28 Ekim 2012 Pazar

Yılankale - Adana


Yılankale, Ceyhan’a 13 km. mesafede E-5 karayoluna 3 km. dir. Çok sarp bir tepe üzerine Ceyhan Ovası’na tamamen hakim şekilde kurulan bu kalenin Bizanslılar zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Yöre halkı tarafından Şahmeran kalesi olarak da adlandırılmaktadır.
Yılankale ortaçağda Çukurova’nın Haçlı işgali döneminde 12. yy’da Ceyhan Nehri kenarındaki hakim tepeye yaptırılmış.
Hem ovayı hem de tarihi İpek yolunu kontrol etmiş, bulunduğu doğal kaynaklarla bütünleşmiş. Sağlam surları kale meydanına, üç kapıdan sonra ulaşılabilmesi ve kapıları birbirine bağlayan portatif merdivenlerin kullanılmış olması ile fethedilmesi çok güçleştirilmiş.
Ramazanoğlu Beyliği döneminde 1357′den itibaren terk edilen kalenin adı Kovara iken ünlü Türk gezgini Evliya Çelebi 17. yy’ da yörede Şahmaran Efsanesinden dolayı Şahmaran Kalesi adını vermiş. Daha sonra Yılankale adını alan kale Anavarza, Tumlu ve Kozan Kalelerinin görüş ve alanı içinde yer alıyor.

Arkeolog Edwards, Yılan Kale’nin planı üç avluya ayırarak incelemiştir. Edwards’a göre, daha alt kısımda bulunan iki avlu, güneydoğudaki kanadı korumak amacıyla tasarlanmıştır. Son derece zeki biçimde tasarlanan ve yerleştirilen surlar ile burçlar, dik yamaçların da yardımıyla saldırıyı oldukça güçleştirmektedir.
Avluların her birinin tek bir giriş kapısı vardır. Üstte kot farkı zeminden biraz daha yükseltili, korunaklı bölüme, her yönden birer merdivenle ulaşılabilmekte ve her yöne gidiş geliş kolay olmaktadır. Bu kısım en geniş ve yoğun biçimde savunulan birimi oluşturmakta ve garnizona ev görevi yapmaktadır.
En yüksek ve en kuzeydeki birimlerinde sarnıçların büyük bir kısmı ve bir şapel bulunmaktadır. Yılan Kale’nin güneye bakan bir demir kapısı vardır. Kalenin beden duvarları adeta dantel gibi işlenmiştir.
Yapı üzerinde Bizans, Haçlı ve Ermeni onarımlarına ait duvar kalıntıları göze çarpar. Ermeni onarımları, pervaz, pencere ve kapı üstü tonozlarında kendini gösterir; bu onarımları belgeleyen bir Ermeni yazıtı da yapı üzerinde mevcuttur.
Ceyhan Nehri kıyısında Misis’in kuzeydoğusundadır. Dört cepheli olan kalenin çevresi 700 metredir.
Araları mazgallı olan sekiz burç ikişer katlıdır. Sarp kayalar üzerine yapılmış olan kalenin önemli bir sanat değeri vardır. Yol tarafında yukarı doğru açılan büyük bir kapısı olup, burası mazgallarla korunur.
Kapıdan düz bir meydan olan kale iç sahasına girilir. Buradan gitmek istenilen yere düzgün merdivenlerle ulaşılır.

Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'da bıraktığı mimari eserler



Bosna Hersek
- Yeni Camii
- Tekke Camii
- Mostar Köprüsü
- Gazi Hüsrev Bey Camii
- Gazi Hüsrev Bey hanı
- Başçarşı Camii
- Süleyman Paşa Camii

Bulgaristan
- Hacı Veysel Camii
- Cebel Camii
- Mustafa Paşa Köprüsü
- Saat Camii
- Hüdavendigar Camii
- Paşa Camii
- Seyyid Mustafa Paşa Camii
- Kurşunlu Camii
- Seyfullah Efendi Camii
- Şerif Halil Paşa Camii
- Bedesten

