18 Şubat 2011 Cuma

Trabzon Tarihi Yerler ve Eserleri

Trabzon Kaleleri (Surlar)
Kuruluşu çok eski yıllara uzanan surların kaynaklara göre MÖ. 5. yy. da varlığı bilinmekte olup çeşitli dönemlerde ve günümüzde onarılmış ve yenilenmiştir.Onarım ve yenileme çalışmaları bugünde devam etmektedir. Güneyden kuzeye yukarı hisar veya iç kale, ortahisar ile kuzey hisar veya aşağı hisar olmak üzere üç bölüme ayrılır.
Yukarı Hisar: İç kaleyi koruyan ve akropol vasıtası gören bu kısım en eski ve şehrin içinde kapalı bir site idi. İlk yaptırıldığı tarih MÖ 2000 yıllarına kadar gitmektedir. Doruğunda İmparator ve imparotireçenin ikametgahları, bunların etrafında kendilerine soylular soylusu Küra Polates, Sezar ünvanları verilmiş prensler veya evlat edinenlerin binaları bulunurdu. Bu binalardan başka kale muhafızlığı, katip ve hizmetçiler sınıfının bulunduğu yapılar yer almakta idi.
Evliya Çelebi Trabzon kalesinin bu kısmından ''Trabzon kalesi üç bölktür,birine aşağı hisar diğerine ortahisar iç kalesine de kule hisar derler. Fakat dağ tarafında cehennem kuyusuna benzer bir derin hendeği vardır ki yetmiş yedi adam girer.'' diye bahseder.
Ortahisar: Yukarı hisar ve iç kalenin devamı olan bu kısım yamuksu şekildedir.İç kaleden bu kısma iki kapı ile geçilmekteydi. Bu bölümde ortahisar camii eski hükümet konağı, zağnos Köprüsüikule ve çifte hamamlar, Amasya camisi, Şirin Hatun camii, Musa Paşa camii yer alır. (Kule hamamı çifte hamamı Amasya camii günümüzde yıkık durumdadır.) Bu kısımdaki surlar Trabzon İmparatoru Alexsioz II.(1297-1330) zamanında yukarı hisardan aşağı hisara kadar yaptırılmıştır.
Aşağı Hisar: Bu kale batıdan Zağnos burcunun yanı başından başlayıp denize kadar inen surlardan meydana gelmiştir. Bu kısım surların Sotka kapısı adı verilen iki kapısı bulunur.Günümüzde ''Kale Kapısı'' ismi verilen mevkide suru delinerek taşıtların geçmesine elverişli duruma getirilen kısmı daha yüksek duvarlardan meydana gelmiştir.
Aşağı Hisarın çevrelemiş olduğu bölgede St. Andrea kilisesi (Molla Siyah Camii,Hoca Halil camii, Pazarkapı Camii, Kundupoğlu ve yarımbıyıkoğlu evleri evleri,sekiz direkli hamam,tophane hamamı,Hacı Arif hamamı,İskenderpaşa Çeşmelri gibi tarihi eserler yer almaktadır.
Atatürk Köşkü
Soğuksu semtinde küçük bir çam korusu içinde yer alır.Yirminci yüzyılın hemen başında yaptırılmış 1923 den sonra hazineye kalmıştır.
Büyük Önder Atatürk 1934 ve 1937 yıllarındaki Trabzon ziyaretlerinde bu köşkte konuk edilmiştir. O'nun ölümünden sonra Trabzon belediyesi tarafından o dönemde kullanılan eşyalarla dekore edilerek Atatürk müzesi olarak ziyarete açılmıştır.
Avrupa mimari tarzında inşa edilen köşk üç + yarım katlı taş bir yapıdır. Dışdaki taşkın saçaklarda ahşap, içte,tavanlarda alçı süslemelere yer verilmiştir.
Ulu önderimiz 1937 yılında vasiyetnamesinin bir bölümünü bu konakta yazmıştır.
Günümüzde müze olarak paylaşılan Atatürk köşkü yerli ve yabancı konuklarca ziyaret edilmekte ve kent turizminde önemli rol oynamaktadır.
Müzeler:
1. Ayasofya Müzesi:
Kentin batı girişinde bulunan yapı anıt-müze olarak hizmet vermektedir. İstanbul'un Latin'ler tarafından işgalinden sonra kaçan ve Trabzon'da 1204 yılında devlet kuran Komnenos ailesinden Kral I. Manuel (1238-1263) tarafından 1250-1260 yılları arasında (13.yy.) yaptırılan ve bir manastır kilisesi olarak inşa edilmiştir.
Osmanlı döneminde camiye dönüştürülmüş,1926-1918 yılları arasında Rus işgalinde askeri depo olarak kullanılmıştır.1958-1962 yılları arasında Edinburg Üniversitesi ve Vakıflar Genel Müdürlüğü işbirliği ile restore edilerek 1964 yılında müzeye çevrilmiştir.
2. Trabzon Müzesi (Eski Kız Meslek Lisesi):
Cumhuriyet mahallesi zeytinlik sokakta bulunan bina yirminci yüzyılın başlarında rus asıllı bir zengin tarafından yaptırılmıştır. 1923'ten sonra hazineye kalan bina uzun yıllar Kız Meslek Lisesi olarak kullanılmış 1987 yılında müze olarak kullanılmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edilmiştir.
İtalyan mimarisinin etkisi ile yaptırılan bina, bodrum üzeri üç katlıdır. İçteki mimari elemanların çoğu Avrupa dan getirilmiş olup birinci sınıf işçiliğe sahiptir. Zemin kattaki tüm mekanlar alçı ve kalem işi bezemelidir.
Günümüzde onarılan bina düzenlenerek 2000 yılının Nisan ayından itibaren ''Trabzon Müzesi'' olarak etnografik eserlerin sergilenmesine ve turistlerin ziyaretine açılmıştır.
Bedestan (Ceneviz Hanı):
Bir ticaret yapısı olan Bedestan çarşı mahallesinde ve çarşı camiinin kuzeyinde yer almaktadır. Kareye yakın bir planı olan binanın her cephede birer kapısı bulunmaktadır. İçerde bulunan tuğla kemerler kapıyı kemerlemektedir.Yapının ortasında bulunan dört fil ayağı üzerine kubbesi oturtulmuştu. Yapının kitabesi görülmemiş isede: Evliya Çelebi bu eseri h.1057(1647) yılında görmüş, bina sahipleri ve buradaki halktan ''çarşıların en seçmesi mumhane kapısındaki taşra esnafıdır. Kargir yapı bir Bedesteni vardır ki içindekiler zengin, eli açık, muhterem, vakarlı bezirganlardır.'' bahsettiği halde eserin yaptırıldığı tarihle ilgili hiç bir şey söylememektedir. Halbuki Trabzondaki diğer yapıların tarihinden Evliya Çelebi söz etmektedir.

YOZGAT-TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİ




YOZGAT İSMİNİN VERİLMESİ

İlin, asıl adı "BOZOK" olup, zamanla "Yozgat" olarak değiştirilmiştir. Oğuz'ların; "BOZOK" koluna mensup Türkmenlerin bu bölgeye akınıyla birlikte, yöre "BOZOK" ismiyle anılmıştır. 1800'lü yıllara doğru bu ismin yanı sıra "YOZGAT" adı da telaffuz edilmiştir.



"Yozgat" adının menşei konusunda ise, değişiki söylentiler ileri sürülmektedir:

Bir rivayete göre, Yozgat Saray Köyü'nden (bugün itibariyle kasaba) itibaren aşağıdan yukarıya doğru kat kat yükselmektedir. Bu kat kat yükselişindin ve rakımının yüksekliğinden dolayı önceleri "Yüz kat" denmiş, zamanla bu isim söylene söylene "Yozgat" halini almıştır.

