel bir yeri ve önemi bulunan Abdulvahabi Gazi Türbesi Sivas'ta halkın çok önem verdiği ve ziyaret ettiği türbedir. Abdulvahabi Gazi Anadolu'nun fetih devri evliyasındandır. Kötü alışkanlıklarını terk etmek, bela ve uğursuzluktan kurtulmak isteyenlerin dua ettikleri yüz sürdükleri ve şifa buldukları bir türbedir.
Şemseddin Sivasi Türbesi : Atatürk caddesi üzerindedir. Kanuni Sultan Süleyman'ın vezirlerinden Koca Hasan Paşa tarafından 1564 yılında yaptırılan Meydan Camiinin kuzeybatı yönünde camii avlusu içerisinde yer almaktadır.
Türbenin duvarları kesme taştan olup, iki bölüm halinde 1600 yılında inşa edilmiştir. Dıştan sekizgen bir kasnağa sahip tek kubbeli birinci kısmında Şemseddin Sivasi'nin, ikinci kısımda ise 20 adet sanduka bulunmaktadır.
Şemseddin Sivasi Tokat'ın Zile ilçesindendir. Kırka yakın eser sahibi alim, fazıl ve arif zat olup, Halvetiye Tarikatına bağlı Şemsiye kolunun kurucusudur.
Sivas il merkezinde diğer türbeler ise; Şeyh Çoban Türbesi (XIV. yüzyıl ortaları), Şeyh Erzurumi Türbesi, Kadı Burhanettin Türbesi, İncili Hanım, Mum Baba, Süt Evliyası, Akbaş Baba gibi önemli Türbeleri sayabiliriz.


KÖPRÜLER

Eğri Köprü : Sivas'ın 3 km. güneydoğusundadır. Sivas-Eski Malatya yolu ve Kızılırmak'ın üzerinde 18 kemerli olan bu köprü ile geçilir. Uzunluğu 179.60m. eni 4.55 m'dir. Aynı doğrultuda olmadığı için Eğri Köprü denilmektedir. Kitabesi olmadığı için hangi tarihte ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Özel İdare tarafından restore edilip trafiğe kapatılmıştır.


Bundan başka önemli olarak Kesik Köprü, Yıldız Köprü ve Boğaz Köprülerini sayabiliriz.


SİVAS ANTİK


Sivas İli, tarihi çağlardan günümüze Anadolu'nun ortasında büyük ve önemli bir şehir olma özelliğini her zaman korumuştur. Sivas İli, Anadolu'da kurulan bir çok devletin önemli kültür merkezlerinden biri olduğu gibi, aynı zamanda bir çok devlete başkentlik yapmıştır.
Sivas İli, Doğu Anadolu ile Batı Anadolu'yu birbirine bağlayan, Mezopotamya ile Anadolu'yu birleştiren (Sivas-Malatya)tarihi ticaret ve kervan yolu üzerinde bulunması nedeniyle, önemli konuma sahip bir yerleşim yeridir. Bu nedenle, Anadolu'da medeniyet kurmuş bir çok ulusun hakimiyeti altında kalmıştır. Sivas, Anadolu'nun en eski ve önemli şehirlerinden biridir. Sivas ve havalisinde bazı mıntıkalarda tarih öncesi çağlara ait tümülüs, hüyük, mağara duvar sanatına ait resim ve heykeller ve çeşitli insan ve hayvan heykelleri bulunmuştur. Kazı ve araştırmalarda elegeçen buluntular, yörede ilk yerleşimin Neolitik Çağ'a (M.Ö. 8000-5500) uzandığını gösterir.
Sivas'ın ilk kurulduğu Yer Bugün il merkezinin bulunduğu yerin, şehrin ilk kuruluş ve yeri bölgesi olup olmadığı hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. Yapılan kazı ve araştırmalarda ele geçen buluntulara göre, şehrin ilk yerleşim olarak kayda değer iki görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerden birisi, şehr yerleşim yeri, bugünkü şehir merkezinin doğusunda ve 8 km uzaklıktaki Kızıl kavraz köyü bölgesi olduğu söylenmektedir. Diğer bir görüş ise yine Kızılırmak kenarındaki Hanyazı bölgesidir. Kızılırmak'ın su taşkınlıklarından korunmak için halkın bu bölgeyi terkederek, bugünkü kalenin bulunduğu bol yerleştikleri sanılmaktadır. Sivas şehrinin kuruluş yeri ve tarihi bilinmemektedir. Şehrin ilk kuruluş yerinin Sivas'ın 16 km . doğusunda Kızıl Gavras Köyü'nde olduğu şeklindeki bir bilgi 1 doğrulanamamakta, bu kuruluş mevkiinin bugünkü Sivas şehir merkezinde olduğu hususu, daha doğru bir görüş olarak kabul edilmektedir. 2 Bu yöredeki kazılarda bulunan eşyalar, Sivas şehrinin varlığının taş ve bronz çağlarına kadar uzandığım göstermektedir. Yine bu kazılara göre Sivas'ın Hitit hakimiyeti altında bulunduğu anlaşılıyor. Bu sebeple Sivas'ın tarihî gelişiminin Roma devri öncesinde Protohititlere kadar uzandığı söylenebilir. 34 Gerek şehir merkezinde ve gerekse yakın yörelerde, ilçelerde ve bağlı köylerde rastlanan buluntulardan, ilk çağlarda buralarda yerleşim merkezterinin kurulmuş olduğuna dair bir çok kalıntılara rastlanmaktadır.

