18 Şubat 2010 Perşembe

Bursa'nın Tarihi eserleri Ve Turistlik Mekanları

Turizm potansiyeli açısından İstanbul'dan sonra en önemli merkezlerden olan Bursa, tarihi eserlerinin zenginliği ile gözleri kamaştırmaktadır. Bursa ve İznik erken Hıristiyanlık ve Osmanlı döneminin eşsiz eserleri ile süslüdür. Türkiye'nin kış turizmi merkezi olan Uludağ Kayak Merkezi Bursa'ya 40 dakika uzaklıktadır ve kış turizminin bütün olanaklarına sahiptir. Marmara Denizi kıyıları uzun yıllardan beri bütün Türkiye'nin tercih ettiği tatil yöreleridir. Uludağ Milli Parkı günübirlik turizm, kampçılık ve trekking için ideal bir ortamdır.

Uludağ etekleri özel araçları ve cip safari ile geziye çıkanlara sihirli güzelliklerini sunar. Pek çok keşfedilecek yer arasında Bursa ilçelerinin tabii güzellikleri, çağlayanları, mağaraları ve otantik Osmanlı köyleri yer alır. Bursa kaplıcaları Roma Dönemi'nden beri kullanılan sağlık merkezleridir.

Emir Sultan Camii ve Türbesi ursa'nın doğusunda Emir Sultan mezarlığının yanında selvi ve çınar ağaçlarının arasında yer almaktadır. Cami ilk yapıldığı zaman tek kubbeli iken 1507'de avlu ve üç kubbeli revak eklenmiştir. Batıdaki merdivenlerden çıkılarak iki sütun arasındaki kapıdan geçilip geniş avluya girilir. Ortada şadırvan, güneyde cami, kuzeyde türbe ve ahşap odalar yer almaktadır. Avlu ahşap revakla çevrelenmiştir. Cami sekizgen kasnak üzerine oturan tek kubbeye sahiptir. Kuzey cephesinin köşelerinde kesme taştan birer minaresi vardır. Mihrabı XVII. yüzyılda İznik çinileriyle yaptırılmıştır. Emir Sultan Buhara'da doğmuştur. Kendisi Es-Seyyid Şemsüddin Mehmed bin Aliyyül Buhari olarak bilinir.Bursa'ya 1391'de göç etmiş ve Yıldırım Bayezıd'in kızı Hundi Hatun'la evlenmiştir. 1429'da vebadan vefat etmiştir. Türbenin ilk yapıldığı zamandan günümüze bir şey kalmamıştır. Şimdiki Türbe Sultan Abdülaziz tarafından 1868 yılında yaptırılmıştır. Sekizgen planlıdır. Doğudaki kapıdan girilmektedir. Türbe zemini avlu seviyesinden aşağıdadır.

Bursa içinde Çekirge semti bir kaplıcalar merkezidir. Bursa ilçelerinin çoğunda da kaplıcalar yılın her döneminde büyük rağbet görür.

İznik ve Uluabat (Apolyont) gölleri yüzme, kano ve sörf gibi su sporları için ideal alanlardır. Bursa'yı tanımak için kent içinde en az iki gün konaklamak gerekir. Tabiat güzelliklerini tanımak tamamen arzuya bağlıdır. İlk ve Orta çağın en önemli merkezlerinden biri olan İznik'e bir gün ayırmak gerekir.

Bursa bütün zenginliklerini keşfe çıkan Türkiye ve Dünya insanlarını ünlü konukseverliği ile ağırlamaktan gurur duyan insanların yönettiği her zevke hitabeden konaklama tesislerine sahiptir.

Emir Sultan Camii ve Türbesi: Bursa'nın doğusunda Emir Sultan mezarlığının yanında selvi ve çınar ağaçlarının arasında yer almaktadır. Cami ilk yapıldığı zaman tek kubbeli iken 1507'de avlu ve üç kubbeli revak eklenmiştir. Batıdaki merdivenlerden çıkılarak iki sütun arasındaki kapıdan geçilip geniş avluya girilir. Ortada şadırvan, güneyde cami, kuzeyde türbe ve ahşap odalar yer almaktadır. Avlu ahşap revakla çevrelenmiştir. Cami sekizgen kasnak üzerine oturan tek kubbeye sahiptir. Kuzey cephesinin köşelerinde kesme taştan birer minaresi vardır. Mihrabı XVII. yüzyılda İznik çinileriyle yaptırılmıştır. Emir Sultan Buhara'da doğmuştur.

Kendisi Es-Seyyid Şemsüddin Mehmed bin Aliyyül Buhari olarak bilinir. Bursa'ya 1391'de göç etmiş ve Yıldırım Bayezıd'in kızı Hundi Hatun'la evlenmiştir. 1429'da vebadan vefat etmiştir. Türbenin ilk yapıldığı zamandan günümüze bir şey kalmamıştır. Şimdiki Türbe Sultan Abdülaziz tarafından 1868 yılında yaptırılmıştır. Sekizgen planlıdır. Doğudaki kapıdan girilmektedir. Türbe zemini avlu seviyesinden aşağıdadır.

Yeşil Türbe



Türbe'ye yeşile bakan çinilerle kaplı olmasından dolayı Yeşil Türbe ismi halk tarafından verilmiştir. Portal 1855 depreminde büyük hasar görmüş 1864'de horasanla sıvanarak bugünkü görünümüne sokulmuştur. Sağlı sollu mihrapçıklar, ayakkabılıklar, türbenin kitabesi ve 13 dilimli yarım kubbe, çeşitli renk ve motiflerle kabartma renkli sır tekniğinde işlenmiştir. Rumiler, palmetler ve rozet motifleri ile oya gibi işlenen kapının kanatları günümüzde tüm çarpıcılığı ile ortadadır. Bir sanat şaheseri olan kapıyı Tebrizli Ahmed oğlu Ali yapmıştır. Sekizgen bedeni, sıvalı yüksek kasnağa oturan kurşunla örtülü büyük bir kubbe örtmektedir. Türbenin içine geçildiğinde iç mekân sanki çini cennetine girildiği hissini verir. Duvarlar 2,94m yüksekliğe kadar iki bordürle çevrili, altıgen türkuaz çinilerle kaplıdır. Bunların aralarında iri madalyonlar yer almaktadır. Türbe günümüze ulaşan en muhteşem çinili mihraba sahiptir. Renkli süsleme sanatının bir şaheseridir. Yivli süs sütunları, üç sıra mukarnası, rumi palmetleri, kıvrık dal motif leri, kalın yazı dizileri ve tepeliği ile Yeşil Camii mihrabını andırmaktadır. Sekizgen platformun ortasında Çelebi Sultan Mehmet'in kendisine has vakarı ile duran tamamen çini dekorasyona sahip sandukası yer almaktadır. Üzerinde kabartma sülüs celisi ile yazılı kitabesi vardır. Güneyinde oğulları Mustafa ve Mahmud'a ait sandukalar yer almaktadır. Kuzeyindeki ise oğlu Yusufa aittir.

Platformun arkasındakiler, kuzeyden itibaren Çelebi Mehmet'in kızı Selçuk Hatun'un kabartma kitabeli sandukası, kızı Sitti Hatun (Safiye)'un beyaz zemine lacivert motifli, altıgen ve üçgen çinilerle kaplı sandukası, Ayşe Hatun ve dadısı Daya Hatun'un sandukalarıdır. 328 metrekarelik alana oturan türbenin oktogonal prizma gövdesi, zeminden aşağıda da devam ederek mezar dairesini oluşturur. Beşik tonozla kaplı mezar dairesi örme duvarlarla beş ayrı bölüme ayrılmıştır.