Diğer bir rivayete göre; Aşiret Reisi Ömer Cabbar Ağa'nın yüzü çopurdu. Bu yüzden kendisine Çopur veya Çapar Koca derlerdi. Söylentiye göre Cabbar Ağa, sürülerini bir yaz günü yaylakta otlatırken karşısına Hızır (AS) çıkıyor ve davar sahibi Cabbar Ağa'dan içmek için süt istiyor. Güler yüzlü Ömer Ağa hemen misafirine ikramda kusur etmeyerek, gönül hoşluğu ile sütü ikram eder. Hızır (AS) sütü içtikten sonra çok memnun kalır ve Cabbar Ağa'ya "Çobanoğlu, yozuna yoz katılsın, memleketinin adı Yoz-Kat olsun" diyor. Bu sözü söyleyerek kayboluyor. Temeli böyle olan Yoz-Kat söylene söylene Yozgat halini alıyor.

İsmin kaynağı hakkında her ne kadar tatmin edici bir bilgi yoksa da uzun yıllar bu havalinin böyle anıldığı
bilinmektedir.

Birinci Büyük Millet Meclisinde Kütahya Mebusu Cemil Bey tarafından verilen bir takrir ile Yozgat ismi Bozok olarak değiştirilmiş, bilahare 23 Haziran 1927tarihinde Bozok Mebusu Süleyman Sırrı (İÇÖZ) Bey ve arkadaşlarının verdiği bir takrirle Bozok ismi tekrar Yozgat olarak değiştirilmiştir.
ORGUN KAPLICALAR

İlimizin 33 km. doğusundaki Sorgun İlçesinde bulunan kaplıca sularının Klorlü Sülfatlı, Sodyum Klorür, Sodyum Sülfat sular grubundan olduğu, 50 C-61 C arasında bir sıcaklığa ve 41 lt/sn. debiye sahiptir.

Sağlık Bakanlığının raporlarına göre aşağıda sıralanan hastalıklara iyi geldiği onaylanmıştır.

- Kronik İltihaplı Hastalıklar,

- Spazm Benzeri Hastalıklar

- Kırık-Çıkık rahatsızlıkları

- Ağrılı kadın Hastalıkları,

- Romatizmal Ağrılar ve Radyoterapik yönden iyi geldiği saptanmıştır.

Söz konusu kaplıca alanında hizmet veren Tesislerin olması yanında, yatırım yapacak müteşebbisler için de çok önemli sayılacak bir alan ve kaynak ta mevcuttur.

Doğuyu batıya bağlayan E 88 karayolu Sorgun İlçesi merkezinden geçmesi nedeniyle ulaşımı oldukça kolaydır. Ankara ve Yozgat'tan da her saat otobüs vardır.
İlimizin 71 km. doğusundaki Saraykent İlçemizdedir. Kaplıca suyunun Sodyum Klorürlü, Sodyum Bikarbonatlı, Kalsiyum Sülfatlı sular grubundan olduğu, 70 C ile 74 C sıcaklığında 10-14 lt/sn. debiye sahiptir. Sağlık Bakanlığının analizleri sonucunda aşağıdaki hastalıklarda tedavi amaçlı kullanılmasının uygun olduğu saptanmıştır.



- Romatizmal Hastalıklar,

- Kırık-Çıkık rahatsızlıkları

- Kadın Hastalıkları,

- Nevrit ve Polinevritler vb hastalıklar.

Kaplıca alanında turizme hizmet veren çeşitli tesisler mevcuttur.

Saraykent İlçesi doğuyu batıya bağlayan E 88 karayolu üzerinde olması nedeniyle ulaşımı oldukça kolaydır. Yozgat' tan değişik saatlerde dolmuş kalkmaktadır. Ankara'dan, Sivas'tan otobüslerle de ulaşmak mümkündür.

Saraykent İlçesi 80 yatak kapasitesine sahiptir

Erzurum'daki Tarihi Eserler



Erzurum Kalesi


Şehrin ortasında kalan Erzurum kalesinin ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir.Kalenin varlığın milattan öncesine dayanmaktadır.yapılışından sonraki devirlerde Urartu,Roma,Bizans ve Sasanilerin hakimiyeti altında kalan kale,11.yy.dan itibaren Türklerin hakimiyeti altına girmiştir.Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Erzurumla birlikte Kaleden de söz etmekte ve iki katlı sur duvarlarıyla çevriliş olduğunu ,içindede toprak damlı 1700 adet ev olduğunu belirtmektedir.




İç kale


İç Kale'nin bu günkü girişi ikinci bir kapıdan sağlanmaktadır.Kale kapısının açıldığı avlu kısmen harap olmuştur.Bu bölümde eskiden hamam ,arabalar,savunma odaları bulunmaktaydı.





Kale Mescidi


İç Kale'de bulunan mescit ,12yy.da Saltuklular tarafından yapılmıştır.Evliya Çelebi,seyahati sırsında (1610) bu mescitte cemaat bulunmadığını yazmaktadır.

Saat Kulesi(Tepsi Minare)
Saat Kulesi ve kesik kule adlarıyla da anılan Tepsi Minare,Erzurum'a hakim konumundaki iç kalenin güney batı köşesinden yükselir.