ÖREN YERLERİ VE SİT ALANLARI
Sivas'ın bugünkü sınırları içerisinde yer alan Hafik Gölü, Pılır Höyüğü, Zara Tödürge Gölü kıyısındaki Tepecik Höyüğü ile Kangal ilçesi Çukur Tarla ve Kavak nahiyesi Höyük değirmeninde Prehistorik buluntular elde edilmiştir. Yıldızeli Argaz Höyük ve çevresinde Kalkolitik çağ (maden taş devri M.Ö. 5000-3500) ile Tunç Devri (M.Ö. 3000-1500) buluntuları elde edilmiştir. Merkez Tatlıcak Köyü ile Uzuntepe Köyündeki Höyükler, Divriği Maltepe Köyünde bulunan höyük ve Gürün Şuğul vadisindeki Hititçe yazılar başlıca Hitit yerleşim alanlarıdır. Anadolu'da devlet kurdukları bilinen ilk millet Hititlerdir. Hititler, doğudan gelerek Anadolu'ya yerleşmiş olan Ari ırklardan biri idi.
Sivas'ın yazılı tarihi M.Ö. 2000 li yıllardan öncedir. Sivas'ın tarihi, Hititler'den önce gelen, fakat bu kavimle aynı olan kimi kaynaklarca Prtotohititler olarak adlandırılan Ön Hititler ile başlamaktadır. Tarihi kayıtlara göre Orta Asya kökenli oldukları ileri sürülen Ön Sümerler (Subarlar) ve Sümerler, Neolitik çağda Fırat'ın yukarı kısımlarına kadar hakim olmuşlardı. Anadolu'ya gelen Proto Hititler île birlikte Hititler'in kurduğu ilk büyük devlet ve medeniyete öncülük etti. Sümer împaratorluğu'nun yıkılışından bir süre sonra Orta Anadolu'da Hitit Devleti teşekküle başladı. Hititler'den daha önceki tarihlerden başlamak üzere Doğu ve Güneydoğu bölgesi, bilinen ilk tarihi itibariyle, güneyden gelen Sami asıllı kütlelerin akınlanna maruz kaldığı gibi, Hititler zamanında da Keldani kavimlerinden oluşan bazı koloniler varlıklarını devam ettirdiler. Ancak bunların varlığı devamlı bir hakimiyet tesisiyle neticelenmedi.
M.Ö. 2. bin başla rına tarihlenebilen bir sap delikli balta, Hi­tit İmparatorluk çağına tarihlenen dört kol­ cuklu balta ile M.Ö. 2. bin sonlarına ait Luristan kökenli merasim baltası, Şarkışla definesinde olduğu gibi, yörenin M.Ö. 2. bin madenciliğindeki yerini bir kez daha ortaya koymaktadır. Yörenin Hitit İmparatorluk çağına ait önemli merkezleri bulunduğuna işaret eden, Hitit devle­ tinde önemli bir mevki olan sâkîliğe yüksel­ miş bir sahsa aittir. Sivas'ın Kelkit vadisinin geçtiği ku­ zey yörelerinden getirilmiş olan bir grup mahmuzlu tunç oku cu da M.Ö. 6.-7. yüzyıllarda bu yörenin yüzey Karadeniz step kavimlerine de ev sahipliği yapmış olabileceğini ortaya koymaktadır.
Sivas yöresinin kültürel geçmişine ilişkin araştırmaların sınırlı sayıda olmaları­ na karşın yörenin Neolitik dönemlerden iti­baren iskan edildiği ve bazı dönemlerde si­ yasi açıdan önem kazandığı anlaşılmakta­ dır. Coğrafi yapısı gereği Sivas yöresi Orta Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz böl­ geleri arasında yer alması nedeniyle, üç coğrafyanın geçiş bölgesi konumunda bu­ lunmaktadır. Doğuda Yukan Fırat havzası­na kadar uzanan ve Yukan Kızılırmak hav­zasını kapsayan Sivas ili, arkeoloji literatü­ ründe "Doğu Kapadokya" olarak da ad­ landırılmaktadır. İlin kuzey bölümünden geçen Kelkit vadisi de İç Karadeniz Bölge­sine girer.
Hafik ilçesi Sofular Köyünün Kuzey tarafındaki Zölük Mevkiindeki Gavurtepesi olarak bilinen tepenin üzerinde Zölük mevkiindeki yerleşim yeridir.Üzerinde bulunduğu tepenin kuzey ve batı kısımları dik yamaçlı olup yerleşim güney ve güneydoğu ile tepe kısmındadır. Yüzeyden toplanan el yapımı ,perdahlı, astarlı basit ağızlı kaideli özellikteki ve formdaki seramikten yerleşimin Kalkolitik ve Eski Tunç Çağı'na ait olduğu anlaşılmaktadır..
Gürün ilçesi Göbekören Köyünün kuzeyinde olup köy evlerine yakındır.Yaklaşık 9 m . Yüksekliğinde ve 2 kademeli olarak 100 m . civarında bir uzunluğa sahiptir. M.Ö. 3.2.1. bin ve daha sonra Ortaçağa kadar uzanan bir dönemde iskan görmüştür.
Sarıca Köyünün yaklaşık 5 km . Kuzeybatısında yeralan Külhöyük 9m. Yükseklikte ve büyük ölçekli bir höyüktür. Etrafı tarım arazileri ile çevrilidir. KülHöyük 3000-1000. yıllarında ve Helenistik, Roma ve Bizans devirlerinde iskan görmüştür.
Yukarı Sazcağız (Çamlıca) Köyü Aratma Tepesinde bulunan 22 M . Taban çapında olan tümülüs irili ufaklı taşların yığılması ile meydana getirilmiştir.
Yılanhöyük Köyü içerisinde, köy evlerinin kuzeybatısındadır.Yuvarlak tabanlı olup konik şekilde yaklaşık 15 m . Yükselmektedir. Üst kısmın kuzey tarafından önemli ölçüde toprak alınarak tahribat yapılmıştır. M.Ö:3000-2000 ve Helenistik – Roma dönemlerinde iskan görmüştür.
Taşlı hüyük Köy yerleşiminin doğusunda kayalıklı doğal tepe üzerinde taş höyük (Küçük çaplı bir höyüktür. Yanında bir su kaynağı mevcuttur) M.Ö. 3000 yıllarında ve Orta Çağda iskan yerleridir.
Yazyurdu Bucak merkezinde yer alan evlerin doğusundaki tümülüs, Gürün- Kayseri Karayolunun batısında doğal bir tepe üzerindedir. Bizans döneminde yerleşim görmüştür.
Yenibektaşlı köyünün 2,5 Km .kuzeydoğusunda Kürkçü köyüne giden yolun hemen kenarındadır. Kale, etrafı tarım arazileri ile çevrili doğal bir tepe üzerindedir. Tepe üzerinde kale mimarisine ait temel kalıntıları izlenebilmektedir. Roma ve Orta çağ dönemlerinde iskan görmüştür.
Beypınarı köyünün güneybatısındaki doğal kayalıklı tepe üzerinde kurulmuştur. M.Ö. 2000 li yıllarda ve Orta Çağda iskan görmüştür.