Arnavutluk
- Muradiye Camii
- Bekarlar Camii
- Mangalem mahallesi
- Halvetiye Tekkesi
- İskodra köprüsü
- Ethem Bey Camii

Makedonya
- Alaca Camii
- Harabati Baba Tekkesi
- Keçi köprüsü
- Serena Camii
- Serena
- Yahya Paşa Camii

SIRBISTAN

- Belgrad Kalesi
- Bayraklı Camii
- Tepedelenli Türbesi

Yunanistan
- Fethiye Camii
- Mustafa Ağa Medresesi
- Mustafa Ağa Camii
- İbrahim Baba Türbesi
- Yusuf Paşa Camii
- Türk Mahallesi
- Evrenos Bey İmareti
- Eski Camii
- Yeni Camii
- Hamidiye köprüsü
- Ahmet Paşa sebili
- Deli Hüseyin Paşa Camii
- Venedik- Osmanlı ceşmesi
- Defterdar Camii
- Recep Paşa Camii
- Murat Reis Camii

- Süleymaniye Camii

- Yeni Kapı Camii
- Beyaz Kule
- Alaca İmaret
- Bedesten
- Yeni Camii

ÜSKÜP ŞEHRİNİN TARİHİ VE FİZİKİ YAPISI ÜZERİNE BAZI GÖZLEMLER

A. Camiler

Sultan Murad (Hünkâr) Camii

İshak Bey (Alaca) Camii

Kebir Mehmed Bey (Çelebi) Camii

İsa Bey Camii

Mustafa Paşa Camii

Murad Paşa Camii

Yahya Paşa Camii

Hüseyin Şah Camii

Tütünsüz Camii

B. Mescitler

Kapıcı Hamza Mescidi

Hacı Balaban Mescidi

Hacı Muhyiddin Mescidi

Hacı Yunus Mescidi

Kara Kapıcı (Hacı Kâzım) Mescidi

Cedid İsa Bey Mescidi

C. Türbeler

Paşa Bey Türbesi

Mustafa Paşa Türbesi

Beyhan Sultan Türbesi

Hüseyin Şah Türbesi

Dağıstanlı Ali Paşa Türbesi

D. Hanlar

Kapan (İsa Bey) Han

Sulu (Yeni) Han

Kurşunlu Han

E. Bedesten

İshak Bey Bedesteni

F. Hamamlar

İsa Bey Hamamı

Davud Paşa Hamamı

G. Su Kemeri

Mustafa Paşa Su Kemeri

H. Köprü

Fatih Sultan Mehmed Köprüsü

I. Tekke

Şeyh Mehmed bin İsmail Efendi Rufai Tekkesi

İ. Kuleler

Saat Kulesi

Feodal Kule

J. Kale

Üsküp Kalesi

Tarihi Eser Bulduğunuzda Yapmanız Gerekenler Nelerdir?


Ülkemiz, dünyada görülmeye değer tarihi eserleri ile eşsiz bir kültür hazinesine sahiptir. Dolayısıyla bilimsel araştırmalarda olduğu kadar kültür mirasımızın yağmalanması noktasında da ülkemiz tarih boyunca hep kaynak nokta olmuştur.
Bu hazineyi her türlü tehlikeden korumak ise müzelerimizin birinci ve en önemli görevidir. Unutulmamalıdır ki tarihi eserler, bir toplumun kültür bilincinin olgunlaşmasında en önemli katkıyı sağlamaktadır.  

2863 sayılı yasaya göre; Devlete, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar ile özel hukuk hükümlerine tabi gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlarda varlığı bilinen veya ileride meydana çıkacak olan tarihi eserler “Devlet malı” niteliğindedir.

Tarihi eserleri bulan, sahip oldukları veya kullandıkları arazide tarihi eser bulunduğunu bilen veya yeni haberdar olan vatandaşlarımızın, bunu en geç üç gün içinde, kendisine en yakın müze müdürlüğüne veya köyde muhtara, diğer yerlerde ise mülki idare amirlerine bildirmeleri gerekmektedir. Bu, yasal bir zorunluluk olmasının ötesinde tarihi eserlerimizin talan edilmesinin önüne geçmek için örnek olması gereken bir vatandaşlık görevimizdir.