Kısmen tahrip olmuş kitabesine göre,Saltuklu hükümdarı Emir Muzaffer Gazi tarafından yapılmıştır.12.yy. ortalarından kaldığı sanılmaktadır.16.yy.ın başlarında üst kısmı yıkılan minareye önce 1843,ardından da 1881 yıllarında saat yerleştirilmiş ve saat kulesi haline getirilmiştir.Halk arasında yaygın olarak Saat Kulesi kullanılmaktadır.Minare aynı zamanda gözetleme kulesi olarak ta kullanılmıştır.
Çifte Minareli Medrese
Erzurum'un sembolü haline gelen Çifte Minareli Medrese'nin kitabesi olmadığından ,gerçek adı ile ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir.Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubad'ın kızı Hundi Hatun veya İlhanlı Hanedanı'ndan Padişah hatun tarafında yapılabileceği düşüncesiyle Hatuniye Medresesi diye adlandırılmaktadır.genel olarak 12.yy sonlarına doğru yaptırıldığı kabul edilmektedir.Sultan 4.Murat tarafından bir süre tophane olarak kullanılan daha sonra kışla olarak kullanılmıştır.
Tebrizakapı'daki medrese açık avlu medreselerinin Anadolu'daki en büyük örneğini teşkil etmektedir.Tüm mimari ihtiş..... rağmen,süslemeleri yarım kalmıştır.Buna rağmen duvarlarındaki taş oymaları göz kamaştırmaktadır.
Yakutiye Medresesi
Cumhuriyet caddesi üzerinde bulunan medrese ,taç kapısında bulunan kitabesine göre İlhanlı hükümdarı sultan Olcayto zamanında Gazan han ve Bolugan hatun adına,Cemaleddin Hoca Yakut Gazani tarafından 1310 yılında yaptırılmıştır.17.yy dan sonra askeri amaçlarla kullanılan medresenin çevresi geçtiğimiz yıllarda temizlenmiş ve ağaçlandırılmıştır.Medrese, bugün İslam eserleri müzesi olarak kullanılmakta ve meraklıları tarafından ilgiyle gezilmektedir.Binanın taş oymalarındaki ustalık,inceleyen herkesi şaşkına çevirmektedir.
Üç Kümbetler
Çifte minareli medrese ile ulu caminin güneyinde,eski mezarlık içinde yer alan kümbetlere Üç Kümbetler denilmektedir.
Emir Sultan Kümbeti
Üç Kümbetler'in en büyüğüne bu ad verilmektedir.Ne zaman yaptırıldığı kesin olarak bilinmeyen Emir Sultan Kümbetinin 12.yy sonlarına doğru Saltuklu sultanı İzzeddin Saltuk adına yaptırıldığı sanılmaktadır.
Küçük İki Kümbet
Üç Kümbetlerin diğer iki ayağını oluşturan küçük kümbetlerin 16. yy dan kaldığı sanılmaktadır.
Diğer Kümbetler
Erzurum'da Üç Kümbetler dışında Cimcime sultan,Karanlık,Gümüşlü,Rabia Hatun ,Ahi baba,Mehdi Abbas kümbetleri bulunmaktadır.
Ulu Camii(Kutabey Camii)
Tebriz kapı semtinde Çifte minareli medresenin kuzey batısında ve çok yakınında yeralmaktadır.Caminin yapılış tarihi kesin olarak belli değildir.Günümüze ulaşmamış kitabesine göre,1179 tarihinde Saltuklu Hükümdarı Nasreddin Muhammed tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır.Caminin çeşitli defalar onarımdan geçmesi,mimari yapısının bozulmasına sebebiyet vermiştir.Ulu camii 1629,1787,1860 yılları ile 1965-68 yılları arasında önemli onarımlardan geçmiştir.
Osmanlılar döneminde Erzurum'da çok sayıda cami ve türbe yaptırılmıştır.Camilerin en önemli özelliği hepsinin tek minareli olmasıdır.son yıllarda Atatürk Üniversitesi ile Yenişehir Semtinde yapılan Solakzade camilerinde çift minare kullanılmıştır.
Erzurum'daki Diğer Camiler
Erzurum'daki diğer tarihi camiiler şöyle sıralanabilir.
Muratpaşa Camii
1573 yılında Kuyucu Muratpaşa tarafından yaptırılmıştır.
Gürcükapı Camii
1608 yılında yaptırılmıştır.
Boyahane Camii
1621 yılında İlyas Ağa tarafından boyahane hamamının bir bölümünün camiye çevrilmesiyle ortaya çıkmıştır.
Caferiye Camii
1645 yılında Hacı Cafer tarafından yaptırılmıştır.
Kurşunoğlu Camii
1700 yılında Erzurumlu ünlü Şeyhülislam Feyzullah Efendi Tarafından yaptırıldı.
Pervizoğlu Camii
1716 yılında Pervizoğlu Hacı Mehmet tarafından yaptırılmıştır.
Dervişağa Camii
1717 yılında Hacı Derviş Ağa tarafından yaptırılmıştır.
Gümrük Camii
1718 yılında Hacı Bektaşoğlu Derviş Hacı İbrahim tarafından yaptırılmıştır.
Bakıcı Camii
1720 yılında Hacı Mustafa tarafından yaptırılmıştır.
Caferiye Camii
1738 yılında Hacı Yusuf Efendi tarafından yaptırılmıştır.
İbrahimpaşa Camii
1748 yılında Vali İbrahim paşa tarafından yaptırılmış.
Şeyhler Camii
1771 yılında Fehim adlı bir usta tarafından yapılmıştır.
Cennetzade Cami
1785 yılında İsmail Efendi tarafından yapılmıştır.
Rüstempaşa Kervansarayı(Taşhan)
Erzurum'daki kervansarayların en önemlisi Rüstempaşa Kervansarayı diğer adıyla Taşhan'dır.Yapı,büyük ihtimalle Kanuni Sultan Süleyman'ın Veziri Rüstempaşa tarafından 1561 yılında yaptırılmıştır.Tarihi Rüstempaşa Kervansarayı günümüzde çarşı olarak kullanılmaktadır.İç avlunun etrafında yer alan bölümler,dükkan olarak kullanılırken,üskattaki bölümlerde yer alan esnaf Oltutaşı işlemeciliği yapmaktadır.
Erzurum'daki Diğer Kervansaraylar
Rüstempaşa Kervansarayı'ndan başka Erzurum'da Gümrükhane(Kongre meydanında),Cennetzade Hanı ve Kamburoğlu Hanı bulunmaktadır.İçlerinde en faal durumdaki Taşhan'dır.
Tarihi Hamamlar
İklimi bakımından Anadolu'nun en soğuk şehirlerinin başında gelen Erzurum'da Türk devrinin ilk yıllarından itibaren çok sayıda hamam yapılmıştır.Şehrin her yerinde bol miktarda su kaynağının olması da hamam sayısını artırmıştır.Çok eski devirlerde yapılan hamamlar suyun getirdiğinden ve tahribat yüzünden günümüze kadar ulaşamamıştır.Günümüze kadar ulaşabilenleri;
Lalapaşa Hamamı
Tebrizkapı semtinde bulunan Lalapaşa Hamamı'nın yapılış tarihine ışık tutacak bir kitabesi bulunmamaktadır,ancak hamamın dönemin beylerbeyi Lala Mustafa paşa tarafından yapıldığı zannedilmektedir.
Boyahane Hamamı
1566 yılında Hacı Emin Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Murat Paşa Hamamı
Erzincankapı Semti'nde bulunan Muratpaşa Hamamı,1572 yılında Hacı Muratpaşa tarafından yaptırılmıştır.
Kırkçeşme Hamamı
Ayazpaşa mahellesindedir.Çehresi tamamen değişerek günümüze ulaşmıştır 16. yüzyıl sonları ve 17.yüzyıl başları civarı yaptırıldığı sanılmaktadır.
Saray Hamamı
Emirşeyh mahallesinde Üç Kümbetler'in yanında bulunmaktadır.Girişinde bulunan kitabesine göre saray Hamamı 1707 yılında bir cami ve türbesi bulunan Derviş Ağa tarafından yaptırılmıştır.
Gümrük Hamamı
Gümrük Camii ile aynı tarihte yani 1718 yılında Derviş Hacı İbrahim tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır.
İki Göbek Hamamı
Yapım tarihi 18. yüzyılın sonlarına rastlamaktadır.Hamam planlarının içinde değişik bir görünüme sahiptir.Yeğenağa mahallesindedir.
Şeyhler Hamamı
Şeyhler Camii yanındadır.1720 yılında yaptırılmıştır.
Fuadiye Hamamı
Gürcükapı Semtinde bulunan bu hamamın mimari özellikleri çok değişmiştir.18.yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir.
Tarihi Çeşmeler
Erzurum önemli su kaynakları üzerine kurulmuş bir şehirdir.Hemen her köşe başında bir çeşme bulunmaktadır.Erzurum'da çeşitli yerlere dağılan 13 ayrı su yolu bulunmaktadır.
Erzurum'un çeşmelerinden bazıları
Erzurum'daki çeşmelerden bazıları şunlardır:
Cennet çeşmesi(Boyahane hamamı karşısındadır.),Hacı Mehmet Çeşmesi(Gürcükapı Semti'ndedir),Hüseyin Çeşmesi(Yukarı Habip Efendi Mahallesindedir),Kırkçeşme(Kırkçeşme Hamamı yanındadır),Şabahane Çeşmesi(Taşmağazalar'ın üst kısmındadır),Dabakhane Çeşmesi(Tebrizkapı Semti'ndedir),Akpınar(Mahallebaşı'ndadır).Dörtgüll ü Çeşmesi(Muratpaşa Çeşmesi).

KASTAMONU-TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİ





Türkiye'nin cennet köşelerinden biri olan Kastamonu, büyük şehirlerin gürültüsünden kaçmak isteyenlerin sığınabilecekleri bir huzur bölgesi, panoramik dağlarıyla, yemyeşil ovalarıyla, zümrüt sahilleriyle, zengin kültürel varlıklarıyla bir çok alternatifler sunan bir tatil beldesidir.



Eski bir yerleşim alanı olduğu bilinen Kastamonu yöresi MÖ.18.yy.da Gas'ların yurdu olmuş, zamanla Hititler, Firigler, Kimmerler, Lidyalı'lar, Pers'ler, Pontuslular, Romalılar ve Bizanslıların yönetimine geçmiştir. Romalıların bu yörede kurduğu Paflagonia isimli eyaletin merkezi olan pompei-polis höyüğü bugünkü Taşköprü ilçesinde bulunmaktadır. Bizans hanedanı komenoslar tarafından yapılan ve Kastamonu şehrinin tarihsel çekirdeğini oluşturan Kastamonu kalesi görkemli görüntüsüyle ziyaretçileri asırlardır selamlamaktadır.