Kervanmağara köyündeki Kaya Mağaraları ve Höyük, Mağara Köyüne giden yolun batısındadır. Köyün 200 M . Kadar güneyinde yoldan itibaren dik olarak yükselen 20- 25 M .Ö. yükseklikteki kayalığın güneydoğu kısmındadır. Kayalar oyularak yapılan yerleşmenin dışında ayrıca höyük yerleşimi de vardır. M.Ö. 3000 ve Roma döneminde iskan görmüştür.
İncesu Höyüğü: Köyünün doğusunda Gürün-Kayseri asfaltına dik olarak uzanan doğal bir tepe üzerindedir.Güneyde alçalan tepe kuzey uçta daha yüksek olup üzeri düzdür. Ortaçağda iskan görmüştür.
Höyüklüyurt Köyünün içerisinde yaklaşık 20 m . Yükseklikte kayalık bir doğal tepe üzerindedir.Küçük çaplıdır.Kuzey kısmı tamamen kayalıktır. Geniş ovaya hakim olan bu kayalığın eteklerinde yerleşim kurulmuştur.Ortaçağda iskan görmüştür.
Davulhöyük yassı bir doğal kayalık üzerinde ve kayalığın kuzey ucunda yer almaktadır. Höyüğün bulunduğu tepenin doğusunda Davulhöyük köyü mevcut olup diğer kesimlerinde tarımsal arazi mera ve hali arazi yeralır. Helenistik ve Roma çağında iskan görmüştür.
Göbekören Köyü kalesi, Köyün kuzeyinde olup köy evlerine yakındır.Yaklaşık 9 m . Yüksekliğinde ve 2 kademeli olarak 100 m . civarında bir uzunluğa sahiptir. M.Ö. 3.2.1. bin ve daha sonra Ortaçağa kadar uzanan bir dönemde iskan görmüştür.
Böğrüdelik köyünde Sivas Gürün asfaltının 200 m batısında köyün 3 Km . güneyinde yeralan höyük, Tahribat yoktur.