Koza Han



Ulucami ile Orhan Cami arasındaki geniş sahadadır. 1492 yılında II. Bayezıd İstanbul'daki cami ve medresesine gelir temin etmek için yaptırmıştır. Hanın mimari Abdül-ula bin Pulad Şah'dır. İki katlıdır. Üst katta 50, alt katta 45 olmak üzere 95 odası vardır. Kuzeydeki taç kapı büyük taştan kabartma süslerle yapılmış olup muhteşem görünüşe sahiptir. Üst katta güneye açılan bir kapısı, avludan ilave kapılara açılan geniş kapı ve buradan da Orhan Cami tarafına açılan bir kapısı vardır. Hanın iç kısmındaki geniş avlunun merkezinde mescid yer almaktadır. Mescid sekiz cephelidir, köşelerdeki ve ortadaki bir ayak üzerine oturmaktadır. Alt kısmı şadırvan şeklindedir. Günümüzde ünlü Bursa ipekçiliğinin merkezi durumundadır.

Ulu Camii



Bursa'nın en heybetli ve en çok cemaat alan camiidir. Sultan Yıldırım Bayezıd Niğbolu savaşını kazandıktan sonra 1398-1400 yıllarında inşa ettirmiştir. Cami kalın duvarlara ve 12 büyük yığma ayaklara bağlanan kemerlere ve pandantiflere oturan 20 kubbe ile örtülüdür. Orta kısmındaki kubbenin üstü camlıdır. Altında 16 köşeli mermer şadırvan vardır. Caminin inşa edileceği yerdeki yapıların istimlakı sırasında bir kadın evini satmak istemeyince zorla alınır. Gönül rızası olmadan alınan yerde namaz kılınmaz gerekçesiyle evin yerine gelen kısımda şadırvan yaptırıldığı rivayet edilmektedir. Minberi ağaç işçiliğinin bir şaheseridir. Oyma kabartma, geometrik, yıldız, çivi başları ve gülçelerle süslüdür. Taç kapısı başlı başına sanat abidesidir. 1399-1400 yıllarında tamamlanmıştır. Sanatkarı Mehmed bin Abdülaziz Dakıva'dır. Zarif sekiz ceviz sütun üzerine oturan müezzin mahfili 1549 yılında yapılmıştır. Mihrabı sekiz sıra stalaktitlidir. Kum saatinin etrafındaki Ayet'el-kürsi sülüsle yazılmıştır. Ayrıca küfi ihlas suresi yazılıdır. Mihrap 1571 yılında tamamlanmıştır. Camideki diğer yazılar ve yaldız boyalar 1904 yılında Mehmed Usta tarafından yapılmıştır. Caminin ilk yapıldığı zaman üç tane olan kapısına 1740 yılında Hünkâr Mahfili kapısı eklenmiştir. Kapıların ikisi yenidir. Altıngenlerin oluşturduğu, yıldızların dekore ettiği tablalardan meydana gelen doğudaki ceviz kapı, cami ile aynı yaştadır. Tek sütun üzerine oturan yuvarlak mermerden kürsü 1815 yılında yapılmıştır. Cepheler sağır kemerler içinde, altta ve üstte ikişer pencereden oluşmaktadır. Cephelerin tümü kesme taştan yapılmıştır. Caminin kuzey cephesinin köşelerinde, kaidesi mermerden gövdeleri tuğladan örülmüş birer minaresi vardır. Batıdaki minarelerin içinde çift merdiven mevcuttur. Bunun yardımı ile çatıya çıkılmaktadır. Cami, Moğol Şeyhi Emir Bedrüddin tarafından 1403 yılında ve Karamanoğlu Mehmed Bey'in 1413 yılındaki Bursa muharasası sırasında yaktırılmıştır. 1 Mart 1855 tarihlerindeki büyük depremde ve 1889 yangınında hasar görmüştür.

Bursa Kalesi



Brithynialılar zamanında yapılmaya başlanan kale daha sonra ihtiyaç duyuldukça Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluğunca çeşitli onarımlara tabi tutulmuştur. Surlarda görülen kiklopien taşların önemli kısmı Roma devrine ait sütunlar, lahit parçaları, adak mezar steli, heykel kaideleri, şeref kitabeleridir. Bunlar hisar kapının doğusunda yoğunluk kazanmaktadır. Surların sadece güney kısmındakiler çift duvarlı ve beş köşeli burçlarla sağlamlaştırılmıştır. 1326 yılında Bizanslılardan alınan Bursa'nın surları Orhan Gazi tarafından üç köşeli burçlarla takviye edilmiştir. Çakır Ağa Hamamı ile Tophane arasında biri silindir gövdeli, ikisi üç köşeli büyük burç kalıntıları vardır. Bunların arasında yer alan Hisar Kapı 1855 yılındaki depremde yıkılmıştır. Buradan doğuya dönen surlar, evin bahçe duvarlarına temel vazifesi yapmıştir Yıldız Kahve'den güneye uzanan surlarda yuvarlak kemerlerle mazgal delikleri görülmektedir. Kahvenin önünde Kaplıca Kapı yer almaktadır. Yıkık duvarlar halinde devam eden surlar, Zindan Kapıya bağlanmaktadır. Zindan Kapı yanındaki köşeli burç Çelebi Sultan Mehmet tarafından 1418 yılında yaptırılmıştır. Zindan Kapıdan Üftade'ye kadar nisbeten sağlam devam eden surlar, Pınarbaşı Kapısı'na oradan da Üftade yanındaki Yer Kapı'ya ve tekrar Çakır Ağa Hamamı karşısında bağlanmaktadır. Pınarbaşı Kapı ile Zindan Kapı arasında birbirine paralel uzanan surların kesme taşlı bölümleri yerlerinden sökülmüş olduğundan şimdi sadece moloz taştan kireç kum harcı ile örülmüş kısımları ayaktadır. Pınarbaşı Kapı ile Zindan Kapı arasındaki ön surlar, evler arasında kaybolmuştur. Diğer sur kalıntılarında ise bu kısımda yapılan evlere giriş kapıları ve boşluklar Osman Gaz oluşturulmak maksadı ile tahribatlar yapılmıştır.

Osmangazi Türbesi



Bursa kuşatmasının devam ettiği sırada Osman Gazi oğlu Orhan Bey'e şehir içindeki kubbeli yapıyı göstererek "Oğul; ben öldüğüm vakit beni Bursa'da şol gümüşlü kubbenin altına koyasın" demiştir. Günümüz Tophane Parkı'nın girişinde solda kalan bu kubbeli yapı Mesihilerin şapeline aitti. Bursa fethedildikten sonra, şapel mescide çevrildi ve Osman Gazi buraya defnedildi. Saint Elias(Elia-İlyas) Manastırı'nın bölümüne ait olan şapelin içi 8,3 m. genişliğindeki duvarlara bitişik çift sütüncuklarla ayrılmış, yarım yuvarlak nişli, sekizgen plana sahipti. XI. yüzyılda yapıldığı bilinen bu şapel'in şekli, Roma İmparatorluk devrinden itibaren uygulamaya başlanan örneklerle büyük benzerlik göstermektedir. Şapel'in narteks kısmının olduğu yere gömülen mezarlar, günümüzde açıkta kalmıştır. 1855 depreminde yıkılan türbe 1863'te Sultan Abdülaziz tarafından eski plana sadık kalınarak yapılmıştır. Türbe kubbe ile örtülü sekizgen plana sahiptir. Türbe'ye kuzeydeki ahşap antreden geçilerek girilir. Ortada sedef kakmalı muhteşem ahşap sanduka Osman Gazi'ye (1258-1326) aittir. Solunda oğlu Alaaddin Bey, bunun yanında Hüdavendigâr oğlu Savcı Bey sağında, Aspurça Hatun'un oğlu ibrahim Bey ile adları bilinmeyen on iki sanduka vardır. Türbe'de Konya Sultanı Alaaddin tarafından Osman Bey'e gönderilen çok büyük bir davul ve tesbih sergilendiğinden, halk arasında Davullu (Davud) manastırı denmesine neden olmuştur. Bunlar bir yangın sırasında yanarak kül olmuştur. Türbe, konak salonları dekorasyonu şeklinde bezenmiş, pencerelere kumaş perdeler takılmıştır. Fransız mimari stilinde yapılan bu kısımda ufak bir mihrap görülmektedir. Pencere parmaklıkları dökme demirdendir.