Kastamonu geleneksel Türk evi ve yakın dönem osmanlı mimarisi örneklerinin yoğun olarak bulunduğu ender illerdendir. Kentsel sit kapsamına alınmış olan Kastamonu, Taşköprü, İnebolu, Küre ve Abana'nın eski mahalleleri ve yapıları ziyaretçilerde nostalji ve yahranlık uyandırır.

Milli mücadele sırasında lojistik destek açısından en güvenilir bölge olan Kastamonu İnebolu limanından Ankara'ya erzak, cephane ve insan akışında büyük yararlılıklar göstermiştir. Kurtuluş savaşında en fazla şehit veren üçüncü il olan Kastamonu 'nun Araç ilçesi ise nüfus bazında en çok şehit veren yurdumuzun tek ilçesi olarak tarihin altın sayfalarında yerini almıştır.

Kastamonu'nun sahip olduğu bu zengin tarihi ve kültürel mirası kadar bir diğer zenginliği de harikulade tabiatıdır. Başta Ilgaz Dağı Milli Parkı dağcılık sporları için mükemmel bir merkezdir. Zengin orman örtüsü, çeşitli yaban hayvanları, nefis piknik yerleri ve alabalığı ile görenlerin unutamayacağı özelliklere sahiptir. Kastamonu'nun 40 km. güneyindeki Ilgaz Dağı kayak merkezi kış aylarında büyük rağbet görmektedir.

Kastamonu'nun bitki örtüs ve peyzaj açısından çok zengin yaylaları da vardır. Daha ziyade Araç, Çatalzeytin ve Bozkurt ilçelerinde bulunan bu yaylalar yaz aylarında tatillerini şehir dışında geçirmek isteyenler için önemli bir turizm kaynağıdır. Pınarbaşı ilçesinde vahşi doğasıyla Varla Kanyonu ve Türkiye'nin en derin dördüncü mağarası olan Ilgarini, kampçılar ve maceracılar tarafından keşfedilmeyi beklemektedir.

Kastamonu Karadeniz'de kirlenmemiş, betonlaşmamış 135 km. kıyı bandıyla deniz, kum ve güneş arayanlara da hitab etmektedir. Bu yılı bandında çok sayıda doğal kumsal ve bunların ardından yoğun bir orman örtüsü bulunmaktadır. Çatalzeytin'deki Ginolu ile Cide'deki Giderus koyları Karadeniz'in en güzel koylarıdır.

İşte Kastamonu bu doğal ve kültürel güzellikleriyle huzur arayan, doğayla başbaşa kalmak isteyen, kış sporlarını seven herkesi bekliyor. Dahası size zengin Kastamonu mutfağından değişik lezzetler tattırmayı (etli ekmek, biryan kebabı, döner üstü tirit, çekme helva vs.gibi) mahalli el sanatlarının (çarşaf bağları, baskı sofra bezleri, yerli dokumalar, ağaç oyma eşyaları, şimşir kaşıkları, örme sepetleri, müzik aletleri, kıstı takıları gibi) en güzel ürünlerini sunmayı vaadediyor.

Ankara Tarihi Yerler



Ankara Kalesi:
Ankara’ya hâkim bir tepenin üzerinde kurulmuş olan ve zaman içinde kentin simgesi haline gelen Ankara Kalesi'nin ilk yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. M.Ö. 2. yüzyılda Galatlar zamanında var olduğu bilinen kale daha sonra Romalılar döneminde onarım görmüştür. İç ve dış kale olmak üzere iki kısımdan oluşan kalenin iç surları büyük bir olasılıkla 7. yüzyılda Bizanslılar tarafından inşa edilmiştir. Daha sonra Arap saldırıları sırasında çok tahrip olan kale 9. yüzyılda Bizanslılar tarafından yeniden onarılmıştır.

Dış surların ne zaman eklendiği kesin olarak saptanamamıştır. Kale 1073'te Selçukluların, 1101'de Haçlıların eline geçmiştir. 1227'de yeniden Selçukluların eline geçen kale bu dönemde ve onu takip eden Osmanlılar döneminde çeşitli onarımlar görmüş, son yıllarda yapılan restorasyon çalışmalarıyla sağlamlaştırılmıştır.



Geniş bir yer tutan 20 kuleli dış kaleden bugüne çok az şey kalmıştır. Dış kalede kuleler dörtgen şeklinde olup iki kapısı vardır. Bunlar batıdaki Dış Kale Kapısı ve güneydeki Hisar Kapısı’dır. Hisar Kapısı’nın üzerinde İlhanlılara ait 1330 tarihli bir yazıt bulunmaktadır. İç kale yaklaşık bir dikdörtgen şeklinde olup, kısmen Ankara taşı, kısmen de karışık malzemeden yapılmıştır. İç kale yükseklikleri 14-16 m. arasında değişen 42 kuleden oluşmaktadır. Kuleler beşgen şekildedir. İç surların kuzeybatı kısmında Selçuklular dönemine ait bir yazıt bulunmaktadır. Kalenin en yüksek yeri kuzeyde, denizden 978 m. yükseklikteki Akkale’dir. Bugün kale içinde Osmanlı Ankara’sının 17. yüzyıldan itibaren ayakta kalmış birçok Ankara evi ve Alaaddin Camii bulunmaktadır.

Kalecik Kalesi : Kalecik Kalesi, Çankırı'ya giden yol üzerinde Ankara'dan 78 km. uzaklıktadır. Bizans devrine tarihlenen kale, modern kasabaya hâkim olan simetrik koni biçimli bir tepenin üzerine kurulmuştur. Güneybatısındaki dağlara bir sırtla bağlanır ve Kızılırmak’a doğru uzanan ovada tek başına yükselmektedir.

Akköprü: Varlık Mahallesi önünde ve Ankara Çayı üzerinde olup, Ankara'nın en eski köprüsüdür. 1222 yılında Selçuklu Hükümdarı I.Alaaddin Keykubat tarafından Ankara Valisi Kızılbey zamanında yaptırılmıştır. Bugün sağlam bir durumda bulunmakla beraber dar bir köprü oluşu ve bugünkü kullanılan geniş yolun dışında kalışı nedeniyle işlerliğini yitirmiştir. O zamanlarda Batı Anadolu'yu Ankara'ya bağlayan yolun üzerinde idi. Eskiden Ankara'dan askere ve hacca gidenler bu köprünün başında ayrılık ağıtları söylenerek uğurlanırdı. Kesme bazalt tasından yapılmıştır. Yedi adet sivri kemerden meydana gelmiştir. Batı yönünde biri silik iki yazıt yer almaktadır.

Suluhan : Hacı Doğan Mahallesi’nde, Suluhan Sokağı’ndadır. 1685 yılında Şeyhülislam Mehmet Emin Bey tarafından Zincirli Camii’ne vakıf olarak yaptırıldığı sanılmaktadır. İki kısımdan oluşan Suluhan'ın birinci kısmı kareye yakın dikdörtgen planlı, ortası avlulu ve iki katlıdır. Bu bölümde sadece doğu ve güney cephedeki dükkânların pek azı günümüze gelmiş, batı ve kuzey cephelerdeki binalar tamamen yıkılmış, sadece dış duvarları kalmıştır. Kalıntılardan hanın iç avlusunun dört kenarda ayaklar üzerinde sivri kemerli revaklarla çevrilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Revaklar arkasında odalar sıralanmaktadır. Güney uçta yer alan ikinci kısım tek katlıdır ve daha dardır. Tamamı toprak altında kalan ikinci kısmın ahırlar ve depolara ayrıldığı tahmin edilmektedir. Her iki kısımda da duvarlar moloz taştan yapılmıştır. Hanın batı kenarında üç bölümlük küçük bir arasta bulunmakta olup, her bölüm kalın beşik tonozlarla örtülmekte ve yanlarda küçük dükkânlar yer almaktadır.



Çengel Han : Kale altında ve Atpazarı Meydanı Sefa Sokak’ta bulunmaktadır. Kitabesinden 1522 tarihinde yapılmış olduğu anlaşılmaktadır.