Sarissa

İlimiz Altınyayla ilçesi Başören Köyünde bulunan ve Kuşaklı Örenyeri olarak Bilinen "SARİSSA" şehri dünya tarihinde 4 Büyük İmparatorluk kuran Hititlerin önemli şehirlerinden biridir. Dünyanın devletler arası ilk antlaşması olan ve Mısırlılarla Hititler arasında yapılan Kadeş Savaşı ( M.Ö. 1285 ) sonucu yapılan antlaşmada Sarissanın Fırtına Tanrısının şahitliğinden söz edilmektedir. M.Ö. 1500 ve 1400?lü yıllarda önemli bir yerleşim merkezi olan ve Hitit Krallarının Başkentleri Boğazköyden gelerek yazlık çalışmalarını yürüttükleri Kuşaklı Yerleşimi, yurdumuzda tablet buluntusu veren 5. merkezdir. Hitit yazılı metni olan tabletlerin 6. merkezi de ilimiz Yıldızeli ilçesi Kayalıpınar Köyündeki "HARABE" ören yeridir.


1650 metre yüksekliğinde bulunan Sarissa şehri 1950 adımlık sur kalıntıları ile önemli bir yerleşim yeridir. Şehre giriş, sur üzerinde bulunan 4 kapıdan sağlanmaktadır. 1993 yılında Sivas Müze Müdürlüğü adına başlatılan arkeolojik kazılar 1994 yılından itibaren Almanya Marburg Üniversitesi adına Prof. Dr. Andreas Müller KARPE Başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülmektedir. 10 yıldır yapılan kazılarda şimdiye kadar bilinen en büyük Hitit Tapınaklarından C binası ile Kralın Sarayı ve şehrin güney ve kuzeybatı sur kapıları ortaya çıkarılmıştır. C Binasında restorasyon çalışmalarına başlanmıştır. Şehrin kuzeybatı sur kapısı altında yer alan savunma ve sulama arnaçiı Hitit Barajı duvarlarının açığa çıkarılması ve şehrin tepe noktasında yer alan türnülüsteki kazılar 2003 yılında yapılmış durumdadır. 10 yıldır yapılan kazılarda ele geçen Hitit İmparatorluk dönemi Kültür Varlıkları Müze Müdürlüğümüzde koruma altına alınmaktadır. Bunlardan en önemlisi olan Çiftbaşh Boğanın ( Adakkabı - Riton ) bir örneği de Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde bulunmaktadır.