İhbarı alan muhtar, mülki amir bunların korunması ve güvenlikleri için gerekli tedbirleri alırlar. Muhtar, aynı gün alınan tedbirlerle birlikte durumu en yakın mülki amire; mülki amir ve diğer makamlar ise on gün içinde, yazı ile Kültür ve Turizm Bakanlığına ve en yakın müze müdürlüğüne bildirir. Bakanlık ve müze müdürü 2863 sayılı Kanun hükümlerine göre en kısa zamanda gerekli işlemleri yapar.

Tarihi eserlerimizi bir rant kapısı olarak algılayıp onlardan maddi bir çıkar gözetenlere karşı halkımızın duyarlı olması büyük önem arz etmektedir. Bunun için başta kolluk kuvvetlerimiz olmak üzere özellikle çocuklarımıza ve gençlerimize kültürel mirasımızın korunması ve kaçakçılığın önlenmesi yönünde müzelerde yıl içerisinde çok yönlü ve uygulamalı eğitim programları düzenlenmektedir.

Tarihi Eserleri Bulanlara İkramiye Verilir Mi?

Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yer üstünde, yer altında ve su altında bulunan “taşınır” nitelikteki tarihi eserleri yasal süre içerisinde ilgili mercilere haber verenlere 2863 sayılı yasa hükümleri ve müze uzmanlarının eserlere ilişkin değerlendirmeleri çerçevesinde ikramiye ödenmektedir. Yasaya göre “taşınmaz nitelikteki” tarihi eserlere ikramiye ödenmemektedir.

Yurtdışındaki Tarihi Eserlerimiz


Osmanlı imparatorluğunun son zamanlarında, özellikle 1900'lü yılların başlarında tarihi eserlerimiz çeşitli ülkelerden gelen araştırmacılar ve turistler tarafından yağmalanmaya başlamıştır.
İrili ufaklı binlerce tarihi eserin yanı sıra Bergama'daki Zeus tapınağı ve Milet agora binası kapısı gibi dev yapılarda , mevcut Osmanlı yetkililerinin de desteği ile yurtdışına çıkarılmıştır.
  Günümüzde tarihi kültür bilincinin biraz olsun artması ile bu eserlerin ilgili ülkelerden iadesi tartışmaları başlamıştır. Bunun uzun bir süreç olacağı malumdur, en azından bu süre içinde dışarıdaki eserlerin kopyaları, orijinal yerlerine konabilir. Nitekim bu bazı yerlerde yapılmıştır.


PERGAMON' DAKİ  ZEUS  SUNAĞI  ( BERGAMA )   BERLİN MÜZESİ











Bergama Zeus Sunağı ya da Zeus Altar'ı İ.Ö. 2.yüzyılda, Kuzey Batı Anadolu'da, İzmir'in kuzeyinde bulunan antik Pergamon şehrinde Pergamon Krallığı'nı yöneten Attalos hanedanı tarafından yaptırılmış mermerden anıtsal dinsel yapıdır. At nalı biçimdeki yapı Bergama Akropolü üzerinde bulunur. 35.64 mt genişliğinde 33.4 mt derinliğindedir. Yapının ön tarafında bulunan merdivenler 20 mt genişliğindedir.
Dışında ve iç mekanlarında bulunan mermer kaplama üzerindeki freskler sanat tarihinin en önemli yapıtları arasında sayılır. Dış cephe freskleri antik Helen dünyasının Olympos tanrıları ile devler -Gigantlar- arasındaki savaşı, iç alandaki freskler Pergamon'un kuruluş söylecesi olan Telefos söylencesini anlatır.
Bu görkemli yapının kalıntıları 1870'li yıllarda Alman mühendisi Carl Humann tarafından, o zamanın Prusya'sına götürülmüştür. Bugün, Berlin'de bulunan Pergamon Müzesinde sergilenmekte ve her yıl binlerce insan tarafından ziyaret edilmektedir.