Zağfiran (Safran) Hanı : Atpazarı’ndadır ve Hacı İbrahim Bin Hacı Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Vakfiyesi 1512 tarihinde düzenlendiği için, bu tarihlerde yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Hanın yarısı mülk, yarısı vakfa aittir. İçinde bir mescit yer almaktadır.

Eski Hamam : Eski Hamam, Gazi Lisesi’nin tam karşısında yer almaktadır. Oldukça harap durumda olan hamamın soyunmalığı tamamen yıkılmış olmasına mukabil soğukluk ve sıcaklık, külhan dahil olmak üzere ayakta durmaktadır. Eserin mimari yapısı ve tekniği itibariyle 15. yüzyıla ait olduğu tahmin edilmektedir. Restore edilmektedir.

Karacabey Hamamı : Karacabey Hamamı Talat Paşa Bulvarı üzerinde olup, 1444 tarihinde yapılmıştır. Çifte hamam şeklindeki yapı batı kısmında birbirine bitişik soyunmalıkları, doğu kısmında ise batıdakilere göre daha değişik inşa tarzı gösteren sıcaklık ve halvetleriyle birlikte bütünü kareye yakın büyük bir dikdörtgen meydana getirmektedir.

Roma Hamamı: Ulus-Dışkapı hattında, Çankırı caddesi üzerinde bulunan kalıntılar, Roma İmparatoru Caracalla dönemine tarihlenmektedir. Sağlık tanrısı Asklepion adına yaptırılmıştır.

Güvenlik Anıtı : Kızılay'da Güvenpark içerisindedir. 1935 yılında Ankara taşından yapılmıştır. Türk Ulusunun polis ve jandarmaya bir armağanı olduğundan dolayı Emniyet Anıtı da denilmektedir. Anıtın Kızılay'a bakan yönünde; güveni temsil eden bir sopayı eline alan kuvvetli genç erkek heykelleri yer almıştır. Bu heykellerin altında Atatürk'ün söylediği "Türk, Öğün, Çalış, Güven" sözleri tunç harflerle yazılıdır. Bu yazının sağında Türk Polisinin, solunda Türk Jandarmasının halka olan yardımlarını sembolize eden çeşitli kabartmalar bulunmaktadır. Anıtın Bakanlıklara bakan yönünde ise; Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı'nda ve inkılap hareketlerinde beraber bulunduğu arkadaşları belirtilmektedir. Heykellerin altında anıtın yapılış tarihi olan 1935 yılı romen rakamlarıyla yazılıdır. Sağ tarafta insan zekasını, sol tarafta ise çitçinin tarım çalışmalarını belirten kabartmalar yer almıştır.

Mimar Sinan Anıtı : Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin önündedir. 4.30 m. yüksekliğindeki mermer heykelde Mimar Sinan kendine özgü giysisiyle ayakta canlandırılmıştır.



Mithat Paşa Anıtı : Ulus'ta Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü binasının yanındaki Mithat Paşa heykeli, 1966 yılında banka tarafından heykeltıraş Prof. Hüseyin Anka'ya yaptırılmıştır, 1863'te Ziraat Bankası’nı kuran Sadrazam Mithat Paşa'nın koltukta oturur biçimdeki heykelinin solunda üç başak ve çark, sağında terazi figürleri vardır.

Ulus Cumhuriyet Anıtı : Ulus Meydanı'ndaki bu anıt, Kurtuluş Savaşı kahramanlarının anısına 1927 yılında Avusturyalı heykeltıraş Krippel'e yaptırılmıştır. Atatürk'ün atlı heykelinin altındaki yüksek ve üçgen kaide Ankara taşındandır. Kaidenin üzerindeki kabartmalarda Atatürk ve askerlerini Başkumandanlık Meydan Savaşı'nda tasvir eden figürlerden başka, Türk kadınını, Türk askerini ve genç Türkiye Cumhuriyeti'ni simgeleyen figürler bulunmaktadır.

Zafer Anıtı : Yenişehir'de Atatürk Bulvarı üzerindeki bu anıt, 1927 yılında İtalyan heykeltıraş Pietro Cannonica'ya yaptırılmıştır. Atatürk'ün ayakta ve kılıcına dayanmış halde üniformalı, tunçtan yapılmış bir heykelidir. Tabanında kabartma halinde zafer çelenkleri yer almıştır.

Ankara Kale İçi Evleri : Kale içinde çoğu iki katlı olan Ankara evlerinin alt kat avlusunda uşakların, aşçıların, kâhyaların odaları, kiminde de bir ahır bulunur. Birinci katta ev sahibinin oturduğu odalar vardır. Genellikle evin dışında ve bir yanı açık merdivenden, "sergâh ya da sergâh" denilen sütunlu, dört bir yanı açık, üstü kapalı bir taraçaya çıkılır. Üst kattaki odalar, kimi evlerde bir sofanın, kimilerinde de sergâhın bir yanında yer alır. Konuk, toplantı ve yatak odaları ikinci katta bulunur. Kimi odalarda kadınların toplantıları izleyebilmeleri için kafesler vardır.

Yerler kare biçiminde tuğlalarla döşelidir. Tavanlar çubuklarla kare kafeslere bölünmüştür. Tavan ortasında bol süslemeli göbekler vardır. Cephede çıkıntı oluşturan alçı kabartmalarla süslü mihrap biçiminde ocakların yanlarında küçük gözler bulunur. Bunlara "tembel deliği" denilmektedir. Odalar, sokağa sergâh ve pencerelerle açılır. Kimi evlerde pencerelerin önünde panjur ve kafesler vardır. Süsleme olarak tavanlarda, tavan göbeklerinde, kapılarda ve evlerin öbür bölümlerinde geometrik süslemeler, rumi ve hatai desenlere kadar her türlü süsleme vardır. Günümüzde bazı evler turistik amaçlı olarak kullanılmaktadır.

Beypazarı Evleri : Ankara'nın 100 km. batısında yer alan Beypazarı’nın dik yamaçlar ve vadilere kurulmuş olan eski kesimi, çarşı ve geleneksel konutlardan oluşan karakteristik dokusuyla ve doğal peyzaj özellikleriyle tarihi ve görsel karakteri zengin olan bir yerleşimdir. 100 yıllık geçmişi olan bu evler, Osmanlı ve geleneksel Türk evlerinin tipik özelliklerini taşımaktadır.



Konut mimarisi açısından ana tip, cumbalı veya üstünde kuşkana olarak adlandırılan bir çatı katı olan iki veya üç katlı yapılardır. Evlerin temel duvarları taştan, geri kalan kısımları ahşaptan yapılmış ve dıştan sıvanmış olup üstleri çinko kaplı veya kiremitli çatıyla örtülüdür. Dış yapıda, bu ana tipin çeşitlemesi olarak balkon biçiminde çıkma veya kuşkanalar, ahşap kafesli pencereler görülür. İç yapıda zemin katı taşlık ve buna bağlı ahır, samanlık, kiler, hizmetkar bölümü gibi mekânlardan oluşur. Üst katlar asıl yaşama katlarıdır. Dikdörtgen veya kare planlı sofa etrafında odalar dışında mutfak, banyo gibi mekânlar oluşturulmuştur. Bütün mekânların üstü ahşap tavanla örtülüdür.

Ayaş Evleri : Vadi tabanındaki çarşı alanının çevresinde ve kuzeyde vadi yamaçlarında organik bir dokuda yoğunlaşan Ayaş Evleri’nden 37'si, tescil edilmiş ve korunmaya alınmıştır.

Mimari özellikleri açısından Osmanlı ve geleneksel Türk evlerinin tipik özelliklerini taşıyan tarihi Ayaş Evleri genellikle iki katlıdır. Yarı kâgir, yarı ahşap olan evlerin zemin katında ahır, kiler ve büyük evlerde hizmetkar odası gibi mekânlar bulunur. Asıl yaşama alanı olan üst katlarda sofa etrafına konumlanan iki veya üç odanın yanı sıra mutfak ve tuvalet-banyo gibi servis mekânları bulunmaktadır. Bütün mekânların üstü ahşap tavanla örtülüdür. Dış yapıda, balkon biçiminde çeşitli türde çıkmalar ve ahşap kafesli pencereler görülür.