Orhangazi Türbesi



Tophane parkının girişinde sağdadır. Bursa'nın fethinden önce şehrin metropolit manastırı olan Saint Elias manastırı XI. yüzyılda yaptırılmıştır. Kilise bir orta nef ile iki yan neften oluşmaktadır. Ortada gri mermerden dört sütunun taşıdığı kubbe vardır. İçi gri mermer levhalarla kaplanmıştır. Apsis kısmında gri mermerden sütunların ayırdığı üç pencere vardır. Bu kısmın önünde dört basamak bulunmaktaydı. Giriş kısmında altı adet yeşil somaki mermer sütun yükselmekteydi. Zemin bugün de izleri görülen mozaik döşemeye alternatif olarak porfir, diğer renklerde küçük mozaiklerden meydana gelmiş tezyinat, yuvarlak antraklar ve düz mermer levhalardan oluşmaktadır. Orhan Gazi'nin defnedildiği bu bina 1801 kasım ayında büyük bir yangında hasar görür ve onarılır. 1855 yılındaki depremde ise önemli kısmı yıkılır. 1863 yılında Sultan Abdülaziz tarafından eskisine sadık kalınarak yaptırılır. Türbe kare planlıdır. Her cephesinde üçer pencere vardır.

Güney cephesindeki orta pencere kapı şekline çevrilmiştir. Daha önce giriş kapısının önünde bir sundurma vardı. Orta kısmında dört sütunla ayrılmış ve birbirine kemerlerle bağlanmış, üstüne kubbe oturtulmuştur. Yan kısımlar beşik tonozla örtülüdür. İç duvarlar beyaz kireç badanadır. Pencere üstlerinde alınlık şeklinde sade süslemeler görülmektedir. Ortadaki sanduka Orhan Gazi'ye aittir. Etrafı dökme pirinç parmaklıklıdır. Kuzeyinde Cem Sultan'ın oğlu Abdullah, sağında Şehzade Korkud, hanımı Nilüfer Hatun, oğlu Kasım, kızı Fatma ve Yıldırım Bayezıd'in oğlu Musa Çelebi ile isimleri tespit edilemeyen on dört sanduka vardır.

Uludağ



Bursa'nın 32 kilometre güneyinde, karayolu ile Bursa'ya 40, havaalanına 60 dakikadır. Antik dönemde Olympos Misios adıyla tanınan Uludağ, Troya Savaşı'nı tanrıların izlediği yer olarak ta mitolojideki yerini almıştır. 2543 metreye ulaşan doruğu ile Batı Anadolu'nun en yüksek dağıdır. Olağanüstü tabii yapısı, flora ve faunasının zenginliği ile 1961 yılında Milli Park ilan edilmiştir. Türkiye'nin en önemli Kış Sporları ve kış turizmi merkezidir. Kayak tesislerinin yeterliliği ile konaklama imkanları Uludağın vazgeçilmez bir tatil yöresi olmasını sağlamaktadır. Yaz aylarında kampçılık, trekking ve günübirlik piknik alanı olarak yararlanılması Uludağ'ı her mevsim çekici kılmaktadır. Uludağ 20 Aralık - 20 Mart tarihleri arasında 120 gün/yıl süreli kayak mevsimine sahiptir. Merkezde 5 telesiyej, 7 teleski ve 1 adet teleferik vardır. Ulaşım Bursa’dan Uludağ Milli Parkı giriş kapısına (Karabelen) 22 km.lik asfalt yol ile ulaşılabilmektedir.

Çanakkale Assos Antik Kenti





Günümüzde Behramkale ve ya Behramköy ismi ile tanınan Assos, çanakkale’nin 100 km. güneyinde olup, Ayvacık’a uzaklığı 17 km.’dir. Edremit Körfesi ile Lesbos Adası’nın (Midilli) karşısında, bir volkanın eteğinde, Andezit Kayalıkları üzerinde kurulmuş, Antik Çağların önemli bir yerleşim merkezlerindendir. Aynı zamanda bir liman kenti olmasına karşılık deniz ile yerleşim alanı arasında 200m.lik seviye farkı bulunuyordu.



Assos’da yerleşmenin kesinlik kazanmaması ile birlikte Tunç Çağı’nda (M:Ö.3000-1200) burada yaşayanların olduğunu da arkeolojik çalışmalar ortaya koymuştur. Homeros, Tiria’nın güneyinde leleglerin yaşadığını, bunların Troia Savaşı’nda bölgede denizcilik ve korsanlık yaptıklarını belirtmiştir.





Assos sözcüğünün Pedasos’tan geldiği söylenmiştir. Ayrıca Behram’ın da Assos’da görevli Bizans subayı olan Mahhram’ın değiştirilmiş biçimi olduğu da bir başka söylentidir.



İliada’da Agamemnon’un öldürdüğü Elastos’un Satnioeis’in (Tuzla Çayı) kıyısındaki Pedagos’da yaşamış olduğu anlatılmaktadır. Bunun yanı sıra Troia Kralı Priamos’un kayınpederi, leleg Kralı Altes’de yine Satnioeis kıyısındaki Pedagos’da yaşamıştır. Strabon da, kökeni Leleg olan kenti olan Pedagos’un bilinmeyen nedenlerle terk edildiğini belirtmektedir.



M.Ö.VII.yüzyılda, Thrakia ve Mysialıların yerleştiği Güney Troias, Lesbos üzerinden gelen Aioller tarafından işgal edilmiştir. Bu dönemden söz eden Strabon da, Methymna’lı göçmenlerin Assos’a yerleştiklerini ve Assos’un 20 km. doğusunda yarı barbar bir kavim olan Gargaralıların kenti Gargara’ya da değinmiştir.

M.Ö.560’da bütün bu yöre Lydialıların eline geçmiş, M.S.546’da Batı Anadolu kentleri gibi Assos’da onların satraplığına bağlanmıştır. Ancak Salamis’de Perslerin yenilmesi ve İskender’in Anadolu’ya gelişi ile bağımsızlığına kavuşmuştur. M.S.V.yüzyılda Atina’nın güçlenmesi sonucunda Delos Deniz Birliği kurulmuştur (MÖ.478). Phokaia, Samos, Teos, Pitane, Miletos, Lesbos gibi İon ve Aiolia’nın güçlü kentleriyle birlikte kurucu üye olarak Assos’da bu birliğe katılarak yılda 1 Talent vergi ödemeye başlamıştır.



M.Ö.412’de Pers kralı Dareios ile antlaşma uyarınca Ispartalılar, onların Anadolu kıyılarında yeniden güçlenmeleri için yardım etmişlerdir. Böylece Ispartalı Nauarkhos Lysandros’un yardımı ile Persler Atina donanmasını M.Ö.407’de yenmiş, bunun ardından gelen Aigos Potamos yenilgisi (M.Ö.405) ile Batı Anadolu kıyılarında yaşayanlar yeniden Perslerin egemenliğini kabul etmek zorunda kalmışlardır. M.Ö.387 yılında yapılan Antalkidas barışından hemen sonra aslen tüccar olan Eubolos kendisini Assos kralı ilan etmiş ancak, hizmetkarlarından Hermesias onu öldürerek yönetimi ele geçirmiştir.