Bergama Akropolü'nün alt terasında bulunan Zeus Sunağı at nalı şeklinde 4 katlı olarak yapılmıştır. Dış duvarlarından başlayan kabartmalar sunağı çepe çevre sarmaktadır. Sunağın iç tarafında Pergamon'un kurucusu Herakles'in oğlu Telephos'un hayatını anlatan kabartmalar vardır.  Berlin müzesine taşınmış olan sunağın Pergamondaki yerinde sadece basamakları kalmıştır.   Yukarıdaki fotoğrafta ise eserin orijinal yerinin günümüzdeki hali gözükmektedir














ATHENA  TAPINAĞI   PROPYLONU  ( BERGAMA )   BERLİN MÜZESİ




















II. Eumenes dönemine ait olan ( M.Ö. 197 - 159 ) Pergamon Athena Tapınağı Propylon girişi Berlin Müzesinde tutulmaktadır.

NEREİDLER ANITI  ( KSANTHOS ) BRITISH MÜZESİ














Ksanthos Kentinde M.Ö.400 yıllarında yapılmış olan bu esere sütunları arasındaki 12 adet Nereid heykelinden dolayı Nereidler Anıtı denmektedir. Eser günümüzde British Müzesinde bulunmaktadır.

ÜÇ GÜZELLER MOZAİĞİ  ( ANTAKYA )  PARİS LOUVRE MÜZESİ



Hermes çocuk Dionysos'u kucağında taşımaktadır.
Antakya'da bulunan M.S.4.yy tarihlenen mozaik Amerika Worcester Müzesinde bulunmaktadır.

 ÜÇ GÜZELLER MOZAİĞİ  ( ANTAKYA )  PARİS LOUVRE MÜZESİ


Hera, Athena ve Aphrodite'nin Parisin hakemliğinde İda dağında yapmış oldukları güzellik yarışmasını gösteren mozaik M.S. 2.yy ait olup Antakya2da bulunmuştur. Günümüzde ise Paris Louvre Müzesinde sergilenmektedir

AGAMEMNON MASKI ve TROYA HAZİNELERİ











M.Ö. 1200 lerde yapılan Troya savaşında Akhaların başkumandanı olan Agamemnon Maskı gerçekte kendisinden 300 yıl önce yaşamış bir prense aittir. Mykene'de yapılan kazı çalışmaları esnasında günışığına
çıkan eser günümüzde Atina Milli Müzesinde bulunmaktadır.
Resimde görülen aklınlık, küpe vb. diğer Troya hazinelerinin tamamına yakın bir kısmı ise Rusya'dadır.

Eyüp Sultan Camii


Eyüp semtinin merkezinde, Haliç kenarındaki Eyüp Sultan Külliyesi içinde bulunan Eyüp Sultan Camii, İslam aleminin önemli ziyaretgahlarından biridir. Caminin içinde de yer aldığı Eyüp Sultan Külliyesi; camii , türbe, hamam ve günümüze ulaşmayan medrese ve imaretden oluşmaktaydı.
Külliyenin ilk inşa edilen kısmı türbedir. Bu türbe adını, Hz. Muhammed'i Medine'ye ilk geldiğinde evinde misafir eden Hz. Ebu Eyüb el-Ensari isimli sahabeden almıştır. Halk arasında "Eyüp Sultan" olarak adlandırılan bu kişi, Emevilerin 668-669'daki İstanbul kuşatmasına katılarak bu savaşta şehit olmuştur. Mezarının bulunduğu yeri İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed'in hocası Akşemseddin rüyasında görmüş ve buraya türbesi yaptırılmıştır. 1459 yılında ise yine Fatih Sultan Mehmed tarafından türbenin yanına camii, medrese, imaret ve hamam yaptırılmış böylece külliye oluşmuştur.




Yaptırılan bu ilk camii 1766 yılındaki depremde çok büyük zarar görmüş ve tamir edilemeyeceği anlaşılınca, Sultan III. Selim tarafından 1798'de tamamen yıktırılarak yerine yeni bir camii yaptırılmıştır. Bu yeni camii 1800 yılında tamamlanmış ve padişahın da katıldığı bir törenle ibadete açılmıştır. Günümüze kadar ulaşmayı başaran bu ikinci camidir. Camiinin 17.50 metre çapında bir ana kubbesi ve oldukça uzun iki minaresi vardır. Camii iç süslemeleri oldukça sadedir. Bu açıdan 18. yüzyıl camilerinden farklıdır. Ama mihrabındaki altın yaldızla kaplanmış süslemeleri dikkat çekicidir.