Güdül Evleri : Ankara'nın kuzeybatısında, kente 89 km. uzaklıkta eski bir yerleşim olan Güdül ilçesinin kent merkezinde bugüne kadar ayakta kalan tarihi evlerin bulunduğu bölge kentsel SİT alanı ilan edilmiştir. Osmanlı ve geleneksel Türk evlerinin tipik özelliklerini taşımaktadır.

Camiler

Ağaç Ayak Camii : Kitabesi olmayan caminin 1705 tarihli olduğu tahmin edilmektedir. Minaresi ahşap ve kısadır. Mahfili aşı boyalı nakışlarla, tavana kadar yükselen mihrabı kabartma geometrik motiflerle, ahşap minberi ise geometrik geçmeler ve renkli nakışlarla süslüdür. Tavanı işlemeli ahşap olan caminin çatısı kiremitle örtülüdür. Cami, ahşap minberi ve mihrabı ile Geç Devir Ankara eserleri için tipik bir yapıdır.

Ahi Elvan Camii : Samanpazarı Ahi Arap Mahallesi’nde bulunan ve çok sade bir dış görünüşe sahip olan cami, 1832 yılında Ahi Elvan Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır. 1413 yılında onarım gören caminin minaresi ve minberi 1423 yılında yapılmıştır. Dört köşeli bazilikal plana sahip caminin duvarlarının alt bölümü taş, üst bölümü kerpiç, iç konstrüksiyonu ahşaptır. Ahşap tavanı 12 mermer başlıklı ağaç sütun üzerine oturmuştur. Kuzeyde ahşap olarak birinci sütun sırasına kadar uzanan bir alt kat ve ikinci sütun sırasına kadar uzanan bir üst kat mahfili vardır. Beş köşeli motiflerle süslü minberi, Selçuklu üslubu ahşap işçiliğinin güzel bir örneğidir. Caminin kuzeybatısında duvara bitişik olarak yükselen tek şerefeli minarenin kare kaidesi taş, silindirik gövdesi tuğladır.



Ahi Yakup Camii : İsmetpaşa Mahallesi’nde, eğimli bir arazide bulunan cami 1391'de Ahi Yakup tarafından yaptırılmıştır. Camiye doğu cephesinden 11 basamaklı merdivenle çıkılır. Taş temel üzerine kerpiçten yapılmış, kiremit çatılı sade bir yapıdır. 14. yüzyıl Ankara camileri için tipik olan mihrabı ile dikkat çeken cami yenilenerek kısmen karakterini kaybetmiştir.

Alaaddin Camii : Ankara Kalesi içinde yer alan cami 1178 tarihlidir. 1361 ve 1434 yıllarında onarım görmüştür. Duvarları kesme ve moloz taştan yapılmış, üzeri sıvalı, kiremit çatılı bir yapıdır. Ankara'nın en eski camilerinden biri olan Alaaddin Camii'nin kıble duvarı iç kalenin zindan kapısına bitişiktir. Giriş kapısı üzerinde üç yazıt bulunmaktadır. Kuzeybatı köşesinde tek şerefeli minaresi yükselir. Alaaddin Camii, özellikle 1178 tarihi taşıyan minberi, son cemaatte bulunan antik sütun başlıkları, kapı üzerindeki tamir yazıtları ile önem kazanan bir eserdir. 18. ve 19. yüzyıllarda yenilenen cami tarihi karakterini kaybetmiştir.

Aslanhane (Ahi Şerafettin) Camii : Samanpazan Aslanhane Mahallesi’nde bulunan caminin dış görünüşü çok sadedir. İlk yapılışı 13. yüzyılın başına, tamiri ise 1289-1290'a rastlar. Planı uzunlamasına beş sahınlı bazilikal tiptedir. Roma ve Bizans’ın eski yapılarından toplanan taşlarla yapılmıştır ve bugün üzeri sivri kurşun kaplama çatıyla örtülmüştür. Kıyılan işlemeli üç kapısı kuzey, batı ve doğu yönündedir. Caminin kuzeydoğu duvarına bitişik olan tek şerefeli minare, taş kare kaideli ve silindirik tuğla gövdelidir. 12 pencere ile aydınlanan caminin içinde, altışardan dört sıra olarak dizili 24 çam sütundan on altısı çatıyı, sekizi kadınlar mahfilini taşır. Tavanı ağaç oymalıdır. Tavana kadar yükselen çinilerle süslü mihrabı, Selçuklu dönemi mihraplarının en güzel örneklerinden biridir. Caminin doğusunda bulunan türbe duvarına gömülü antik aslan heykelinden dolayı Aslanhane Camii olarak anılır.

Cenab-ı Ahmet Camii : İç Cebeci Ulucanlar'da bulunan kesme taş duvarlı ve kubbeleri kurşun kaplı olan cami klasik Osmanlı yapılarındandır. 1566 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde Ankara beylerbeyliği yapmış olan Cenab-ı Ahmet Paşa tarafından yaptırılan caminin planı, kare mekân üzerinde tek kubbeli ve son cemaatlidir. Son cemaat yeri dört mermer sütunlu, üç büyük sivri kemerli ve üç kubbelidir. 12'şerden 3 sıra olarak açılan 36 pencerenin çevresi renkli kalem işleriyle süslüdür. Minberi ve mihrabı sade olup, beyaz mermerdendir. 1802, 1887 ve 1940 yıllarında onarım görmüştür.



Hacı Bayram Camii : Ulus'ta Augustus Tapınağı'nın bitişiğinde yer alan cami, 1427-1428 yıllarında Hacı Bayram Veli tarafından yaptırılmıştır. Doğu duvarı Augustus Tapınağı’na, güney duvarı Hacı Bayram Türbesi’ne dayanır.

Selçuklu mimarisi stilinde inşa edilmiş olan cami Mimar Sinan tarafından onarılmıştır. Uzunlamasına dikdörtgen planlı, taş kaideli, tuğla duvarlı, kiremit çatılı bir yapıdır. Türbenin güneydoğu duvarında yükselen iki şerefeli minaresi kare planlı, taş kaideli ve silindirik tuğla gövdelidir. Alt pencereler dışta sivri kemerli nişlerle kuşatılmıştır. Üst pencereler sivri tuğla kemerlidir. Ahşap mihrabı 17. yüzyıl sonunda ünlü Nakkaş Mustafa tarafından işlenmiş olan cami daha sonra Kütahya çinileri ile süslenmiştir. Sanat değeri yönünden ilgi çekici olan bu cami halen Ankara'nın en önemli camilerinden birisidir.

Karacabey Camii : Hamamönü’nde bulunan cami türbesi, çeşmesi ve çifte hamamıyla birlikte külliye oluşturmaktadır. 15. yüzyılda Karacabey tarafından inşa ettirilen cami eyvanlı plan tipinin Ankara'daki tek örneğini göstermektedir. Beş kubbeyle örtülü olan cami, taş ve tuğla karışımı malzemeden yapılmış olup, minaresi kuzeybatıdadır. Minaresi sırlı tuğla ve çini işçiliği ile önemli bir örnektir. Caminin yanında Karacabey'in türbesi bulunmaktadır.

Çiçekçioğlu Camii : Alparslan Mahallesi’nde Göztepe Sokağı’nda bulunan Çiçekçioğlu Camii kerpiç duvarlı, ahşap hatıllı, taş kaideli, kiremit çatılı bir yapıdır. Cami tavan sistemi, pencere üstü yazıları, mihrabı ile 17. yüzyıl sonu ve 18. yüzyıl başı Ankara camilerinin güzel bir örneğidir.

Tacettin Camii : Hamamönü Sümer Mahallesi Taçlı Sokak’ta, Karacabey İmareti yakınında bulunan cami, aynı adı taşıyan türbeye bitişik, kesme taş duvarlı, kiremit çatılıdır. Planı uzunlamasına dikdörtgen ve son cemaatlidir. Türbe batısında yer alır. Kuzeybatısında yükselen kare kaideli, silindirik gövdeli minaresi taştandır. 1901-1902’de Sultan II. Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır.

