11 Ekim 2010 Pazartesi

Alacakaranlık Gifleri

Alacakaranlık Gifleri

Bella Swan
  

Bella Swan

Bella Swan

Ashley Greene

Ashley Greene

Cullen Family

Emmett Cullen

Kellan Lutz

Bruce Lee

Bruce Lee

Leonardo DiCaprio and Kate Winslet

Arnold Schwarzenegger

Neo and Trinity (Matrix)

Neo and Morfeo (Matrix)



James, Victoria and Laurent


Image Hosted by ImageShack.us



 

 








 




 










ßiraz karışık oldu ama umarım hoşunuza gider..


 

Kıbrısın Tarihi




Kıbrıs
   Eski Devirlerde Kıbrıs:

Mısır'ın on sekizinci sülalesine mensup III. Tutmez, Doğu Akdeniz'e hakim olan Kıbrıs Adası'nı M.Ö. yaklaşık 1450 tarihinde zabetti. 450 sene Kıbrıs'a hakim olan Mısırlılar, Ada'nın medeniyeti üzerinde hiç bir etki yapamadılar.

450 sene Mısır hakimiyetinde bulunduktan sonra Kıbrıs, Akdeniz sömürgeci devletlerinden Fenike'nin eline geçti. M.Ö. yaklaşık 1000 tarihinde Fenike Kralı Hiram Kıbrıs'ı zaptetti. Kıbrıs'ta Fenike hakimiyeti M.Ö.709 tarihinde sona erdi.

Kıbrıs, Fenike hakimiyetinden sonra M.Ö. 669 senesine kadar Asur idaresinde kaldı. Mısır'ın son Firavunlarından Amasis II, M.Ö. 525 tarihine kadar Kıbrıs, Mısırlılara bağlı olarak Salamis Kralı Evalton tarafından idare edildi.

M.Ö. 332'den itibaren Kıbrıs, Büyük İskender'e bağlandı. İskender'in ölümünden sonra Ada'da Ptolemeler egemenliği başladı (M.Ö.294).

Kıbrıs iki buçuk asır Ptolemeler'in idaresinde kaldı. Romalı Kartacalılar arasında yer alan ve tarihi "PÖN SAVAŞLARI" olarak geçen savaşlardan galip çıkan Romalılar egemenlik alanlarını Anadolu ve Suriye'ye kadar genişlettikten sonra, Ptolemeler'i ortadan kaldırıp Kıbrıs'ı ele geçirdiler.

İmparator Büyük Theodosius'un ölümünden sonra coğrafi olarak merkezi İstanbul olan Doğu Roma İmparatorluğu'nun sınırları içinde kalan Kıbrıs, 395 tarihinden başlayarak, Bizans egemenliği altına girdi.

Kıbrıs, 1192 yılından sonra, üç yüzyıl Guy de Lussingan'in soyundan gelen Katolik Krallar tarafından yönetilmiştir. Bu devirde Türk-Kıbrıs ilişkileri Anadolu Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Türklerin Antalya'yı ele geçirmeleriyle başlar.

Lussingan Kralı I. Hugh ve Anadolu Selçuklu Sultanları İzzettin Keykavus ve Gıyasettin Keyhüsrev arasında karşılıklı "altın mühürle" gönderilmiş mektuplar, Kıbrıs'la Anadolu arasında eski iyi ilişkilerin devam ettiğini göstermektedir. Kıbrıs, 1489'da Lussingan'lardan sonra Venedikliler'in yönetimine geçti.

1453 yılında İstanbul'un Türklerin eline geçmesi ve Bizans İmparatorluğu'nun sona ermesi, Doğu Akdeniz'in kontrolü için Venedik ile Osmanlı İmparatorluğu arasında rekabeti artırdı.

Venedikliler, Doğu Akdeniz'de önemli imtiyazlar elde etmişlerdi. Ancak Venedik, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul fethinden sonra birçok imtiyazlarını kaybetti.

Fatih Sultan Mehmet, Kıbrıs'a karşı hemen ciddi bir harekete girişme konusunda tereddütteydi. Çünkü Kıbrıs, 1426'dan beri Mısır Memlükleri'ne vergi veriyordu.

Dolayısıyla Ada, Osmanlılarca bir İslam devletinin yüksek hakimiyeti altındaydı.

İkinci Bayezıt devrinde, 1485 yılında Türklerle Memlükler arasında savaş başlayınca durum değişti. Türkler, Kıbrıs'ı ele geçirmek için planlar yapmaya başladılar.
Osmanlı İdaresinde Kıbrıs :

Kıbrıs, oldukça hareketli Mısır-İstanbul deniz ticaret yolu üzerinde önemli bir engeldi. Burası Venedikliler'in elinde bulunuyor, Ada'da yuvalanan Venedik desteğindeki Hıristiyan korsanlar sık sık ticaret ve haç gemilerini vuruyorlardı.

Kıbrıs'ın Ortadoks olan yerli halkı Venedik yönetimince Katolik almaya zorlanıyor, ağır vergiler altında eziliyor ve Venedikliler'in topraklarında angarya usulüyle çalışmak zorunda bırakılıyordu. Osmanlı Devleti'nin adaletli yönetimini bilen halk, fırsat buldukça İstanbul'a heyetler göndererek kendilerinin bu zulümden kurtarılmasını istiyorlardı.

Osmanlı Devleti'nin Girit ve Kıbrıs Adaları'na olan ilgisini gören ve bu iki ada elinden gittikten sonra büyük devlet olma vasfını kaybedeceğini bilen Venedik Yönetimi, bir taraftan Osmanlılar'la iyi geçinmeye çalışıyor, diğer taraftan da Avrupa'da Osmanlılar'a karşı girişilen hareketleri el altından destekleyerek iki yüzlü bir politika takip ediyordu.