Bythnialı olan Hermesias, Platon ile Aristoteles’in öğrencisidir. Assos’u ele geçirdikten sonra Aritoteles’i Assos’a davet etmiştir. Assos’ta üç yıl kalan Aristoteles ona yeniden ders vermiştir. Onun yanı sıra Xenokrates ile Platonculardan Hermesias da Assos’a gelerek kenti bilimsel,kültür merkezi konumuna getirmişlerdir.









Hermesias’ın bağımsızlığı M.Ö.345 yılına kadar sürmüş, davetini kabul ettiği Pers generallerinden Rhodoslu Memnon tarafından esir alınarak sorgulanmak üzere Pers başkentine göndererek çarmıha gerdirmiştir. Bu arada da onun mührünü ele geçirerek Hermesias’ın ağzından Assos’un yanında olan kentlere mektuplar göndermiş ve Assos’u Pers kralı Artaxerxes’e devrettiğini bildirmiştir. Bu nedenle başta Assos olmak üzere diğer İon ve Aiol kentleri Perslerin eline geçmiştir. M.Ö.334’de İskender Granikos Çayı kenarında yaptığı savaşta persleri yenerek bölgeyi onların egemenliğinden kurtarmıştır. İskender’in ölümünden sonra Assos, onun komutanları ile Seleukoslar arasında pazarlık konusu olmuştur. Assos yöresi bir ara Troias’ı işgal eden galyalıların eline geçmiştir. Bergama krallığının güçlenmesi ve M.Ö.216’da Arisbe’de yenilmeleri üzerine Galyalılar yöreden çıkarılmıştır. Bundan sonra Assos Bergama krallığı ile birleşmiş, bu durum M.Ö.133’e Attalos’un krallığını vasiyet yoluyla Roma İmparatorluğu’na bırakmasına kadar sürmüştür.



Roma döneminde Assos büyük gelişim göstermiştir. Assos’u ziyaret eden St.Paul ve St.Lukos, kentin Hıristiyanlığı kabul etmesinde etkili olmuştur. Anadolu’da Hıristiyanlığı en erken kabul eden kentler arasında Assos’da yer almıştır.



Haçlı Seferleri sırasında Federik Barbarossa Çanakkale Boğazı’nı geçtikten sonra Assos ve çevresini tahrip etmişlerdir. 4.Haçlı Seferinde de İmparator Balwin’in kardeşi Hendi de Hainault kenti ele geçirmiş ve bundan sonra Assos 20 yıl Frankların yönetiminde kalmıştır.



Assos çevresinde kenti besleyecek verimli toprakların olmayışından Hayvancılık, meyva, şarap ve zeytincilik geçim kaynağı olmuştur. Bunun dışında demir ve gümüşü işlemişlerdir. Nitekim akropolün doğu yamaçlarında demir cevheri bulunmuştur. Liman hizmetleri, gümrük bir başka gelir kaynakları idi. Assos’un koruyucu tanrısı Athene idi. Onun dışında Hermes, Tykhe, Asklepios da saygı gören Olympos tanrılarındandı.



Assos sikke basımına M.Ö.VI.yüzyılın ilk yarısında başlamıştır. Çoğunlukla sikkelerin yüzünde Athena başı, diğer yüzünde grifona yer verilmiştir. Bunun yanı sıra Medusa başı, arslan başı, üzüm salkımı, kuğu tiplerine sikkeler üzerinde yer vermişlerdir.







ASSOS AGORA







ATHENA TAPINAĞI







LİMAN

Balıkesir

... Balıkesir, çok yönlü özelliklere sahip olması ve coğrafi konumu sebebiyle, tarih boyunca
bir çok kavimlerin yerleşim bölgesi olmuştur.Bölgede bilinen yerleşim zamanı, Yortan
kazılarında ortaya çıkan bilgilere göre, M.Ö. 3200 yıllarına, ilk tunç çağına uzanır.İvrindi
çevresinde bulunan yerleşim yeri paleolitik çağdaş kalmadır.Havran bölgesinde yapılan
araştırmalar, bilinmeyen en eski çağlara ışık tutmaktadır.Bu devirden sonra, Marmara ve
Ege sahillerine yerleşen pelasg kolonileri ise M.Ö. 2000'lere dayanır.
Homeros destanlarında anlatılan Troya savaşlarında, Troyalıların yanında Mysialılarında bölgede yerleşmesiyle bölge Mizya (Mysiat) diye anılmaya başladı.Fakat Mizyalılar burada bağımsız devlet kuramamış ardından bölgeyi, ülkelerini kıyılara kadar genişleten Hitiler ele geçirmişlerdir.(M.Ö. 1660)
Mysia Bölgesi Hititlerden sonra sırasıyla Friglerin, Lidyalıların, İranlıların, Büyük İskender'in, Bergama krallığının ve Romalıların egemenliği altına girmiştir.Helenistik çağda yörede pekçok şehir devleti kurulmuştur.Bunlardan bazıları günümüzde de antik isimlerini korumaktadır.
Adremyteion (Edremit), Pendoramus (Bandırma), Ertekta (Erdek) gibi.Mysia'daki şehir
devletlerinin en önemlisi Kyzikos'tur.İlk çağlarda bütün bölge Perslerin istilasına uğramışsa da
akıllı politika ve yerinde tedbirlerle Kyzikos Roma çağına kadar bağımsız ve imtiyazlı olarak
önemini korumuştur.Bölge VII.yy'dan itibaren Müslümanlar tarafından tanınmaya
başlandı.İstanbul'u iki defa kuşatan İslam Orduları Mysia'dan geçtiler.1071 Malazgirt
zaferinden sonra Selçuklu Türkleri Anadolu'ya hakim olmaya başladılar.Batı Anadolu'da Bizans
karşısında olan Selçuklu uç beylerinden birçoğu bağımsız beylikler kurdular.Bunlardan Kalemşah
Beyin oğlu Karesi Bey'de Mysia ve dolaylarında Karesi Beyliğini kurarak Balıkesir'i kendisine
merkez yaptı.Kısa zamanda Kyzikos ve Biga dışında Çanakkale Boğazına kadar bütün bölgeyi
ele geçiren Karesi oğulları kurdukları donanma ile defalarca komşu beyliklerle birleşerek Trakya
ve adalara akınlar yapmışlardır.Daha sonra Osmanlıların egemenliğine giren Karesi, merkezi

Kütahya olan Anadolu beylerbeyliğine bağlı bir sancak merkezidir.
Karesi sancağı, Marmara kıyılarına yakın yerlerde doğu taraftaki bir kısım topraklar hariç, hemen hemen şimdiki il topraklarını kapsamaktaydı.Karesi emirleri Osmanlı devleti emrinde çalışmalara başladıktan sonra Rumeli'nin sethinde önemli görevler üstlendiler.Osmanlı döneminde Balıkesir ve çevresi sakin bir hayat sürdü.1862'den itibaren konar-göçer Yörük aşiretleri zorla bölgede iskana geçirildi.1878 sonunda gelen muhacırlar bölgede yeni köyler kurdular.İzmir'in işgalinin hemen ertesi 16 Mayıs 1919'da Balıkesir'de toplanan Redd-i İlhak cemiyeti silahlı direniş kararı aldı. 28-29 Mayıs 1919'da Ayvalık'a asker çıkaran işgal kuvvetleri karşısında sivil
güçlerden oluşan bir ceple buldu.Kısa zamanda gelişen karşı hareketi sonucu
Akhisar, Ayvalık, İvrindi ceplerinde düşmanın önünde 13 ay direnildi.30
Haziran 1920'de işgal edilen Balıkesir 6 Eylül 1922'de kurtuldu.
Balıkesir Dolaylarında ilk defa adı geçen şehir Agiros (Achiraus) dur.Daha
sonra İmparator Hadrianus burada bir şato yaptırdı.Burası Paleo Kastro (Eski
Hisar) diye şöhret yaptı.Sonradan burada kurulan şehre, bu isimden bozma
olarak "Balıkesir" dendiği bir çok tarihçilerce kabul edilir.
Bir söylentiye göre de bu havalinin "Balı-Kesir" denmiştir.Balıkesir adının, bölgeyi zapteden İranlı Devlet adamlarından Balı-Kisra'nın adından geldiğini veya Polikayseros'dan bozma olduğunu söyleyenler de vardır.Bazı tarih ve coğrafya kitaplarında Balıkesir'in yerinde "Balak Hisar" veya "Balık Hisar" yazılır.Türklerin Orta Asya'nın bir hatırası olarak, burada kurulan şehre Balık Hisar (Hisar Şehri) demiş olmaları akla gelebilir.Fakat bunu ispat etmek mümkün değildir.
a... Balıkesir ilinin büyük bir kısmı Güney Marmara'da yer almakla birlikte, hem