Kocatepe Camii : 16. yüzyıl estetiği ile 20. yüzyıl teknolojisinin bütünleşmesinden oluşan cami, dört minaresiyle Selimiye'yi, merkezi kubbe ve yarım kubbeleriyle Sultanahmet'i andırır. 64x67 m. (4288 m²) ölçüsündeki asıl cami (harem) kısmı, 48.5 m. yüksekliğinde 25.5 m. çapında bir ana kubbe ile örtülüdür. Ana kubbe etrafında dört yarım kubbe yer alır. Bu yarım kubbeler 12 kubbe ile genişletilmiştir. Kubbeler geleneksel tarzda kurşunla kaplanmıştır. Asıl cami kısmına, kündekâri (ahşap geçmeli) tarzda yapılmış bir ana ve dört yan kapıdan girilir. Caminin kuzey kısmında, ana giriş kapısı önünde yer alan ve 2400 m² alanı kaplayan revaklı avluyu, bir mermer şadırvan süsler. Revaklar 14 m. yüksekliğinde 26 kubbe ile örtülüdür. 10 m. yüksekliğindeki mihrap, beyaz mermerden imal edilmiştir. 8.70 m. yüksekliğindeki minber, özel süslemelerle işlenmiş mermerden yapılmıştır.



İç tezyinatta klasik Osmanlı mimarisi örnek alınmış, malzeme olarak; çini, mermer, sarı maden ve özel boyalar kullanılmıştır. Ana kubbe ve aslan göğsü yazıları pirinçten yazılmıştır. Caminin iç süslemeleri arasında ayrı bir yeri olan vitraylar, özel camdan imal edilmiş olup, klasik Osmanlı tarzı ile modern tarz arasında bir geçiş teşkil ederler. Projesi Hüsrev Tayla ve Fatih Uluengin'e aittir.

Sarıkadı (Mimarzade) Camii: Hamamönü Meydan Mahallesi Sarıkadı Sokak No:36'dadır. 18.yy sonlarına aittir. Cami, taş temelli, ahşap hatıllı, kerpiç duvarlı, kiremit çatılı bir yapıdır. Kadınlar mahfilindeki sülüs yazı, mihrabı, tavan sistemi, pencereleri ile 18. yy karakterinde bir yapıdır. Rokoko etkisi, üst pencerelerin alçı şebekesinde ve muezzin mahveli altındaki göbekte görülmektedir.

Zincirli Camii : Ulus’ta Anafartalar Caddesi’nde bulunan cami, taş kaideli, tuğla gövdeli, üzeri kiremit çatılı bir yapıdır. İlk yapılışının 17. yüzyıl ortaları veya sonu olduğu tahmin edilmektedir. Kuzeyde tek kapı ile girilen harem tek sahınlıdır. Cami içinde asılı bir levhadan 1879-1880’de tamir edildiği öğrenilmiştir. Burada “Şeyhülislam Ankaralı Mehmet Emin Efendi’nin mamuresini 1789-1880’de Ankara Valisi Hurşit Paşa tamir ettirdi” denilmektedir. Caminin kasetleme işçiliği ile yapılmış ahşap tavanı, minberi, mihrabı ve cephe düzeni Ankara’nın 17. yüzyıl sonu 18. yüzyıl başı camileri ile birlik göstermektedir.

Ankara’daki Diğer Camiler

Abdulhari Camii
Ağaçoğlu Camii
Balaban Camii
Çeşme Camii
Hacı Musa Camii
Hacı İlyas Camii
Hacı İvaz Camii
Hamidiye Camii
Hatuniye Camii
İki Şerefeli Cami
Leblebicioğlu Camii
Maltepe Camii
Molla Büyük Camii
Şeyh İzzeddin Camii
Yeğen Bey Camii
Yeni Cami
Yeşil Ahi Camii

Kayseride Tarihi Köprüler

TEKGOZ KOPRUSU

Kayseri�nin kuzeybatısında, il merkezine 30 km. uzaklıkta Kızılırmak üzerinde kurulmuş olan bu köprü, Sultan II.Rükneddin Süleyman Şah zamanında 1202-1203 tarihinde Kayserili Hacı Ali Şir Bin Hüseyin tarafından yaptırılmıştır. Köprünün iki kemeri arasında sülüs yazılı kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:

�Din ve dünyanın temel direği, İslam ve Müslümanlara güç katan, fetihlerin babası, kahredici, Sultan Kılıçarslan�ın oğlu Süleyman zamanında, Müminlerin yardımcısı, dinin özü, Allah�ın rahmetine muhtaç, Kayserili Hüseyin�in oğlu Hacı Ali Şir tarafından 1202-1203 yıllarında yapılmıştır�.

Evliya Çelebi bu köprüden şöyle söz etmiştir: �Şehrin canibi garbisinde bir saat mesafede, Kızılırmak Nehri üzerinde, iki kaya arasında inşa edilmiş bir göz köprü namı ile bibedel bir cisr ail vardır ki Sultan Süleyman asrında Koca Mimar Sinan binasıdır. Üstadı mimar Ömr keranemayesinin nice senelerini geçirip ve var kudretini sarf edip kavs-u kuzey misali bedel bir kantara bina etmiş ki, gören seyyah biihtiyar ve valih-i sergedar olarak üstadına tahsini han olur�.

Köprü kesme taştan yapılmış, ortasında 27 m. çapında, 18 m. yüksekliğinde büyük bir kemer, bunun kuzeyinde 11.5 m. çapında 7-5 m. yüksekliğinde küçük bir kemer bulunmaktadır. Köprünün uzunluğu 120 m.dir.

Günümüzde bu köprü anayol dışında kaldığından pek kullanılmamaktadır.

ÇOKGÖZ KÖPRÜSÜ

Erkilet'in kuzeyinde bulunan köprü, buradan yapılan ulaşımlarda Kızılırmağı geçmek için kullanılmaktadır. 13.Yüzyılda inşa edildiği sanılmaktadır. Kitabesi silinmiştir.

KURU KÖPRÜ (TALAS)


Kayseri Talas ilçesi, Kuruköprü Köyü�nde bulunan bu köprünün Roma döneminde su kemeri olarak kullanıldığı bilinmektedir. Selçuklular döneminde kemer araları doldurularak su bendi haline getirilmiştir.

Köprü biri sivri, 13�ü yuvarlak olmak üzere 14 gözden meydana gelmiştir. Köprünün cepheleri kesme yontma taştan, iç kısımları da moloz taştan yapılmıştır. Kuzey cephesi taş duvarlarla desteklenmiştir.

Günümüze harap bir durumda gelen köprünün üzerindeki su kanalının yan duvarları yıkılmıştır.

HABİP KÖPRÜSÜ (YAHYALI)


Kayseri Yahyalı ilçesine 18 km. uzaklıkta bulunan Yahyalı Köprüsü�nün kitabesi bulunmadığından yapım tarihi bilinmemektedir. Yapı üslubundan XVII.yüzyılda yapılmış bir köprü olduğu anlaşılmaktadır.

Köprü kesme taştan yapılmıştır.

ŞAHRUN KÖPRÜSÜ (SARIOĞLAN)


Kayseri Sarıoğlan ilçesi, Karaöz Köyü girişinde bulunmaktadır. Şahruh Bey, Alaüddevle Bozkurt Bey�in oğlu olup, bu köprüyü Kızılırmak üzerinde XVI.yüzyılın başında yaptırmıştır. Şahruh Bey�in oğlu Mehmet Bey tarafından da 1538-1539 tarihlerinde onarılmıştır. Bu onarımla ilgili bir kitabe köprü üzerinde bulunmaktadır. Kitabenin mealen anlamı:

�Bu köprüyü h.945 (1538-1539) �de Alaüddevle Zulkadirî Sasani�nin oğlu Şahruh Bey�in oğlu Mehmet Emir Abdullah eliyle onardı�.