16.asır sonlarında Akdeniz bir "Türk Gölü" haline gelmişti. Fakat Doğu Akdeniz'de Türk Ülkesi'nin siyasi ve ekonomik güvenliğini tehdit eder bir durumu da Kıbrıs Ada'sı Venedik hakimiyetinde idi. Padişah II. Selim bu tehdidi ortadan kaldırmak için Lala Mustafa Paşa'yı görevlendirmiş ve Mustafa Paşa da Donanmayı-ı Humayun ile hareket edip 1570 yılının sonlarına doğru Kıbrıs Adasını fethetmiştir.

Fethi müteakip kısa bir sürede Anadolu'dan sevk edilen Türk nüfus ile Kıbrıs'ın her alanda Türk-İslam memleketi haline gelmesi sağlanmıştır. Tüklerin müsaamması sayesinde Rumlar ve diğer etnik unsurlar yüzyıllar boyu varlıklarını devam ettirmişlerdir. 19.asır boyunca Osmanlı Devleti doğu, batı ve kuzeyde, oldukça geniş topraklarını kaybetmiştir. Ruslarla yüz yıl boyunca kronik bir seyir yakıp eden harpler Türk Milletinde „Moskof Düşmanlığı“killi bir kin haline getirmiştir. 1877-1878’de Rusların Balkanlar ve Kafkaslar üzerinden Osmanlı topraklarına girmesi ile İngilizler Kıbrıs’ta bir üs verilmesi karşılığında Osmanlı Devleti’ne yardım edeceğini bildirmiştir. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu olumsuz şartlar bu teklifin kabul etmesinde en büyük etken olmuştur
İngiliz İdaresinde Kıbrıs:

Adaya yerleşen İngilizler, harpler olmuş bitmiş lakin onlar yardim hususunda yerlerinden bile kıpırdamamışlardır. İngilizler Mısır'ı işgalleri altına almış, Süveyş Kanalını açmışlar ve Hindistan'ı egemenliklerine altına almış ve buna bağlı olarak tarihi Baharat Yolları'na sahip olmuştur.

Kıbrıs'a hileli bir yolla ayak basan İngilizlerin asıl amacı Doğu Akdeniz hakimiyetiyle; Hindistan'daki hakimiyetini pekiştirmekti. Osmanlı ve Osmanlı-Rus savaşları İngiltere'yi pek fazla ilgilendirmiyordu.
Kıbrıs'a misafir olarak çıkan İngiltere daha sonraki dönemlerde Kıbrıs'a "milletlerarası hukuku çiğneyerek " vali tayin edip, sömürge yönetiminin bir benzerini de burada da oluşturmaya başlamıştır.

Osmanlı Devleti'nde İngiltere'ye kafa tutacak bir irade mevcut olmadığı için bu oldu bittiye maalesef çok fazla itiraz edememiştir. 19. asır başlarında başta, Rusya, İngiltere ve Fransa'nın himayelerinde ayaklanan Rumlar, Mora Yarımadasında 1829 yılında Yunanistan Devletini kurarak çıkmışlardır.

İngiliz'lerin adaya çıkması ile birlikte Kıbrıslı Rumların hamisi kesilen "Yunanistan" bununla da yetinmeyip, adayı Yunanistan'a bağlama projesi geliştirmişti: "ENOSİS"
Osmanlı Devleti girmiş olduğu 1.Cihan Harbi'nden maalesef yenik çıkmış, Muhteşem Osmanlı İmparatorluğu Emperyalist İngiltere, Fransa, Rusya ve diğerleri tarafından paramparça edilmişti.

Bununla da yetinmeyen Emperyalist devletler 30 Ekim 1918 yılında imzalattıkları Mondros Mütarekesi ile kalan Anadolu topraklarını da işgale başlayıp Türk Milleti'ne "İSTİKLAL" mücadelesi verdirtmişlerdir. İngiliz'lerin evlad-ı manevisi Rumlar (Yunanlılar) Batı Anadolu'da Türk'ün "Osmanlı Tokadını" yemişti. Son yüzyılın en büyük komutanı ve tartışmasız en büyük devlet adamı Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın liderliğinde Türk Milleti "Türkiye Cumhuriyeti" ile yoluna devam etmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun dünya devletlerince kabul ve tasdik edildiği Lozan Antlaşması'nda Kıbrıs Türklerinin de durumu tartışılmıştır.

Maalesef Lozan Antlaşması'nın 16., 20. ve 21. maddelerindeki Kıbrıs'ın İngiltere'ye ait olduğu kabul edildiği gibi, İngiliz dayatması ile Kıbrıs Türklerinin adayı terke zorlanmaları da söz konusu ediliyordu...

19. asrın başlarında nüfusun ekseriyetini teşkil eden adanın sahib-i ekseriyesi Türklerin adadan kovulma süreçleri de başlamıştı. Aksine Türkiye'den kovulan Rumlar adaya yerleştiriliyor ve Türk nüfusunun azınlıkta kalmaya mahkum ediliyordu. 1940'lı yılların başına kadar Kıbrıs'ta azalarak mevcudiyetini sürdüren Kıbrıs Türkleri, Rumların ENOSİS heveslerini frenlemek ve kendi varlıklarını sürdürmek için 18 Nisan 1943 yılında Kıbrıs Türklerinin ilk siyasi partisini kurarak, Dr. Fazıl Küçük liderliğinde yeni bir döneme doğru yol almıştı.