Sarissa şehrinin içme ve kullanma suyunu sağlayan ve Büyük İmparatorluk döneminde { M.Ö. 1500 - 1400 ) yapılmış olan SUPPJTASSU Gölü ( Gölgediği ) şehrin yaklaşık 2 Km güneyindeki Kulmaç Dağları eteğinde yer almakta olup, Hitit Krallarının Başkentleri olan Çorum ilindeki Boğazköyden buraya geldiklerinde yapmış oldukları dini seremonilerde ve Fırtına Tanrısı ile özleşmiş kutsal bir alandır. Hitit yazılı metinlerinde geçen kutsal HUVAŞİ TAŞI da bu alanda yer almaktadır.


Altınyayla ilçesi Başören köyünün doğu yönünde kuşaklı mezrasının kuzeyinde yeralan höyük, Çevresini oluşturan surdan dolayı kuşaklı olarak isimlendirilmiş büyük bir yerleşim yeridir. 1993 yılından itibaren ilmi kazılar devam etmektedir.Kazılar sonucu höyüğün Hitit İmpatorluk döneminde ve 1. binde iskan gördüğü ortaya çıkmıştır.

Altınyayla ilçesi Başören köyünün 2 km . Batısında bölüşük deresinin oluşturduğu derenin kenarında yer alan Külhüyük, Etrafı tarım arazisi ile çevrilidir.Yaklaşık 10x 50 m . .boyutlarında olup geç Kalkolitik , E.T.Ç. ve Geç Tunç çağı ve Helenistik dönemde iskan görmüştür.
Altınyayla ilçesinin Başören köyü Akkuzulu mezrası ve halen arkeolojik kazıların sürdüğü kuşaklı höyüğünün güneyinde, Hitit barajı ve Açıkhava tapınağı yer almaktadır. mezra yaklaşık 1,5 Km . uzaklıktadır. Kuşaklı höyüğünün içme suyunun karşılandığı ve dinsel ayinlerin yapıldığı bir alandır.Güney kısmı kayalık ve dik yamaçlardan oluşan bir düzlükte taşlarla set yapılarak gölet oluşturulmuştur.Göletin batı tarafında Hitit yazılı metinlerinde geçen “Huwaşi Taşı” nın bulunduğu tapınma alanının mimari öğeleri , kuzeyde suyun tahliye edildiği taştan örülen kanallar , doğu ve batı yönde bazı mimari kalıntıların izleri görülür.Kuşaklı Hitit Kral'ının burada bazı dini törenlere katıldığı Hitit Yazılı metinlerinden anlaşılmaktadır.
Gün, sadece bugün değildir. Bugünün dünü vardır; yarını da olacaktır. Zaman denilen mevhum, üç gündür. Dün, bugün ve yarın. Dünün değerleri, bugünün birikimleridir. Gelecek, ancak geçmişin ölçüleri üzerinden şekillendirilebilir. Geçmişin kriterleri geleceğin karizmasını doğuracaktır.
İlimiz Altınyayla ilçesi Başören Köyünde bulunan ve Kuşaklı Örenyeri olarak Bilinen "Sarissa" şehri dünya tarihinde 4 Büyük İmparatorluk kuran Hititlerin önemli şehirlerinden biridir. Dünyanın devletler arası ilk antlaşması olan ve Mısırlılarla Hititler arasında yapılan Kadeş Savaşı ( M.Ö. 1285 ) sonucu yapılan antlaşmada Sarissa'nın Fırtına Tanrısının şahitliğinden söz edilmektedir. M.Ö. 1500 ve 1400'lü yıllarda önemli bir yerleşim merkezi olan ve Hitit Krallarının Başkentleri Boğazköyden gelerek yazlık çalışmalarını yürüttükleri Kuşaklı Yerleşimi, yurdumuzda tablet buluntusu veren 5. merkezdir. Hitit yazılı metni olan tabletlerin 6. merkezi de ilimiz Yıldızeli ilçesi Kayalıpınar Köyündeki " Harabe" ören yeridir.
1650 metre yüksekliğinde bulunan Sarissa şehri 1950 adımlık sur kalıntıları ile önemli bir yerleşim yeridir. Şehre giriş, sur üzerinde bulunan 4 kapıdan sağlanmaktadır. 1993 yılında Sivas Müze Müdürlüğü adına başlatılan arkeolojik kazılar 1994 yılından itibaren Almanya Marburg Üniversitesi adına Prof. Dr. Andreas Müller KARPE Başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülmektedir. 10 yıldır yapılan kazılarda şimdiye kadar bilinen en büyük Hitit Tapınaklarından C binası ile Kralın Sarayı ve şehrin güney ve kuzeybatı sur kapıları ortaya çıkarılmıştır. C Binasında restorasyon çalışmalarına başlanmıştır. Şehrin kuzeybatı sur kapısı altında yer alan savunma ve sulama arnaçiı Hitit Barajı duvarlarının açığa çıkarılması ve şehrin tepe noktasında yer alan türnülüsteki kazılar 2003 yılında yapılmış durumdadır. 10 yıldır yapılan kazılarda ele geçen Hitit İmparatorluk dönemi Kültür Varlıkları Müze Müdürlüğümüzde koruma altına alınmaktadır. Bunlardan en önemlisi olan Çiftbaşh Boğanın (Adakkabı-Riton) bir örneği de Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde bulunmaktadır.
Prof. Dr. Andreas Müller Karpe, Sivas’ın Karpe ilçesine bağlı Başören Köyü Akkuzulu mezrasında M.Ö 1400’lü yıllarda Hititler döneminden kalma Sarissa’da, 1992 yılından itibaren yürütülen kazı çalışmalarına öncülük ediyor. Arkeolog olan Türk eşi Vuslat Müller Karpe ve 5 öğrencisiyle antik kenti gün ışığına çıkarmaya çalışan Prof. Dr. Karpe, toplam 38 kişilik ekibiyle, yaklaşık 6 hafta sürecek kazı çalışmalarına başladı.
Her yaz döneminde Sarissa’ya gelen Prof. Dr. Karpe, Sarissa’da 1992 yılında yüzey etüdü yaptıklarını, 1993 yılında da kazı çalışmalarına başladıklarını belirterek, 18 hektarlık alana sahip olan kentin önemli bir bölümünü ortaya çıkardıklarını söyledi.
Sarissa’nın Hititlerin en büyük kentlerinden biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karpe, kazı çalışmalarıyla önemli bir Hitit merkezini ortaya çıkardıklarını, kentin tüm bölümlerine ulaşmayı hedeflediklerini anlattı.