YEDİKULE ZİNDANLARI



   İstanbul'u güneybatı'dan çevreleyen kara surları ve kuleler topluluğudur. Yedikule Hisarı, ya da Yedikule Zindanları da denilmektedir. I. Theodosius tarafından bir zafer takı yaptırılmış, 412 yılında bu tak, şehrin giriş kapısı olmuş,
II. Theodosius tarafından kapının sağ ve sol taraflarına birer kule ekletilerek kara surlarına bağlanmıştır. Şehrin en büyük caddesine açılan bu kapıdan genelde zaferden dönen imparatorlar geçerlerdi. Kapının kemer ve cephesi altın yaldızlarla süsülüdür bu nedenle "Yaldızlı Kapı" denilmektedir. IV. Kantakuzenos tarafından kulelerin yanlarına birer kule daha eklettirildi. XV. yüzyılda orta geçidin yüksekliği 8m'den 4m'ye indirilmiş ve bu geçit kapatılmıştır. Fatih, İstanbul'un fethinden sonra 1470'de farklı yüksekliklerde üç kule yaptırmış,öteki kulelere ve surlara bağlatmıştır. Kulelerin sayısı yediye çıkmış ve hisar görünümü almıştır.

Kulelerden biri Bizanslılar döneminde tutuklular ve idam mahkumları için kullanılırdı. Burada işkence aletleri, hücreler ve kuyular bulunmaktadır.

Osmanlılar'da da mahkumlar, savaşta ele geçirilen elçiler için hapishane olarak kullanılmıştır. Ana kapının solunda bulunan mermer kulenin içinde "Kanlıkuyu" adı verilen derin bir kuyu bulunmaktadır. Mahkumlar bu kuyunun kenarında idam edilir ve başları kuyunun içine atılırdı. Kuyunun dibinde Marmara Denizi'ne açılan bir tünel bulunmaktadır. Kuyuya atılan başlar deniz sularının kuyunun dibine vurmasıyla denize sürüklenirdi. Bu kulenin orta karında biri küçük ve penceresiz, diğeri büyük iki oda vardı. Burada birçok siyasi tutuklu hapseldilmiş, Sultan II. Osman'da Yedikule'de öldürülmüştür. Bugün müze olarak kullanılmaktadır.

25 Ekim 2012 Perşembe

Yedi Uyurlar


Bizans döneminde mezar kilisesi haline getirilmiş olan bu yer, Geç Roma imparatorlarından Decius zamanında putperestlerin zulmünden kaçan yedi Hristiyan gencin Panayır Dağı eteklerinde sığındıkları rivayet edilen mağara olduğuna inanılır.
Dünya üzerinde ilgili mağaranın kendi sınırları içinde olduğunu iddia eden 33 kent olmasına karşın Hristiyan kaynaklarının çoğuna göre kent hristiyanlarca kutsal sayılan Efes'tir. Türkiye'de Yedi Uyurlar mağarası olarak en çok bilinen ve ziyaret edilen mağara ise dönemin önemli bir merkezi ve St. Paul'ün doğum yeri olan Tarsus'takidir. Eski ismi Arap kaynaklarında Efsus şeklinde geçen Afşin de bilim adamlarından oluşan bir heyete hazırlattığı rapor ve yerel mahkemede açtıkları keşif davası ile iddiasını arttırmıştır. Türkiye'deki diğer Eshab-ı Kehf ise Lice'dedir.

Efes'teki bu mağaranın üstüne bir kilise yapılmış hali 1927-1928 yılları arasındaki bir kazıda ortaya çıkarılmış, kazı sonucunda 5 ve 6. yüzyıla ait olan mezarlar da bulunmuştur. Yedi Uyurlar'a ithaf edilmiş yazıtlar hem mezarlarda hem de kilise duvarlarında bulunmaktadır.