Daha sonra kurulan, İşçiler Birliği, Çiftçiler Birliği , Milli Parti birleşerek "Kıbrıs Türk Birliği”ni oluşturarak varlık mücadelelerini tüm dünyaya ilan ederler. 1950'li yılların başına kadar Türkiye Kıbrıs Meselesinde Maalesef iyi bir imtihan verememiştir. 1950'lerde Yunan Generali Grivas'ın adaya gelip ENOSİS'i gerçekleştirmek için EOKA terör Örgütü'nü kurup, Türk'lere karşı katliamlara girişmesi ile Türkiye tavrını değiştirme durumunda kalmıştır.

Büyük İngiltere İmparatorluğu'nun II. Dünya Savaşı sonucunda çözülme sürecine giren İngiltere'nin Kıbrıs'ı terk edeceğini anlayan Kıbrıslı Rumlar Yunanistan'ında açık desteğiyle "Halk Oylaması" yapıp Kıbrıs'ta önce bir Kıbrıs Rum Devleti kurmak, sonrada adayı Yunanistan'a bağlamak niyetlerini aşikarane ilan edince, Türkiye ve Türk Halkından tepki görmekte gecikmemişlerdir.

Rumların bu hareketine Türkiye-Adada Taksim tezini ortaya atmıştır. 1949'da Malatya Kültür Derneğinin Kıbrıslı Türklere sahip çıkan ilk mitingi, 1950'li yıllarda bütün Türkiye'ye yayılmış ve Türk Milleti Kıbrıslı kardeşlerine sahip çıkmıştır.

Türkiye bundan sonra "Kıbrıs Meselesi"ni milli bir dava olarak benimseyecek ve Kıbrıs Türk'ünün hep yanında olacaktır. 1955'lerden itibaren,Türkiye'ye dalga dalga yayılacak olan " Kıbrıs Mitingleri" ile Türk Halkı “Milli Mücadele” den sonra en büyük milli heyecan dalgası ile ayağa kalkacak ve Kıbrıslı kardeşlerinin en büyük teminatı olacaktır.

1959 yılında Londra ve Zürich’e Türkiye-İngiltere ve Yunanistan arasında yapılan konferanslar, Türk ve Rum ortaklığı "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin kurulmasıyla neticelenecektir. 15-16 Ağustos 1960 tarihinde ilan edilen, Kıbrıs Cumhuriyeti'nde Cumhurbaşkanı Rumlardan (Baş Piskopos Makaryos), yardımcısı Türklerden (Dr. Fazıl Küçük) oluşmaktaydı. % 70 - % 30 ortaklıkla oluşan Cumhuriyetin teminatı, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye olacaktır.

10 Ağustos 2010 Salı

Ayvalık Tarihi Yerleri

click to zoom

Şeytan Sofrası

Şeytan Sofrası adını kayalıkların üstünde yer alan yuvarlak sofra görünümündeki tepeden almıştır. Şeytan Sofrası, Çamlık Orman Kampı’nın yukarısında yer alıyor.

Şeytan Şofrası’na vardığınızda ziyaretçilerin dilek dileyerek, içine bozuk para attıkları bir ayak izi göreceksiniz. Efsaneye göre; ayak Şeytan’ın ayağının izi. Ancak burada tek bir ayak var, diğer ayağının izinin ise, karşı dağda bulunduğu söyleniyor.

Güneşin doğuşu ve batışının dünyada en güzel görüldüğü [...]




Çamlık

Çamlık, Ayvalık ilçe merkezine 3 km uzaklıkta bulunuyor. Ayvalık’tan kalkan otobüslerle gidiliyor. Çamlık’ta konaklama tesisleri, lokantalar, kamp alanları ve tenis kortu bulunmaktadır. Denize girebilir, piknik yapabilir ve mükemmel manzarayı seyrederken kafanızı dinleyebilirsiniz.


Cunda Adası(Alibey)

CundaCunda’nın ilçe merkezine uzaklığı 8 km’dir. Cunda Adası’nın eski adı Nesos olup, şuan Alibey de denilmektedir. Cunda Adası Ayvalık’ın tam karşısında bulunuyor. Cunda Adası’nda serin bir deniz , temiz hava, şahane yemekler ve Rum kültürünü bulacak; hediyelik eşya satan yerlerden kendinizi alamayacaksınız. Eski Rum evleri arasında dolaşırken kendinizden geçeceksiniz.
Özellikle balık restorantları meşhur olan Cunda da, kabak çiçeği dolması, kaşarlı kalamar da yiyebilirsiniz. Arkasından meşhur lokmasını yemeden Cunda’dan ayrılmayın. Zeytin ve zeytin yağının belkide anavatanı olan Cunda, etrafı çam ve zeytin ağaçları ile çevrilidir.
Adalar kenti olan Ayvalık’ın tek yerleşim olan yeridir Cunda. Cunda’da çok sayıda kilise ve manastır bulunmaktadır. Taksiyarhis Kilisesi, Agios Yannis ve Panaya Kiliseleri de bu bölgede bulunmaktadır.
Cunda’da köyün simgesi haline gelmiş taş kahve ilk türk kahvesi olup, Ayvalıkla Cunda arasındaki köprü ise, Türkiye’nin ilk boğaz köprüsüdür. Köprü 1966′da Senatör Nejat Sarlıcalı’nın önayak olması ile yapıldı. Köprüden önce adaya salla geçilirdi, şuan minibüs ile ulaşabilirsiniz, ancak şimdi de deniz yoluyla adaya ulaşmak mümkün.
Cunda kendisi gibi 21 komşuya sahip. Balıkada, Pınar Adası, Karaada, Güvercinada ve diğerleri karadaki tümsekler gibi dizilidir. Bu adalar arasında sular zaman zaman o kadar sığlaşırki, birinden diğerine yürünecek duruma gelir.