Marmara hem de Ege Böl-gesi'nde toprakları bulunmaktadır. Doğuda Bursa,
Kütahya, güneyde İzmir, Manisa; batıda Ege Denizi, Çanakkale ve kuzeyde
Marmara Denizi ile çevrilidir. Yüzölçümü 14 292 km2 olup, kent merkezinin rakımı
139 metre'dir. İl arazisinin % 45'i (640 335 hektar) orman, % 8'i (112 292
hektar) mera, % 33'ü (471 165 hektar) tarım arazisidir. Sulanan arazi 83 582
hektardır.
Balıkesir İli, Anadolu Yarımadası'nın kuzeybatısında ve önemli bîr bölümü Marmara coğrafi bölgesinin, Güney Marmara bölümünün, Karesi yöresinde; diğer küçük bîr bölümü İse, Ege coğrafi bölgesindeki Asıl Ege bölümünün Kuzey Ege kesiminde yer alır. Ege Denizi'ndeki kıyıların uzunluğu 115.5 km (Ayvalık: 54 km, Gömeç: 17.5 km, Burhaniye: 12 km, Edremit: 32 km); Marmara denizindeki kıyı uzunluğu ise 175.25 km (Gönen: 8 km, Erdek: 34.75 km, Marmara: 72.5 km, Bandırma: 60 km) dir. İlin izdüşüm yüzölçümü 14456 km2, olup 39a 06 ' ve 40° 39' kuzey enlemleri ile, 26° 39' ve 28° 58' doğu boylamları arasında yer almaktadır. Balıkesir ili 18 ilçe ve merkeze bağlı 3 beldeden oluşmuştur. Bu ilçeler; Merkez ilçesi (1466 km2), Savaştepe (425 km2), Sındırgı (1.433 km2), Bigadiç (1.007 km2), Dursunbey (1.906 km2), Kepsut (894 km2), Susurluk (601 km2), Bandırma (599 km2), Erdek (260 km2), Manyas (589 km2), Balya (952 km2), İvrindi (751 km2), Havran (559 km2), Edremit (708km2), Burhaniye (426 km2), Gümeç, (181 km2) ile Ayvalık (266 km2), Marmara (117 km2) dır. Ayrıca Merkez İlçeye bağlı Kocaavşar, Pamukçu ve Şamlı beldeleri bulunmaktadır. Marmara İlçesi sınırları içinde; Marmara, Türkeli (Avsa), Ekinlik ve Paşalimanı adaları;

Ayvalık İlçesi sınırları içinde de Alîbey (Cunda), Hasır, Küçük ve Büyük Maden adaları yer
alır. Ayrıca Ayvalık'taki Şeytan Sofrası ve Erdek ilçesi sınırlarındaki Kapıdağ Adası çiftli
tombolo ile karaya bağlanarak birer yarımadaya dönüşürken, Alibey ve Patrik adaları da
tombolo ile birleşerek bugün Alibey adası olarak anılan önemli bir doğa güzelliğidir.Balıkesir
İli genellikle tepelerin hakim olduğu bir alan niteliği taşımakla birlikte yer yer 1 800 metreyi
bulan dağların yer aldığı görülür. Örneğin ilin güneydoğusundaki Alaçam 1 652 m, Ulus l
769 m, batısındaki Kaz dağlarının il sınırları içinde kalan bölümündeki Karataş tepesi 1774
metredir. Ovaların başlıcaları ise Sındırgı, Bigadiç, Balıkesir, Manyas, Gönen ve Edremit
ovalarıdır. Bu ovaların denizden yükseklikleri 1 O - 220 m arasında olup, hepsi birer
çukurova niteliğindedir.
Anadolu Yarımadası'nın bütünüyle Alp dağ olusumunun (orejenezinin) etkisinde geliştiği düşünülecek olursa, bu yarımadanın kuzeybatısında yer alan Balıkesir İli de Alp orojenezi ile oluşmaya başlamış ve Alp dağ oluşumu sonrası olaylarla bugünkü görüntüsünü kazanmıştır. Saha genel hatları ile engebeli hır topografya özelliğini göstermektedir Yer yer 200ü m'ye ulaşan dağlar bulunmaktadır. Balıkesir ili sınırları İçinde plato özelliğini gösteren aşınım yüzeyleri geniş bir yer tutar. Dağlık ve platoluk alanlar akarsular tarafından derin vadilerle yarılmıştır. Ayrıca sahada özellikle çöküntü alanlarında gelişen ovalar önemli yer kaplar. Anadolu Yarımadasının kuzeybatısında yer alan Balıkesir İli'nin bulunduğu alanın,
günümüzden yaklaşık 225 milyon yıl önce (Perm) tortulanmış kireçtaşı formasyonlarından
anlaşıldığına göre; o dönemde denizel ortam halinde olduğu söylenebilir. Menderes,
Uludağ ve Kaz Dağı kütlelerinin (masiflerinin) arasında kalan bu derin denizel ortamda
ikinci jeolojik zaman (Mesozoyik) süresinde şist, radyolarit, kumtaşları ve kireçtaşlan
birikmiştir. Ancak bu malzemenin üstüne ayrıca bu zamanın sonuna doğru Alt Kretase
yaşlı deniz gibi volkanik püskürtme ürünleri olan ofiyolitlerin yerleştiği söylenebilir.
Dördüncü zamanda ise tektonik, volkanîz-ma ve tortulanma hareketleri sahanın ana
iskeletini oluşturmuştur.
Balıkesir İli'nde dağılış gösteren zonal topraklar, 4 ayrı grup olarak kendini
göstermektedir. Bunlardan kireçsîz kahverengi orman toprakları, en geniş yayılıma sahip
topraklardır. Mctamorfik şist, melanjlı seri, granit ve granodiyonil ile volkanik ka-yaçlar
üzerinde, nispeten yüksekçe kısımlarda karşılaşılan bu topraklar, çoğu kez yoğun bir
orman örtüsüyle de kaplıdırlar Kireçsiz kahverengi topraklar Balıkesir ili dahilinde daha çok
bitki örtüsünün tahrip edildiği ve kireçtaşı içermeyen sahalarda izlenebilen topraklardır.
Genelde yarı nemli iklim koşulları altında mikaşist, gnays, fillat ve kristalize kireçtaşı gibi anakayalar üzerinde gelişen topraklar kahverengi orman topraklarıdır. Bunlar Edremit Körfezi ile Dursunbey çevresinde görülmektedirler. Kırmızımsı kahverengi Akdeniz topraklan, Akdeniz iklim koşullarının meydana getirdiği peyzaj özelliklerini karakterize eden maki, garig ve kızılcam vejetasyonunun yayılma alanı içerisinde genellikle, kalker ve kalkerli anakayalar üzerinde gelişmiştir. Bu belli başlı toprak tiplerinin dışında Balıkesir İli'nde dar ilanlarda taşlık, kayalık ve kumluk alanlar ile taban suyu seviyesinin yüzeye çok yakın olduğu yerlerde hidromorfik alüvyal topraklar, lagü- ner karakterli ortamlarda da sahil bataklıkları gelişmiş durumdadır.