Köprü muntazam kesme taştan yapılmıştır. Sekiz kemerlidir. Ortada yüksek sivri bir kemer, onun yanında da gittikçe alçalan beşer kemer daha bulunmaktadır. Yanlardaki korkuluklar iyi bir durumda olup, köprü günümüzde de kullanılmaktadır.

Kayseri İç Kale

ç Kale, Selçuk Sultanlarından 1.Alaeddin Keykubad tarafından 1224 yılında yaptırıldı. Kale'nin yapılış tarihini daha eskiye, Bizans dönemine götürenler de vardır. Ancak, birçok araştırmacı, burasının Selçuklular zamanında bugünkü şeklini aldığını söylerler. Kale, büyük bir ihtimalle, dış baskılara, şehri zaman zaman yağmalamak isteyenlere karşı korumak maksadıyla yapılmıştır. Kurulduğundan beri, ticari hüviyeti yüksek olan şehirde, tacirler ve zenginler olduğu için, hemen her işgal ordusu Kayseri'ye göz dikmişti. işte, bu saldırılar için kesin çözümü kale sağlamaktaydı. Yüksek duvarlarla çevrili olan bu binanın etrafında hendekler vardı ve bu hendeklere de su verildiği için buraya yabancıların girmesi hayli zordu. Ayrıca, üstündeki gözetleme kuleleri burasının sürekli stratejik önemi taşıyan bir yerleşim alanı oldugunu da göstermektedir. Kalenin iki kapısı da devamlı kontrol altında tutuluyordu. Kayseri'nin Osmanlı'ların eline geçmesi üzerine, Fatih Sultan Mehmet, kale içerisindeki Camiyi yaptırdı. Yanına da bir çeşme inşa ettirdi. Ancak bu çeşme zamanla ortadan kayboldu.
Uzun yıllar Kayseri halkının oturduğu kale içerisinde 600 kadar ailenin barındığı rivayet edilir. Bu devirlerde birkaç mahalle kale içerisindeydi. Cumhuriyet döneminde burası sebze pazarı olarak kullanıldı l982'de tamamen tahliye edildi. Son olarak Sarrat1ar, burayı kendileri için çarşı yaptılar ama çalışmayacağını düşünerek yerleşmediler.

Bugün ülkemiz sınırları içerisinde, ayakta kalabilen çok az kaleden birisi olduğu için tarihi değeri büyüktür. Köşeli elips biçimindeki kale duvarları yüksek olduğu kadar da geniştir. içerisinde mahzenler, askerlerin o dönemde barındığı özel odalar vardır. Kemer ve kubbe tarzı uygulandığı için bugüne kadar yıkılmaktan korunabilmiştir. Kaleden dışarıya açılan iki kapısı vardır. Birisi Güneye diğeri ise doğuya bakar. Güneydeki kapı kemerinin üzerinde arslan heykelleri bulunmaktadır. Sonradan meydana bakan bir kapı açılmıştır.
Kayseri'de şehir içerisinde yalnızca bu kale vardır. Kaza ve köylerde ise yine antik çağdan ve Selçuklular döneminden kalma kalelere rastlanır.
Bunlar da sırasıyla şunlardır.
Yukarı Develi Mahallesinde bulunan Kale, sarp yamaçlı ve develi ovasına hakim bir tepe üzerine inşa edilmiştir. Bu kale de, yapıldığı dönemin askeri hareketliliğine karşı halkı korumak için ve gerektiğinde savunma amacıyla kullanılmak üzere inşa edilmiştir. Kale günümüze bazı bölümleriyle gelmiştir. Sağlam olduğu dönemde mahzenleri, su sarnıçları, burçlarıyla bir bütünlük ortaya koyuyordu. Büyük bir ihtimalle
Bizanslıların son döneminde inşa edilmiş olabilir. Eseri Selçuklulara mal
eden araştırmacılar da vardır.
Etiler döneminde inşa edilmiş bir kaledir. Bu kale de, dar bir geçitten girilebilen sarp bir yamaca kurulmuştur. Kale'nin bulunduğu kayalara elinde mızrağıyla ejderhayı andıran kabatmalar vardır.
Bu han, Kayseri'ye doğudan gelen yolcuların şehre girmeden önce burada konaklamalar için inşa edilmiştir. inşaat tarihi bilinmemekle beraber, 13. Ya da 13. Asırda yapılmış olması ihtimali, inşaat tarzı ve taşlardaki işçilikten ortaya çıkmaktadır. Han'ın kitabesi kaybolmuştur. Kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Yakınındaki Haydarbey Köşkü inşaatıyla üslup olarak büyük benzerliği olduğu için aynı dönemde ve hatta bu köşkle birlikte inşa edilmiş olabileceği sanılmaktadır.

Pınarbaşı ilçesinin Melik Gazi Köyünde bulunan Kale, köyün kuzeyindeki yüksek bir tepeye inşa edilmiştir. Selçuklu dönemi eseridir. Kullanılmadığı için korunamamış ve harabe haline gelmiştir.

Kayseri'ye 60 kilometre uzaklıkta ve şehrin kuzeydoğu istikametindedir. Akkışla sınırları içerisinde olduğu için bu adla anılmaktadır. Hangi döneme ait olduğu konusunda kesin bir bilgi yoktur.
Yeşilhisar kazasında bulunan Kale, özellikle Selçuklular ile Osmanlılar zamanında çevrede önemli bir karakol görevi görmüştür. Daha sonra kale korunamadığı için yıkılmıştır. Eserin Selçuklular dönemine ait olduğu sanılmaktadır.
Pınarbaşı ilçesine bağlı Viranşehir köyündedir. Bu kale de Selçuklular döneminde faal haldeydi. Bilahare korunamadığı için harabeye döndü.
Bizanslılar tarafından Kayseri'nin uzaktan korunması için Hisarcık'ta inşa edildiği sanılmaktadır. Ancak Kayseri'nin Selçuklular tarafından fethedilip dış akınlardarı korunması üzerine bu kale fonksiyonunu kaybetti, terkedildiği için de korunamadı ve yıkıldı.
Etiler döneminde Kızılırmak üzerinde inşa edilen bu kale, Kayseri'nin güneydoğu yönünde ve 65 kilometre mesafesindedir. Amarat köyü ile Çukur kasabası arasındaki bu kale de bilahare terkedildiği için büyük ölçüde tahrip olmuştur.
Kayseri'de yalnızca kalıntıları bulunan dış surlar, Düvenönü meydanından başlayarak Cumhuriyet Meydanı�na doğru uzanmakta ve Kalenin kuzey cephesiyle birleştikten sonra Talas Caddesi boyunca uzanıp Yoğunburç'tan tekrar Düvenönü�ne yönelmektedir. Kıçıkapıyı boydan geçen surlar Düvenönün'de noktalanmaktadır.

Surlar, Miladi 5.Asırda, Bizans imparatoru Jüstinyen tarafından yaptırılmıştır. O dönemde dış akınlara karşı yaptırılan surlar oldukça yüksek ve genişti. Kalıntılarından da anlaşılacağı üzere sığınma yerleri gözetleme kuleleri ve burçları bulunan bu surlar, döneminde de şehri kuşatma görevini devam ettirmiştir. O yıllarda saldırılarda zaman zaman tahrip olmuşsa da, bunları 1. Alaeddin Keykubat onartmıştır. Bugün modern bir şehrin kurulduğu bu surlar içerisinde, eskiden 19 mahalle vardı. Surlar�ın Güney köşesinde Yoğunburç, o dönemki tabiriyle ''Pasban'' (bir karakol) kuzey köşesinde ikinci Pasban yer alıyordu. Ana giriş kapısı kuzeyde olan surların bu kapısını Meydan kapısı deniliyor ki, şimdiki iki Kapılı Meydan Camii ile Kale'nin arasında bulunuyordu. Diğerleri ise, Yeni Kapı, Sivas Kapısı, Kiçikapu, Boyacı Kapısı adlarını almaktadır. Surlar'ın sadece kuzey ve doğu cephelerinden bazı kalıntılar bulunmaktadır.