Saint Jean Kalesi (Tirebolu)

saint-jean-kalesi
saint-jean-kalesi
Miletoslular tarafından kurulan şehir ismini üç şehir demek olan Tri-polis’ten almış. Bir görüşe göre şehir bu adı yan yana bulanan üç burun üzerine kurulu olmasından, diğer bir görüşe göre ise Sen-Jan Bedreme ve Andoz isimli üç kaleden dolayı almış. Sen Jan kalesi Tirebolu’nun merkezinde denize doğru uzanan yarımadanın üzerinde yer almakta. Deniz içersinde ki doğal bir kaya üzerine kurulan kale, 13. yüzyıl geç Bizans dönemi yapılmıştır. Tek giriş kapısı bulunan kalenin sur duvarlarını dışarıdan aralıklarla yapılmış payandadan kuleleri desteklemekte, İçinde geçtiğimiz yüzyıla ait mezar taşlarını da bulunduran merkez Sen Jan kalesi Tirebolu’ya ayrı bir gizem katmaktadır.




Giresun Kalesi

giresun kalesi
giresun kalesi
Giresun Kalesi Giresun’un gezilebilecek tarihi mekânlarındandır.Kalede çeşitli etkinlikler de düzenlenmektedir.
Giresun Kalesi kentin kuzeyindeki yarım adanın kente hakim tepesi üzerinde yer almaktadır. Kalenin günümüze kadar gelebilen kalıntıları merkez kule ve ona bağlı güneydeki sur duvarlarıdır. Sur duvarlarının tabanındaki dikdörtgen büyük blok taşlardan yapılmış bölümü, surların ve kalenin Helenistik ve Roma Dönemi’ne kadar gittiği izlenimini vermektedir.
Antik kaynaklarda “Bronz Duvarlı Kale” olarak anlatılan Giresun kalesi,muhtemelen Pontus Kralı Pharnakes-1 zamanında yapılmıştır. Trabzon Rum İmparatorluğu’nun 1300′lü yıllarda Türklere karşı en son sınır kalelerinden birisidir. Bu nedenle 1301 yıllarında Trabzon Rum İmparatoru Alexius-II tarafından tamir ettirilmiştir. Kalenin denize hakim oluşu ve ticaret yollarının birleştiği noktada bulunuşu kıyı kontrollü amaçlı askeri bir yapı olduğunu göstermektedir




Andoz Kalesi (Espiye)

andoz-kalesi-espiye
andoz-kalesi-espiye
Espiye İlçesi girişindeki Yağlıdere Deresinin hemen kenarında denize ve vadiye hakim sivri bir tepe üzerinde yer alan kalenin muhtemelen M.Ö.1300′lü yıllarda yapıldığı zannedilmektedir. Tamamen doğal bir tepe üzerindeki kale, hem denize, hem vadiye içeri doğru, hemde Trabzon ve Giresun tarafına doğru hakim olması bunun için oldukça büyük önem arz etmektedir.

Kaleye sadece kuzey tarafından küçük bir yolla çıkılmaktadır. Diğer yönlerden kaleye çıkılması mümkün değildir. Kalenin etrafı sur duvarlarıyla çevrilidir. Duvarlar yer yer yıkılmıştır. Bazı kısımlarında kuleler mevcuttur. Andoz Kalesi oldukça küçük bir kaledir. Kalenin onarımı Kültür Bakanlığınca yapılmıştır.




Üç Kümbetler

uc-kumbetler
uc-kumbetler
Üç kümbetlerden sekiz köşeli plan üzerine oturtulmuş olanının Saltuklu Devleti’nin kurucusu Emir Saltuk’a ait olduğu sanılmaktadır. Tamamıyla kesme taştan yapılmış olan kümbetlerin diğer ikisini kimlerin yaptırdığı bilinmemektedir.
Kümbetlerin genel olarak 13. yüzyıl sonu ve 14. yüzyıl başına ait oldukları kabul edilmektedir. Üç kümbetler Türklere ait diğer kümbetlere nazaran değişik planları, kullanılan malzeme ve süslemeleri açısından dikkat çekmektedir.