Bütün iklim elemanlarında olduğu gibi sıcaklık faktörü de alınan güneş enerjisinin durumuna bağlı olarak şekillenmekledir. Balıkesir İli'nde güneş ışınlan en düşük açı ile 22 Aralık tarihinde 26° - 16' ile Bandırma'ya gelmektedir; en yüksek açı İle 21 Haziran tarihinde 74° 08' ile Ayvalık istasyonuna gelmektedir.
. İlk olarak İngiliz araştırmacı Wiliam John Thoms tarafından 1846 yılında ortaya atılan ve dilimizde halkıyat, halkbilgisi, hikmet-i avam, halkbilimi gibi çeşitli terimlerle karşılanmaya
çalışılan folklor, genel anlamda halkın geleneğe bağlı maddi ve manevi kültlrünü konu
almaktadır.Halkın gelenek, görenek, inanış, masal, efsane, atasözü, deyim gibi manevi ve
sözlü değerlerinin yanı sıra giyim, mutfak, halk sanatları, mimari, dans, müzik, oyun,
eğlence ve törenler folklorun ilgi alanı içerisine girmektedir.Ülkemizde Ziya Gökalp'in Halka
Doğru dergisinde 23 Temmuz 1913'te yayımladığı "Halk Medeniyeti I Başlangıç" başlıklı
yazısına kadar bilimsel anlamda bir folklor anlayışından bahsetmek zordur.Ancak tabii ki,
bütün edebiyat ve dil Yâdigârlarımızda folklorumuzun izlerine rastlamaktayız.Orhun
anıtları, Kutadgu Bilig, Divânü Lûgat!it-Türk, Dede Korkut Kitabı, Evliya Çelebi
Seyahatnâmesi ve daha pek çok eser Türk folkloru açısından çok önemli malzemeler
taşımaktadır.Ancak Türkiye'de folklorun bir bilim dalı olarak bilinmesi 1913'ten sonra Ziya
Gökalp, M.Fuad Köprülü, Rıza Tevfik gibi araştırmacılar sayesinde olmuştur.Folklor
derneklerinin ve dergilerinin kuruluşu, derleme gezilerinin başlaması ve daha sonra
üniversitelerimizin konuya el atışıyla bugüne gelinmiştir.
Şehrimiz Balıkesir de bu faaliyetlerden lâyıkıyla nasibini almış ender illerimizden biridir.Çünkü folklor derlemeleri sırasında ilimiz ihmal edilmemiş, Balıkesir folkloru o günlerin şartları içerisinde önemli ölçüde derlenmiştir.1926'dan itibaren çıkmaya başlayan Türk Dili gazetesiyle 1929'da yayın hayatına atılan Gençleryolu dergilerinde folklorla ilgili derleme ve inceleme yazıları yayımlanmaktaydı.Gençleryolu dergisinin 1932'de kapanmasıyla ortaya çıkan boşluk, Şubat 1933'te yayına başlayan Kaynak dergisi tarafından doldurulmuştur.Kaynak dergisi tarafından doldurulmuştur.Kaynak, Balıkesir Halkevi tarafından 168 sayı olarak çıkarılmıştır. EFSANELER : Halk anlatmaları arasında inandırıcılıkları, belirli bir şahıs ve mekâna bağlı

oluşları gibi özellikleriyle efsaneler önemli bir yer İşgal ederler. Farsça "Fesane"

kelimesinden gelen efsane kavramı, pek çok bilim­sel eserde tanımlandığı gibi kısa, nesir ve

inandırıcı anlatmalardır. Dinî şahıslar, olaylar ve yerlerle ilgili olarak anlatılanlara "Menkabe"

dendiği de bilinmektedir. Ayrıca canlı ve cansız bazı varlıkların te­şekkülünü izah eden, yer

adlarına açıklama getiren, taş kesilmeleri konu alan çeşitli efsaneler de halk arasında

heyecanla anlatılmaktadır. Ülkemizde efsanelerle ilgili olarak bilimsel ve metin neşri olmak

üzere pek çok eser yayımlanmıştır. Mehmet Önder, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Saim

Sakaoğlu, Ali Berat Alptekin gibi pek çok araştırıcı efsanelerle ilgili eserler vermiştir.

Balıkesirimizin efsaneleri ise ya halkımızın hafıza­sında unutulmaya yüz tutmuş, ya da bir

zamanlar çıkmış olan Kaynak gibi dergi ve gazetelerin tozlu sayfalarında kalmıştır. Bunlardan

birkaçını örnekle­mek en azından bir kadirbilirlik olacaktır.
TÜRKÜLER Balıkesir ve çevresinde geçmişte söylenmiş, derlenip TRT repertuarına geçmiş veya halen söylene­gelen pek çok türkü vardır. Kemal Özer'in 1948 yı­lında yayımladığı Balıkesir Yörük ve Çetmi Türkü­leri ile İsmail Hakkı Akay'ın Balıkesir Halkiyatı C. l gibi çok değerli çalışmalarını bunlar arasında saya­biliriz. Bu türkülerden eskilerde kalmış birkaç tane­sini örneklemek İstiyoruz: Atina Türküsü: HikmetTurhan Dağlıoğlu'nun 1932 yılında Dursun-bey'de derlediği bir türkünün bazı dörtlükleri İle türkünün hikâyesi şöyledir: "İstiklal Savaşı sırasında Yunan komutanı gelin gi­den bir kızı zorla alır ve evlenir. Çocukları olur. Bu sırada Türk ordusu İzmir'e doğru ilerlerken Yunan komutanı kadını da alarak Atina'ya kaçar. Kadın, yedi yıl Atina'da yaşadıktan sonra Ahmet Bey ismin­de bir Türk'ün yardımıyla kaçar ve eski nişanlısına döner. Bu kaçış sırasında Yunan komutandan olan çocuklarını da denize atmıştır.

Türkünün önemli birkaç hanesi şöyledir:





Atina da köşeli, İçi mermer döşeli

Tam yedi yıl oldu Ben Yunan'a düşeli

Turnam turnam Ben Atina'da durmam

Atina'nın urganı Telli olur yorganı

Üç çocuğu sorarsan Balıkların kurbanı

Turnam turnam Ben Atina'da durmam





Çete Türküsü: Çeteler, yani efeler... Onlar Kurtuluş Savaşımızın kahramanlarıdır. Ülkenin

karanlık günlerinde Atatürk'ün işaretiyle harekete geçmişler, vatan savunmasına

koşmuşlardır. Türküde adı geçen Kurban adlı çete, Çağışlıdır. Bu nahiyenin Çömlekçi Köyü

ile Değirmenli Köyü arasında Yunan askerleriyle meydana gelen bir çatışmada şehit

düşmüştür. Onların hikâyesini anlatan bir türkünün sözleri şöyledir. Türkü mahallî ağız

özellikleri korunarak alınmıştır.