HİTİTLERİN İLK AHIRINI BULDUK’
Çalışmalarda şimdiye dek büyük bir tapınağa, bir mektuba, çömlekten yapılmış ‘ikiz boğa Rhyton’ heykeline ve çeşitli tabletlere ulaştıklarını belirten Prof. Dr. Karpe, “Kazılar sırasında at iskeletine ve hayvanların su içtiği bir yalağa da rastladık. O dönemde Sarissa’da bir at ahırı olabilir. Bu Hitit devri için ilk örnek” diye konuştu. Karpe, eşi ve öğrencileriyle çalışmanın mutluluk ve gurur verici olduğunu sözlerine ekledi.

SARİSSA TANRISI, KADEŞ ANLAŞMASI’NIN ŞAHİDİYDİ
Kuşaklı Örenyeri olarak bilinen Sarissa, dünya tarihinde 4 büyük imparatorluk kuran Hititlerin önemli şehirlerinden biri. M.Ö. 1285 yılında Mısırlılarla Hititler arasında yapılan tarihin devletlerarası ilk barış olan Kadeş Anlaşması metninde, “Sarissa’nın ‘Fırtına Tanrısı’nın şahitlik etmiştir” ifadesi yer alıyordu. Hitit krallarının, başkentleri Boğazköy’den gelerek, yazlık çalışmalarını yürüttükleri yer olarak bilinen Sarissa, kayıtlarda dini seremonilerde Fırtına Tanrısı ile özdeşleşmiş kutsal bir alan olarak yer alıyor.
__________________