Erzurum Çifte Minarenin güneyinde, Sultan Melik Mahallesinde bulunan ve bugün ortadan kalkmış olan mezarlığın içerisinde yer alan ve Anadolu’dak mezan anıtlarının en güzel örneklerinden, Üç Kümbetler ismi ile tanınan üç kümbetten en büyüğünün Emir Saltuk’a ait olduğu ve XII.yüzyılın sonlarında veya XIV.yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır.Diğer kümbetlerin kime ait oldukları bilinmemektedir.
Bunların da XIV. Yüzyıla ait oldukları sanılmaktadır. Üç Kümbetlerin yanında kümbeti andıran bir diğer yapının mahiyeti anlaşılamamışdır.Bunun da kümbet olduğu ileri sürülmüşse de bazılarına göre de bir mescittir.
Kesme taştan yapılmış olan bu kümbet sekizgen gövdeli, yüksek kasnaklı ve üzeri kubbe ile konik karışımı basık bir külahla örtülüdür. İki renkli kesme taştan yapılan kümbetin üçgen alınlıklarında, yuvarlak kemerli kasnak nişlerinde Orta Asya takvimlerinde görülen burç figürlerini andıran boğa, yılan, yarasa, kartal gibi hayvan kabartmaları bulunmaktadır.
Buradaki nişlerden birisinin içerisindeki boğa boynuzları arasında bir insan başının benzerine diğer yerlerde rastlanmamaktadır.
Bu kümbetin sekiz cephesinin dört yüzünde birer çift pencere bulunmaktadır. Kümbetin kapısı kuzey yönünde olup giriş kapısı saçakları üzerinde geometrik bezeme ile çiçek ve hayvan kompozisyonları görülmektedir.
Emir Saltuk kümbetinin güneydoğusunda bulunan ikinci kümbetin alt kısmı kare planlı ve on iki cephelidir. Yöresel gri renkte bir taştan yapılmış olup üstte bir küçük, altta ise oldukça bezemeli üç büyük penceresi bulunmaktadır.
Bu kümbetin güney cephesindeki penceresi aynı zamanda mihrap görünümündedir. Giriş kapısı üzerindeki kitabe yeri boş olup burada bir kitabe bulunmamaktadır.
İkinci kümbete 4m. uzaklıktaki üçüncü kümbet yöresel Keyek taşından yapılmıştır. Kümbet on iki cepheli ve dört pencerelidir. Kuzey yönünde giriş kapısı bulunmaktadır.İç kısmında oldukça güzel bezenmiş mihrabı vardır. Kümbetin üzerini örten konik külahın kasnağında Emir Saltuk Kümbetine benzeyen bezemelere yer verilmiştir.
Bu kümbetler Milli Eğitim Bakanlığı tarafından l956 yılında onarılmıştır.


Antalyanın Tarihi Yerleri

Manavgat Şelalesi

    Manavgat Şelalesi, Antalya’nın Manavgat ilçesinin 3 km. kuzeyinde Antalya’ya 80 km. mesafededir. Manavgat Şelalesi, ilçe ile aynı ismi taşır. Manavgat Şelalesi 4-5m yükseklikten dökülmesine rağmen, geniş bir alan üzerinde gürül gürül akışı ile ve doğayla iç içe oluşuyla turistlerin ilgisini çekmektedir.

Saniyede 25 metreküp su akıtan Manavgat Şelale’sini 1 m besleyen kaynaklardan en büyüğü karstik Dumanlı [...]

Düden Şelalesi

Düden Şelalesi, Antalya’ya 15 km uzaklıkta ve Antalya’nın en güzel şelalelerindendir. Düden Şelalesi suyunun ilk ana kaynağı Kırkgöz’dedir. Düden Şelalesi’nin döküldüğü yer ve yemyeşil piknik alanıyla çok güzel bir görünüme sahiptir. Düden şelalesinde bir de mağara vardır. Mağara oyuklarından şelalenin arka taraftan nasıl bir gürültüyle aktığını izleyebilme fırsatı bulacak ve çok eğleneceksiniz.
Düden Şelalesi’nde piknik yerleri, restorantlar, kafeler bulabilir [...]

Alara Han

Alara Han; Alanya- Antalya karayolunda, Alanya’ya 15km uzaklıkta bulunmakta ve Alara Kalesi’ne yamacındadır. Alara Han’ı 1231′de Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından, tamamen kesme taştan ve son derece sağlam bir şekilde yaptırılmıştır.

Alara Han girişinde yazıt ve iki aslan başı bulunmaktadır. Savunma önlemleri düşünülerek yapılmış olup, dikdörtgen bir kale niteliğindedir.

Alara Kalesi

Alara Kalesi; Alanya’nın 37 kilometre batısında, Alara Han’ın 200m. kuzeyinde, Alara Çayı yatağı üzerindeki bir dağda kurulmuştur. Alara Kalesi’ne, Alara Çayı kenarındaki tünellerden, dik ve virajlı yollardan geçerek ulaşmak mümkün.

Alara Kalesi, Alanya’nın  fethinden  hemen  sonra,  1232′de Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Alara Kalesi, İpekyolu üzerinde bulunmakta; Alara Çayı kenarında handa mola veren kervanların güvenliğini, Alanya-Antalya  [...]

Kızıl Kule

Kızıl Kule, ismini alt kısımdaki kızıl taşlardan ve üst kısımdaki tuğlalardan almış olup, Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 5 yıl süren kuşatmadan sonra yaptırılmıştır. Kızıl Kule üzerindeki kitabeye göre; 1226 yılında Kettanizade Ebur Rahaoğlu Halepli Ebu Ali tarafından inşa edilmiştir. Kızıl Kule, denizden gelebilecek saldırılara karşı korunmak için yapılmış ve askeri amaçla yüzyıllar boyunca kullanılmıştır.



Kızıl Kule’nin [...]
 Köprülü Kanyon Milli Parkı, Antalya’nın Manavgat ilçesi sınırları içindedir. Sedir ormanları ile kaplı olan Köprülü Kanyon, 14 km uzunluğunda ve 100m derinliğinde bir vadi olup, Bolasan Köyü ile Beşkonak arasında bulunmaktadır.

Köprülü Kanyon Milli Parkı ülkemizin en güzel bitki örtüsüne sahip yörelerinden biri olup, dünyada sadece bu bölgede yetişen bitki türlerinin olması bu bölgeyi dahada değerli kılmaktadır. Köprülü Kanyon’nun doğal [...]