Zabalan gaktım güneş parlıyo

Oturmuş çetele tüfek yağlıyo

Yunan esgerleri yaman ağlıyo

Dini bi oğruna ölen çetele



Atımı bağladım delikli daşa

On İki gaymakam bi Kemal Paşa

Yaşa, Kemal Paşa, şanınla yaşa

Yunanı dağıttın dağ ile daşa



Atıma binerken fişeğim düştü

Yunan esgerleri peşime düştü

Arkadaşım Gurban ah şehit düştü

Yunan ağzındaki galan çetele

Zabalan gaktım çivteme baktım

Ağlıya ağlıya goluma daktım

Ana ben bu canı vatana sattım

Dini bi oğruna ölen çetele
MANÎLER:

ilimiz ve civarında özellikle kadınlar arasında iş sırasında, eğlencelerde veya çeşitli vesilelerle maniler söylenmektedir. Mısır ve buğday tarlalarında hem işi kolaylaştırma, hem vakit geçirme, hern de eğlence için özel bir nağmeyle söylenen bu manilerde, Balıkesir köy gençliğinin benliği sezilir. Köylerimizin velveleden uzak sakin ve ıssız muhitlerinde, yeşil dağlarla billur gibi sular akan yemyeşil vadilerinde, genç kızlarımızın ince ve yanık sesleriyle söyledikleri maniler yürek delecek kadar hazindir. Kadınlarımızın, genç kızlarımızın duygu dünyasına ait önemli ipuçları veren bu manilerden bazı örnekler aşağıdadır:





Yemenimin uçları

Çıkamam yokuşları

Selâm edin yârime

Yedi dağlar kuşları





Kasaturam çelikten

Nam almışım felekten

Türk askeri korkar mı ?

Vatan için ölmekten?





Kazan kaynar taşmaz mı?

Gün gedikten aşmaz mı?

Sen kayırma sevgilim

Ayrılan kavuşmaz mı?




Balıkesir turizmi... İlimiz Ankara ve istanbul'u İzmir'e bağlayan karayolu üzerinde bir transit

merkezi durumundadır. Bursa-Ankara-İstanbul, İzmir ve Çanakkale illerine

düzgün asfalt yollarla bağlıdır. Ayrıca İstanbul üzerinden feribot ve deniz

otobüsü ile ulaşılabildiği gibi, Körfez Havaalanı ve Balıkesir Havaalanının

hizmete girmesiyle İstanbul havayolu bağlantısı da bulunmaktadır.

Marmara ve Ege Denizi'ne kıyıları olması nedeniyle ilimiz zengin bir

potansiyele sahiptir. Ege kıyılarında ( Alibey Adası, Sarımsaklı) - Burhaniye

(Ören) - Edremit ( Akçay, Altınoluk ), Marmara kıyılarında ise Gönen

(Denizkent), Bandırma , Erdek ve Marmara (Avşa, Türkeli) turizme hareketlilik

kazandıran yörelerdir.
Ayrıca, kaplıcalar, Kuşcenneti Milli Parkı, Kaz Dağları ve Kapıdağ bölgemiz turizmine çeşitlilik kazandırmaktadır. ilimizde turizm işletmesi belgeli 74 tesiste 8450 yatak, henüz inşaatı devam eden ve önümüzdeki yıllarda faaliyete geçecek olan 36 Turizm Yatırım Begeli tesiste İse 5.585 yatak kapasitesi bulunmaktadır. 28 adet Kamu Kampı'ndaki 8742 yatak ile Belediye Belgeli konaklama tesislerindeki 22721 yatak kapasitesi de dikkate alındığında loplam 45298 yatak bulunduğu söylenebilir. Belgeli Yatak kapasitemiz ülke genelinin % 2.5' i, ilimize gelen turist sayısı ise % 2' si oranındadır. İlimizde 40 adet Turizm Seyahat Acentası faaliyetle­rini sürdürmektedir. TERMAL TURİZM (KAPLICALAR) : Balıkesir ili termal kaynak bakımından dünyanın

radyoaktivite oranı en yüksek şifalı sularına sahiptir. PAMUKÇU KAPLICALARI: Balıkesir'e

10 km İzmir karayoluna ise 3 km uzaklıktadır. Kimyasal değerlendirmelere göre su sülfat

klorürlü bir nitelik taşımaktadır. Kışın 50-55 °C olan su sıcaklığı yaz aylarında artmaktadır.

Cilt hastalıklarına, İçildiğinde mide rahatsızlıkları­na, romatizmal hastalıklara, kadın

hastalıklarına, üst solunum yollarının kateral rahatsızlıklarına iyi gelmektedir. Pamukçu

kaplıcalarında 60 odalı bir tesis bulun­makta ve Pamukçu Belediye Başkanlığı tarafından

işletilmektedir.

BALPAŞ TERMAL TESİSLERİ: Balıkesir'e 10 km uzaklıkta, İzmir karayoluna 500 m

uzaklıktadır. İnşaatı devam etmekte olan tesis, 3 yıldızlı Turizm Yatırımı Belgesi' ne sahip

olup 193 yatak kapasitelidir. İnşaatı tamamlandığında otelin banyolarında termal su ve

özel havalandırma sistemi, Kür merkezinde ise özel banyoları, fizik tedavi birimleri, sualtı

masajları, Türk hamamı, jimnastik salonu, çamur kürü, doktor ve hemşire odaları ile

laboratuvarları bulunacaktır. Su, Pamukçu Kaplıca suyu özelliklerini taşıdığından aynı

hastalıkların tedavisinde kullanılabilecektir.
GÖNEN KAPLICALARI: Gönen ilçesindeki kaplıcanın çok eski bir tarihi vardır. Kaplıca Mısırlılar, Romalılar ve Bizanslılar zamanında işletilmiştir. Yörede yapılan kazılarda çıkarılan termalizmle ilgili tarihi eserler Gönen Acık Hava Müzesi'nde bulunmaktadır. Doğa kaplıca sularına 275 metre derinlikte kaptaj yapmış, atmosfer sularından ayırmıştır. Bu nedenle kaplıca suyu dünyada çok az rastlanır bir biçimde saf, temiz ve özelliklerini yitirmeden kalmıştır. Suyun sıcaklığı 73°C olup, hem banyo hem de İçil­mek suretiyle yararlanılmaktadır. Su buharının solunması müzmin üst ve alt solunum yolları iltihaplarının, mineralli suyun içilmesi, mide ve 12 parmak ülseri, hazımsızlık, safra kesesi tembelliği, kalın bağırsak spazmlarının; banyo uygulamaları her çeşit romatizma, kireçlenme, ruhsal sıkıntılara bağlı ağrı ve huzursuzlukların, kadın hastalıklarının tedavisinde, karın ameliyatları veya ortopedik ameliyat sonrası nekahat dönemlerinde yararlı olmakladır. GÖNEN DAĞ ILICASI (EKŞİDERE GENÇLİK İÇMESİ) : Ekşidere Gençlik

İçmesi Gönen ilçesine 13 km uzaklıktaki dağ ılıcasının 100 m İlerisindedir.