Damlataş Mağarası

Damlataş Mağarası, Antalya’nın Alanya ilçesinde bulunup, Alanya’ya 3 km uzaklıktadır. 1948′de bulunan Damlataş Mağarası deniz kıyısında bulunmaktadır. 15 metre yüksekliğinde, 200 metrelik bir alanı kapsayan Damlataş’ın içerisi sarkıtlar ve dikitlerle doludur. Havası astım hastaları için son derece faydalı olduğundan ziyaretçiside çoktur. Doktorlar reçetelere mağara ziyaretlerini eklerken, mağaraya belli saatlerde yalnızca reçeteli hastalar girebilmektedir. Yaz kış 22-23 derecelik [...]

Noel Baba

Gerçekten kırmızı giysili, ak sakallı bir dede mi? Hani şu her yılbaşı gecesi beklenen, çam ağacının dibinde veya şöminenin önünde armağanları aranan Noel Baba… Yılbaşlarında, insanlığa umut, çocuklara armağanlar dağıtan, denizcilerin ve küçük çocukların koruyucusu olduğuna inanılan…

Noel Baba’nın Aziz Nikolaus olduğunu ve bu geleneğin de Anadolu’da doğduğunu biliyor muydunuz?

Antik kaynaklara göre, İS 3. yy’ın sonlarında, [...]

Antalya - Noel Baba Kilisesi



Gerçekten kırmızı giysili, ak sakallı bir dede mi? Hani şu her yılbaşı gecesi beklenen, çam ağacının dibinde veya şöminenin önünde armağanları aranan Noel Baba… Yılbaşlarında, insanlığa umut, çocuklara armağanlar dağıtan, denizcilerin ve küçük çocukların koruyucusu olduğuna inanılan…

Noel Baba’nın Aziz Nikolaus olduğunu ve bu geleneğin de Anadolu’da doğduğunu biliyor muydunuz?

Neyse konumuza gelelim; Noel baba kilisesi, Antalya’ya [...]

Antalya - Aspendos

Aspendos


Antalya - Alanya karayolunda Serik’i geçtikten sonra kuzeye dönülerek 4 km.’lik Aspendos yoluna girilir. Geçmişi İ.Ö. V. yüzyıla kadar uzanır. İ.S. II. yüzyılda yapılan tiyatrosu Selçuklular devrinde kervansaray olarak kullanılmış ve zaman zaman onarılmıştır. Sahnesi ile birlikte günümüze değin en iyi şekilde korunabilmiş nadir tiyatrolardandır. Tiyatro, bir kişiye 0.50 m. oturma yeri hesabıyla 7000 kişiliktir. [...]

Cunda Adası(Alibey)-Tarihi Yerler

Ölüdeniz

Ölüdeniz Ölüdeniz Muğla’nın Fethiye ilçesine bağlı olup, Muğla’ya 128 km Fethiye’ye ise 12 km’dir. Ölüdeniz doğal güzellikleri nedeniyle 1983′te tabiat parkı ilan edilmiştir. Ölüdeniz adı gibi suyuda sakin, kıpırtısızdır.
Ölüdenize girdiğinizde dibinde bir tek yosun bile göremezsiniz. İsterseniz dipteki kumları sayabilirsiniz. Yemyeşil dağlar arasında sakin bir su olan Ölüdeniz’de yüzerken ymaç paraşütü yapanların gökyüzünde oluşturdukları o muhteşem görüntüyü seyredebilirsiniz.
Ölüdeniz durgun gibi gözükmesine rağmen, gözle görünmeyen üç nedenle kendini her gün yenilemektedir. Bu nedenlerden birincisi, Ölüdeniz’deki yoğun kaynak su çıkışları, içeriden açıkdenize doğru akıntı yaratmaktadır. İkincisi, kaynak sularının tuz farkından ötürü açıkdenizden içeriye ve dışarıya sirkülasyon oluşmasıdır. Üçüncüsü gel-git etkisi ile 2-3günde bir deniz yarım metre yükselip,alçalır ki,bu deniz suyu giriş çıkışını sağlar.
Ölüdeniz sakin suyu, yamaç paraşütü, yeşillik alanları, restorant, kafeleri ve otelleriyle yerli ve yabancı birçok turistin ilgisini çekmektedir.

Şeytan Sofrası

Şeytan SofrasıŞeytan Sofrası adını kayalıkların üstünde yer alan yuvarlak sofra görünümündeki tepeden almıştır. Şeytan Sofrası, Çamlık Orman Kampı’nın yukarısında yer alıyor.
Şeytan Şofrası’na vardığınızda ziyaretçilerin dilek dileyerek, içine bozuk para attıkları bir ayak izi göreceksiniz. Efsaneye göre; ayak Şeytan’ın ayağının izi. Ancak burada tek bir ayak var, diğer ayağının izinin ise, karşı dağda bulunduğu söyleniyor.
Güneşin doğuşu ve batışının dünyada en güzel görüldüğü yerlerden bir tanesi. Şeytan Sofrası manzarasına hayran kalacak, kendinizi cennette zannedeceksiniz. Doğal güzelliği ile sizi büyüleyecek.



Çamlık

Çamlık, Ayvalık ilçe merkezine 3 km uzaklıkta bulunuyor. Ayvalık’tan kalkan otobüslerle gidiliyor. Çamlık’ta konaklama tesisleri, lokantalar, kamp alanları ve tenis kortu bulunmaktadır. Denize girebilir, piknik yapabilir ve mükemmel manzarayı seyrederken kafanızı dinleyebilirsiniz.

Cunda Adası(Alibey)

CundaCunda’nın ilçe merkezine uzaklığı 8 km’dir. Cunda Adası’nın eski adı Nesos olup, şuan Alibey de denilmektedir. Cunda Adası Ayvalık’ın tam karşısında bulunuyor. Cunda Adası’nda serin bir deniz , temiz hava, şahane yemekler ve Rum kültürünü bulacak; hediyelik eşya satan yerlerden kendinizi alamayacaksınız. Eski Rum evleri arasında dolaşırken kendinizden geçeceksiniz.
Özellikle balık restorantları meşhur olan Cunda da, kabak çiçeği dolması, kaşarlı kalamar da yiyebilirsiniz. Arkasından meşhur lokmasını yemeden Cunda’dan ayrılmayın. Zeytin ve zeytin yağının belkide anavatanı olan Cunda, etrafı çam ve zeytin ağaçları ile çevrilidir.
Adalar kenti olan Ayvalık’ın tek yerleşim olan yeridir Cunda. Cunda’da çok sayıda kilise ve manastır bulunmaktadır. Taksiyarhis Kilisesi, Agios Yannis ve Panaya Kiliseleri de bu bölgede bulunmaktadır.
Cunda’da köyün simgesi haline gelmiş taş kahve ilk türk kahvesi olup, Ayvalıkla Cunda arasındaki köprü ise, Türkiye’nin ilk boğaz köprüsüdür. Köprü 1966′da Senatör Nejat Sarlıcalı’nın önayak olması ile yapıldı. Köprüden önce adaya salla geçilirdi, şuan minibüs ile ulaşabilirsiniz, ancak şimdi de deniz yoluyla adaya ulaşmak mümkün.
Cunda kendisi gibi 21 komşuya sahip. Balıkada, Pınar Adası, Karaada, Güvercinada ve diğerleri karadaki tümsekler gibi dizilidir. Bu adalar arasında sular zaman zaman o kadar sığlaşırki, birinden diğerine yürünecek duruma gelir.

Manavgat Şelalesi

    imagescav21r621Manavgat Şelalesi, Antalya’nın Manavgat ilçesinin 3 km. kuzeyinde Antalya’ya 80 km. mesafededir. Manavgat Şelalesi, ilçe ile aynı ismi taşır. Manavgat Şelalesi 4-5m yükseklikten dökülmesine rağmen, geniş bir alan üzerinde gürül gürül akışı ile ve doğayla iç içe oluşuyla turistlerin ilgisini çekmektedir.
Saniyede 25 metreküp su akıtan Manavgat Şelale’sini 1 m besleyen kaynaklardan en büyüğü karstik Dumanlı kaynağıdır ve sol kıyıdaki dik  kayanın yüzünde bulunan küçük mağaralardan fışkırarak çıkar. Duman ve köpük şeklinde 15 m yükselir ve ırmağa karışır.
Manavgat Şelalesi’nin hemen yanında piknik yapabilir veya lokantalarda taze balık yiyebilirsiniz. Manavgat Çayı’nda yetişen alabalık, şelale çevresinde özellikle turistler tarafından tercih edilen başlıca yemektir. Manavgat Şelalesi, özellikle yaz aylarında doğal klimalı bir ortam olup, görülmeye değerdir.

Düden Şelalesi

Düden Şelalesi, Antalya’ya 15 km uzaklıkta ve Antalya’nın en güzel şelalelerindendir. Düden Şelalesi suyunun ilk ana kaynağı Kırkgöz’dedir. Düden Şelalesi’nin döküldüğü yer ve yemyeşil piknik alanıyla çok güzel bir görünüme sahiptir. Düden şelalesinde bir de mağara vardır. Mağara oyuklarından şelalenin arka taraftan nasıl bir gürültüyle aktığını izleyebilme fırsatı bulacak ve çok eğleneceksiniz.

Düden Şelalesi’nde piknik yerleri, restorantlar, kafeler bulabilir ve şelale kapısının önünde develerle fotograf çektirebilirsiniz. Yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı olan bu doğa harikası şelaleyi beğenmemek mümkün değil. 

Döküldüğü yerde de kaynak bulunan Düden Şelalesinin denize döküldüğü yer ise, Lara yolu üzerindedir. Burası Antalya’ya 7 km uzaklıktadır. Düden Şelalesi, burada 40-50m yükseklikten Akdeniz sularına ulaşmaktadır. Buradaki Gençlik Parkından şelalenin denize varış sesini dinlerken huzur bulursunuz.

Alara Han

Alara Han
Alara Han; Alanya- Antalya karayolunda, Alanya’ya 15km uzaklıkta bulunmakta ve Alara Kalesi’ne yamacındadır. Alara Han’ı 1231′de Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat tarafından, tamamen kesme taştan ve son derece sağlam bir şekilde yaptırılmıştır.
Alara Han girişinde yazıt ve iki aslan başı bulunmaktadır. Savunma önlemleri düşünülerek yapılmış olup, dikdörtgen bir kale niteliğindedir.

Alara Kalesi

Alara Kalesi
Alara Kalesi; Alanya’nın 37 kilometre batısında, Alara Han’ın 200m. kuzeyinde, Alara Çayı yatağı üzerindeki bir dağda kurulmuştur. Alara Kalesi’ne, Alara Çayı kenarındaki tünellerden, dik ve virajlı yollardan geçerek ulaşmak mümkün.
Alara Kalesi, Alanya’nın  fethinden  hemen  sonra,  1232′de Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Alara Kalesi, İpekyolu üzerinde bulunmakta; Alara Çayı kenarında handa mola veren kervanların güvenliğini, Alanya-Antalya  arasındaki  kara  ulaşımının güvenliğini sağlamak amacıyla yapılmıştır.
Alara Kalesi’nin farklı ve muhteşem bir görüntüsü vardır.  Alara Kalesi çinde kayalar oyularak, tüneller yapılmıştır. Kalıntılar ise; saray, cami, haman ve görevlilerin odalarıdır.
  