Gençlik suyu sülfat klorürlü,sodyum kalsiyum ve oligometeliktir.Suyun içinde

en fazla radyoaktif olması gençlik suyu denmesine sebep olmuştur.Ilıcada

banyo yapılmakla beraber içme suyu olarak da kullanılmaktadır.Dağ ılıcası 220

yatak kapasitelidir.EDREMİT-GÜRE KAPLICASI: Edremit ilçesine bağlı Güre

Beldesi sınırları İçierisindedir.Kaplıca mahallinin denizden yüksekliği 3 m olup

denizden uzaklığı 300 m civarındadır.Edremit'e 1 2 km.Akçay'a ise 3 km

uzaklıktaki kaplıca sağlık ve dinlenme yeridir.Kaplıcanın orijinal bölümlerinde

ilkçağ Roma hamamı özelliklerini taşıdığı görülmektedir.Suyun sıcaklığı 64 °C

olup,romatizma,kadın hastalıkları,cilt hastalıkları,guatr,kireçlenme,sedef,

böbrek taşı ve kumları ile karaciğer hastalıklarına iyi gelmektedir.Afrodit

Termal Tesisleri 85 yatak kapasiteli olup kara ve hava yolu ile ulaşım

sağlanmaktadır.
EDREMİT- DERMAN KAPLICASI: Edremit ilçesine 3.5 km uzaklıkta olan kaplıca tesisinde 21 adet küvetli odada banyo imkanı mevcuttur. Kaplıca suyu çeşitli kadın hastalıklarına, romatizmaya ve içilmek suretiyle böbrek taşı rahatsızlıklarına iyi gelmekledir. BALYA-ILICA KAPLICASI : Balıkesir Bandırma yolunun 13. km' sinden Şamlı'ya ayrılan yola 22 km uzaklıktadır.Yörede bulunan Turizm Bakanlığından Turizm İşletme Belgeli Turistik Şifa Otel 120 yatak kapasiteli olup kaplıca suyu romatizma, siyatik, kireçlenme ve bazı cilt hastalıklarına iyi gelmektedir. BİGADİÇ- HİSARKÖY KAPLICASI : Hisarköy Termal Tesisleri Bigadiç ilçesinin 18 km doğusunda yemyeşil bir doğa içinde bulunmakla olup 48 yatak kapasitelidir. Kaynak sularının sıcaklığı 50-95 °C arasında değişiklik göstermektedir. Kaplıca suyu romatizma, kireçlenme, siyatik, egzama, kadın hastalıkları ve böbrek hastalıkları başta olmak üzere bir çok rahatsızlıklar üzerinde olumlu etkiler yaratmaktadır. SINDIRGI- HİSARALAN KAPLICASI : Kaplıca Sındırgı İlçesine 20 km., Sındırgı

Simav asfaltına 500 m uzaklıktadır. Su sodyumbikarbonatlı maden suyudur.

Kaynaktan 104 °C ile çıkmaktadır, Romatizma, nevroloji, nevrit ve kadın

hastalıklarına İyi gelmektedir. Hisaralan kaplıcası ile çevresindeki pansiyonlarda

konaklama imkanı bulunmaktadır. SINDIRGI-EMENDERE KAPLICASI: Sındırgı

ilçesine 8 km uzaklıktaki Ilıca Köyü'ndedir. Suyun sıcaklığı 36°C'dir. 91.6 eman

radyoaktivite tespit edilmiştir. Gut hastalarına , böbrek taşlarına, cilt ve mide

hastalıklarına İyi gelmektedir. Kaplıcada banyo imkanı mevcuttur.

SUSURLUK-ACI MADENSUYU: Susurluk ilçesine 1ü km mesafede Dereköy

hudutları içindedir. Su, 18 °C sıcaklığında olup içilmek suretiyle mide, bağırsak

hastalıklarına ve hazımsızlığa iyi gelmektedir.
Balıkesirde ulaşım... HAVAYOLU ULAŞIMI 28 Haziran 1997 tarihinde hizmete açılan Körfez

Havaalanı 725 000 metrekare yüzölçümüne sahiptir. Mevcut pisti 2 080 m x 30

m boyutundandır. 1997 yılının ikinci 6 aylık döneminde meydana 630 iniş-kalkış

gerçekleştirmiştir. 2 160 kişi havaalanın­dan faydalanmıştır. 1 Ocak 1998 - 1

Kasım 1998 tarihleri arasında uçak trafiği 2 004 yolcu trafiği 11 004 kişidir.
ALTYAPI HİZMETLERİ ilimizde elektriksiz ve telefonu olmayan köy bulunmamaktadır. ilimiz sınırları içinde Devlet Yolu uzunluğu 639 km, İl yolu uzunluğu 586 km.dir. Toplam köy yolu ağı 5 636 kilometredir. Halihazırda 413 köy, 15 mahalle olmak üzere 428 üniteye toplam 1 809 km asfalt yol ile, 389 köy, 183 mahalle olmak üzere 572 üniteye 2 702 km stablize yol ile, 22 mahalle olmak üzere 409 km tesviye yol, 3 üniteye 716 km hamyol ile ulaşım sağlanmaktadır. . 856 köy, 154 mahalle olmak üzere 1 010 ünitenin içme suyu yeterli 18 köy,

21 mahalle olmak üzere 39 ünitenin içme suyu yetersizdir. 53 mahalle

susuzdur. 66 köy, 12 mahalle hizmet dışıdır. 782 köy, 58 mahalle olmak üzere

840 ünite şebekeli sistem­dir. Köylerimize kanalizasyon yapımına önem

verilmektedir. Kanalizasyonu olan köy sayısı 320'dir. 261 ünitede kanalizasyon

yapımı devam etmekte, 127 ünite ise etüd proje aşamasındadır

BaLıkesir - Akçay

Akçay, Balıkesir'in Edremit ilçesine bağlı bir beldedir. Edremit'e 8 kilometre uzaklıktadır.Türkiye'nin ilk turizm beldelerinden biridir. İstanbul'a yakın olmasından dolayı İstanbulluların ve devlet memurların ilgisini çekmiş ve 1980'lerden sonra gelişimine başlamıştır. 1900'lı yıllarda altın çağını yaşamıştır. Su beldesi olarakta bilinirKaz Dağlarının eteklerinde kurulu olan Akçay, küçük bir turizm kasabası iken günümüzde gittikçe şehirleşmektedir. Akçay'ın uzun ve güzel kıyı kordonunda pekçok çay bahçesi, temiz otel ve pansiyonlar, dükkânlar ile Kaz Dağları'nın simgesi olan Sarı Kız'ın bir heykeli bulunur.











BaLıkesir - Edremit

Edremit Balıkesir İlinin bir ilçesidir. Edremit, Balıkesir ilinin ikinci en büyük ilçesidir. Körfez bölgesinin ise ticari merkezidir.Edremit, Milattan 1443 yıl Önce Pidasus adı ile Burhaniye İskelesi civarındaki Karataş Mevkiinde kurulmuş bir şehirdir. Truva-Bergama yolu üzerinde bulunmasından dolayı birçok baskınlara uğramış bir ara, harap bir halde Lidya Kralı Krezüs ün eline geçmiştir. Kralın kardeşi bu şehri yeniden yaptırmış hatta süslemiş ve kendi adı olan Adramys ismini vermiştir. M.S.1231 yılında, Türk Akıncıları Edremit’e saldırmış ve çetin savaşlardan sonra, Türk Komutanı Yusuf Sinan'a şehrin anahtarı teslim edilmiştir. 1336 yılında Karesi toprakları Osmanlı Ülkesine katıldığından, Edremit’te Orhan Gazi tarafından Osmanlı devleti hudutları içine alınmıştır.Kurtuluş Savaşı yıllarında; Edremit’de Kaymakam olan Hamdi Bey,işgal kuvvetlerinin arzusu üzerine görevinden azil edilir. Hamdi bey Burhaniye`de bulunan eniştesinin yanına yerleşir.15 Eylül 1919'da Burhaniye’de kurduğu kuva-i Milliye Teşkilatı ile Akbaş Baskınını düzenleyerek, ele geçirdiği çok sayıda silah ve mühimmatı Anadoluya aktarmıştır.17 Şubat 1920 tarihinde Yunan işbirlikçisi çeteciler ((Anzavur ve adamları )) tarafından şehit edilmiştir.797 gün işgal altında kalan Edremitliler birçok tehlikeler geçirmiştir. 9 Eylül 1922 günü, düşmanı kovalayan Türk Süvarilerine kavuşmuş ve onları bağrına basmıştır. Bu gün her yıl parlak törenlerle Kurtuluş Bayramı olarak kutlanmaktadır.







BaLıkesir - Altınova

Altınova.Balıkesir ilinin Ayvalık ilçesine bağlı bir belde. İzmir Çanakkale karayolu üzerinde, İzmir-Balıkesir il sınırının yakınında Balıkesir tarafında bulunmaktadır. Belde geniş tarım arazilerine sahiptir. Beldede özellikle patates üretimi yapılmaktadır. Yaz aylarında birçok yazlıkçıya ev sahipliği yapmaktadır. Beldenin kuzeyinde Balıkesir'in Ayvalık, güneyinde İzmir'in DikiLi ve Bergama İlçeleri Bulunmaktadır