Hüsrev Paşa Cami

Hüsrev Paşa CamiHüsrev Paşa Cami, Van Kalesi’nin güneyinde eski Van kentinde bulunur. Hüsrev Paşa Cami kapısı üzerindeki kitabeye göre; 1567 yılında Van Beylerbeyi Koca Hüsrev Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılan Hüsrev Paşa Cami, Hüsreviye ve Kurşunlu Cami olarak da anılmaktadır. Caminin kubbeleri kurşunla kaplı olduğu için, Kurşunlu cami denilmektedir.
Cami, türbe, medrese, okul, imaret, han ve hamamın bulunduğu külliyeden sadece cami ve minaresi onarılarak günümüze gelebilmiştir.

Toprakkale (Rusahinili)

Toprakkale; Van’ın 2 km kuzeydoğusunda, kayalıklar üzerindedir. Toprakkale, M.Ö.685-645 tarihleri arasında Urartu kralı ll.Rusa tarafından yaptırılmıştır. Rusahinili, Rusa’nın kurduğu şehir anlamına gelmektedir.
Toprakkale,M.Ö. 735 tarihinde Assur Kralı III.Tiglatpilaser’in seferinden sonra savunmayı kolaylaştırmak amacıyla kurulmuştur. Su ihtiyacını karşılamak amacıyla da, baraj kurulmuştur.
Toprakkale, topraktan yapıldığı için buraya toprakkale denilmiştir. Urartu devletinin merkezi olan bölgede kurulan kaleden geriye kale kalıntıları ve merdivenle inilen birde su sarnıcı kalmıştır. Yasal olmayan yollarla yurtdışına kaçırılan eserlerin birçoğu bugün Berlin’deki Vorderasiatische Museum ve Londra’daki British Museum’da bulunmaktadır.

6 Mayıs 2010 Perşembe

Samsun-Salıpazarı

Videoyu izlerken radoyu kapatın veya sesini kısın..


Karadeniz Bölgesi’nde, Samsun İi’ne bağıbir ilç olan Salıazarı güeyinde Erbaa ve Akkuş
doğsunda Terme, batııda Ayvacı, kuzeyinde ise Çrşmba ilçleriyle çvrilidir. İç
topraklarıı güeyi Canik Dağarıile engebelenmişir. Kuzeyi ise Çrşmba Ovasıda yer alı
dülü bir alan konumundadı. Canik Dağarıı eteklerinde bulunan ilçde fazla yüselti
olmayı, en yüsek noktasıGarbu Kale’dir. Ayrıa ilçnin güeyinde Kuşaya ve Eğikaya gibi
kayalı alanlar vardı.


İç topraklarııYeşlçy ile Terme Çyısulamaktadı. Bu sular ilç merkezinde birleşektedir.
İ merkezine 54 km. uzaklıtaki ilçnin toplam nüusu 24.924’tü. İçde Karadeniz iklimi hüü
sümektedir. Her mevsim yağışalmakla birlikte, ilkbahar ve sonbaharda daha fazla yağışalmaktadı. ilçnin dağı olan güey bögesindeki tepelerde kışı kar göümektedir. İç
ekonomisi tarı ve hayvancıığ dayalıı. Yetişirilen başıa tarısal üüler; fıdı, çlek ve
çltik olmak üere armut, ceviz, kiraz ve çştli sebzedir. Hayvancııta büü ve küçübaşhayvan besiciliğ yapımaktadı. Öellikle ilçdeki hayvan eti lezzeti ile ü kazanmışı. Dağkölerinde sepet, kaşı ve çyiz sandığıgibi el sanatlarıa yöelik uğaşar olup, ilç
ekonomisine katkııbulunmaktadı. Salıazarı’nı İkçğtarihi ile ilgili herhangi bir bilgi
bulunmamaktadı. Büü olasıı ile yakııda bulunan Çrşmba ilçsi ile aynıtarihi paylaşığısanımaktadı. Çrşmba’dan Canik Dağarıa ulaşn yol üerinde küçü bir kö olarak
kurulmuşur. 1960’lıyılarda Salıgüleri burada kurulan pazardan öüüde Salıazarıismini
almışı.

l. Düya Savaşı’ndan öce yöede Tükler, Rumlar, Ermeniler ve Gücüer bir arada
yaşıordu. SavaşsonrasıErmeniler ile Tükler arasıda çtışalar başamışKuvay-ıMilliye’nin
yöeye hakim olmasıile Ermeniler burasııterk etmişerdir. Salıazarı Terme ve Çrşmba
ilçlerinden ayrıan Alanyaykı, Dükö ve Bereket kölerinin birleşesiyle 1973 yııda
Belediyesi kurulmuş 1988 yııda da Samsun’a bağıilç konumuna getirilmişir. İçde
güüüe gelebilen tarihi eserler arasıda; MÖVII.yüyıa ait olduğ ileri süüen Garbu Kalesi
kalıtıarı Kıgı Köüdeki Çıgıdaklı(Eği) Kale, Albak Körüü Albak KöüCamisi, Çtak
Ahmet Ağ Köü’ndeki Cami, Kayadibi ve Kııot kölerindeki ahşp camiler, Samzama Kadem,
Topal Hacıtübeleri, Terme yolu üerinde Cinibadat Tübesi, Hasan Tekkesi, Göçli
Mahallesi’ndeki un değrmeni, Maviren Körüübulunmaktadır.




TarihiYerlerimiz.Blogspot.Com

Www.KelebekSohbet.Tr.GG

Www.CennetGulumsun.Tr.GG